TOPLUM VE BİREY İÇİN ÜRETEN DUYARLI BİR YÜREK CEVDET BAĞCA İLE RÖPORTAJ

Toplumun ve içinde yaşayan bireylerin özgürlüğüne, acılarına, sorunlarına yönelen, daha güzel bir dünya için üreten her sanatçı önemlidir. İşte Cevdet BAĞCA da bu özel sanatçılardan birisi olup, yaşadığımız dönemin önemli söz yazarı, besteci ve ses sanatçılarındandır. Ayrıca film müzikleri ve belgesel çalışmaları yapmıştır. 

Albümleri:
Simurg (2000), Emanet (2005), Mayna (2007), Nuda (2011), Haymatlos (2015), Rind (2023)

A. EROĞLU: Röportajımıza başlarken öncelikle okurlarımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?
   C. BAĞCA: 1965 yılında Iğdır’ın Melekli kasabasında dünyaya geldim. Çok küçük yaşlarda (2 - 3 gibi) ailem ekonomik sebeplerden dolayı Manisa’nın Turgutlu ilçesine taşındı. İşçi bir ailenin 6 (altı) çocuğundan biriyim. İlköğretimi ve liseyi Turgutlu’da okudum. Daha sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde eğitimime devam ederken politik sebeplerden dolayı üniversiteden atıldım. Tekrar sınavlara girerek Ankara Gazi Üniversitesini kazandım. Yine zorluklarla geçen öğrencilik yıllarımın ardından öğretmen olarak mezun oldum. Baran (eczacı) ve Güneş (resim öğretmeni) adında iki çocuk babasıyım ve halen Manisa/Turgutlu’da yaşamaktayım.

A. EROĞLU: Dikkat ettiğim kadarıyla konserlerinizde her şarkıdan önce kısa anekdotlar, hikayeler vs anlatıyorsunuz. İlk bakışta klasik sanatçı-izleyici yakınlaşması gibi gözükse de ben bunları felsefi ve toplumcu mesajlar olarak algılıyorum. Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?
     C. BAĞCA: Her sanatçı aslında yaşadığı çağın tanığıdır. Duyarlı bireylerde ve sanatçılarda bu tanıklık, beraberinde sorumluluğu ve eylemi getirir. Bu tanıklığı yaparken sahnede çoğu zaman gerek mizahi ve gerekse dramatik yaklaşımlı, çoğu yaşanmış mini hikaye anlatıyorum. Bunları anlatırken izleyici çağa tanıklık ettiğimi bilsin istiyorum. İçinde yaşadığımız dünyanın sorunları sadece o sorunları yaşayan toplumların değil, bizim de sorunumuz olduğunu, bu sorunlara karşılık sanatımızın gücüyle yanlarında olduğumuzu hissettirmek gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde sanatçı da olsak toplumda diğerlerinden farkımız kalmaz.

A. EROĞLU: Sizce izleyicileriniz sizin anlattıklarınızdan etkileniyor mu ya da sahnede bu etkileşim sizde hangi duyguları uyandırıyor? Bu durum sahne performansınızı nasıl etkiliyor?
    C. BAĞCA: İzleyici elbette etkileniyor. Hatta şöyle açıklayayım; bir etkileşimin sonuçları hiçbir zaman pozitif veya negatif tek taraflı olamaz. Anlattıklarım okuyacağım eserin içeriği hakkında pusula bilgidir diyebiliriz. Zaten bir sanatçının sahnede nefes alış verişinden tutun, hal ve tavırları dahi izleyicinin ruhunu etkilediği gibi izleyicilerin de en küçük tepkisi bizi sahnede öyle etkiler. Aslında izleyici ve sanatçı (müzisyenler-orkestra ve diğer görevliler dahil) bu etkileşimin içerisindeki bir bütündür. Bu durum genellikle sahne performansımı pozitif etkilemektedir.

A. EROĞLU: Yaşanabilir bir dünya için özelde şiirin, genelde ise sanatın önemini ve gidişatını nasıl görüyorsunuz?
   Sorumu biraz daha açayım. Gidişattan kastım; günümüzde toplum sanata daha çok bilgisayar ya da iletişim araçları üzerinden ulaşmayı tercih etmektedir. Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?
   C. BAĞCA: Öncelikle şunu belirteyim; edebiyatın içinde şiir en çok ilgi duyduğum sanat dalıdır. Şiir ve sanat insanların hayatından uzaklaştıkça dünya çirkinleşir. Özelde şiir, genelde sanat, yeryüzünün daha yaşanabilir ve güzel olması için kısaca, yaşanabilir bir dünyanın önündeki engellerin kaldırılmasında en önemli araçlardır.
    Günümüzde bilişim çağının hızla ilerlemesi ilk bakışta edebiyatın ve sanatın büyük bir hızla kitlelere ulaştırıldığı kanısı oluştursa da sanal ortama da sanatın topluma kazandırdığı kültür, bilgi ve etkileşim sınırlı kalmaktadır. Gündelik yaşamda bireylerin birbirleriyle ve doğadaki canlılarla etkileşimi kendiliğinden gerçekleşir ve çoğu zaman üzerinde düşünülmez. Az önce de konuştuğumuz gibi gerek benim gerekse diğer sanatçıların icra ettiği sahne performanslarında ise etkileşim, sahnedeki sanatçıların ve diğer unsurların yarattığı, kaynağı yaşamın özünden oluşan özel bir etkileşimdir. Bu sahnedekiler ve izleyiciler ya da dinleyiciler arasındaki inanılmaz bir bağın alışverişidir. Bunu sanal ortama taşımanın mümkünü yoktur. Ne yazık ki içinde bulunduğumuz çağda sanatsal alanların dolmaması hatta boşluk sebebi, toplumun kolay ulaşabilme ve ekonomik şartlarından dolayı bilgisayar ve diğer iletişim araçlarını tercihi de bu yüzdendir. Eğer tersini düşünecek olsaydık, tüm okulları kapatıp bilgiyi ve eğitimi sanal dünya üzerinden yapardık.  Kısaca sanal olmayan, gerçek ortamda icra edilen sanat, oraya gelen topluluğun ve sanatçıların özel tercihidir. Bu da etkileşimi en üst düzeye taşır ki bir sanatçıyı var eden en önemli unsur da budur.
 A. EROĞLU: Sahne; müzik, tiyatro vs gibi eserlerin sunulması için ayrılmış alandır, denir. Peki bu tanımın dışında sizin için sahne nedir ya da bir sanatçı için sahne ne olmalıdır?
C. BAĞCA: Bu tanımın dışında, sahne bir sanatçı için özgür, hatta sanatçının dokunulmaz alanı olmalıdır. Yani demek istediğim, sahne sanatçının Hyde Park’ı olmalıdır. Aslında sadece sanatçılar açısından değil, örneğin akademisyenler için de bulunduğu kürsü onun dokunulmazlık alanı olmalıdır. Aksi halde bir toplumun bilimi, sanatı nasıl ilerleyebilir ki? Hatta bunu toplumun gelişimine katkı sunan diğer meslek gruplarına da yayabiliriz.

A. EROĞLU: İzniniz olursa biraz da özel yaşamınıza girebilir miyiz? 
    C. BAĞCA: Tabii ki.     
A. EROĞLU: Şimdiki sorum hakkında hiç konuşmadığınızı ve konuşmak istemediğinizi biliyorum. Fakat baştan her şeyi sorabilirsin demiştiniz (gülüşüyoruz). 2010 yılına kadar öğretmenlik ve müzik çalışmalarınızı birlikte yürüttünüz ve 29 Haziran 2010’da Siirt’te bir konserdeki konuşmanızdan dolayı (bunlar basında yer aldığı için detaya girmiyorum) 10 ay hapis ve öğretmenlik mesleğinden men edilme cezası aldınız. Yargılanma sürecinde eşiniz Beyhan Hanım kanser hastasıydı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde tedavi görüyordu. Bu zorlu süreçte eşiniz Beyhan Hanım’ı kaybettiniz. Yakın dostlarınızdan edindiğim bilgiye göre, eşinizin yanına gittiğinizde öncelikle doktorlardan durumu hakkında bilgi alıp sonra eşinizin yanına gidermişsiniz. Geçirdiğiniz bu kabus dolu günlerin birinde, doktor eşinizin durumunun artık ümitsiz olduğunu söyler ve siz eşinizin yanına gittiğinizde artık Beyhan Hanım’ın konuşacak mecali dahi yoktur. Eşinizin başucunda ellerini tutup şöyle seslenirsiniz  “Günü gelir sen de benden çekip gidersen / Ellerini ellerimden alıp gidersen / Gidip de bir daha dönmeyeceksen/ Al ömrümü koy ömrünün üstüne / Senden gelsin ölüm başım üstüne” dizelerini birer yürek sözü olarak eşinize söylersiniz ve çok kısa süre içinde eşiniz Beyhan Hanımı kaybedersiniz. Bir müddet sonra bu veda konuşmanızı yukarıda belirttiğim dizelere dökerek, ilerleyen süreçte ünü ülke sınırlarını dahi aşan besteyi yaparsınız. (Sözümü kesti, bu konuda konuşmak istemiyorum dedi, sustum.)
    Birkaç dakika konuşmadan öylece sustuk. Sonra özür dileyerek tekrar sordum. Sadece şunu söyleyin, doğru mu?
   C. BAĞCA: (Bir müddet sesiz kaldıktan sonra) “tevatürdür” dedi. (not: tevatür, doğruluğu gerekli ve yeterli delillerle temellendirilmiş şuur muhteviyatı.)

A. EROĞLU: Özel ve kendi iç dünyanızdan konuşmaktan pek hoşlanmadığınızı biliyorum. Konuyu değiştireceğim. Beğendiğiniz şair ve ses sanatçıları kimlerdir?
    C. BAĞCA: Elbette beğendiğim birçok şair ve sanatçı var. Hatta öyle ki bu konuda bir çırpıda isim saymak güçtür. Çünkü bazen bu isimleri sayarken insan en sevdiği ismi dahi unutabiliyor. Madem ki ısrar ettiniz, isimleri ilk aklıma gelen şairler; Nazım Hikmet, Enver Gökçe, Ahmed Arif, Şükrü Erbaş, Ahmet Telli, Murathan Mungan, Yılmaz Odabaş, Şili’den Pablo Neruda, Gürcistan’dan Vladimir Mayakovski vs.
Ses sanatçıları ise elbette öncelikle Ahmet Kaya ki onun yeri bende bir başkadır. Zülfü Livaneli, Erkin Koray, Nurettin Rençber, Cem Karaca vs.
A. EROĞLU: Yurtdışında hangi ülkelerde konserler verdiniz? Yurt dışı konserlerinde gözlemleriniz neler?
    C. BAĞCA: Özellikle Avrupa’da çok konser verdim. Hatta birkaç hafta öncesinde yine Avrupa’da idim. İlk aklıma gelenler Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Belçika, Hollanda, İsviçre, İsveç vs. gibi. Hatta Avrupa’nın tamamına yakın ülkelerde sahne aldım.
    Avrupa’daki konserlerimde tabi ki ülkemizdeki konserlerden heyecan olarak pek bir fark yok. Sadece oradaki topluluklarda daha bir hasret, daha bir özlem var. İzleyiciler bizim şarkılarımızla birlikte hasret giderirken aynı zamanda biz sanatçılardan memleket ile ilgili güzel haberler duyma özlemini de hissediyoruz. Aslında beraberinde getirdikleri yabancı arkadaşları, eşleri ya da sevgililerine bizim müziğimizi dinletirken kendi müzikleri, kültürleri ile övünmek, gururlanmak istediklerini hissediyorum ve bu çok güzel ve asil bir duygu. Dikkatimi hep şu çekmiştir; izleyici kitlesinin içinde azımsanmayacak oranda yabancı, yani o bölgenin insanları oluyor. Bu da genelde oradaki gurbetçilerimizin misafir getirdiği insanlardır. Tabi ki merakla kendiliğinden gelen yabancı izleyici de var. Aslında ben bu açıdan yurt dışındaki hemşehrilerimizi ve yabancı izleyicilerimizi gönüllü birer kültür elçisi olarak görüyorum. Bu vesileyle yurtdışında bizleri yalnız bırakmayan tüm izleyicilerime ülkemiz adına teşekkürlerimi sunuyorum.

A. EROĞLU: Öncelikle misafirperverliğiniz için çok teşekkür ediyorum. Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
     C. BAĞCA: Asıl ben teşekkür ederim. Özellikle tekrar şunu belirtmek isterim; şiirsiz dünya anlamsızdır, şiirsiz dünya karanlıktır, bizim sanatımızın da başlangıç noktası şiirdir. Bu vesileyle “Nehirden” dergisi okurlarına ve tüm dünyaya barışla, sevgiyle, sanatla ve şiirle kalın diyorum.

14. sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir