ŞARKILARIMIZ, TÜRKÜLERİMİZVE HİKAYELERİ – IV

Nehirden Dergisi’nin Mart-Nisan 2026 ve Mayıs-Haziran 2026 ile Temmuz-Ağustos 2026 sayılarında yayımlanan yazı dizimizin 1. 2. ve 3. bölümünde de yer aldığı üzere, yaşanmışlıklarımızın bir yansıması olarak kalbimizde hissedilen duygular; önce sözlere, sonra notalarla yoğrulup nesiller boyu unutulmaz eşsiz musiki eserlerine dönüşerek, nesilden nesile aktarılan, gönlümüzde iz bırakan şarkılarımıza ve türkülerimize dönüşürler.
Yıllar boyu doyumsuzdurlar ve her seferinde aynı duygu, aynı hazla dinler ve eşlik ederiz. Çünkü içtendir, bizdendir ve bizi anlatır.
Bazen hüzünlü nağmelerle içimizi burkarken, bazen de neş’eli ezgilerle içimizi kıpır kıpır yapar, kimi zaman da bizi alıp geçmişe götürendir ve anı kokar, hasret kokar, sevgi kokar, sıla kokar, yar kokarken görünmez yaralarımıza dahi merhem olur, yıllarca dillerde dolanır ve her duyguyu, her anı en iyi yansıtan “özü”, “Müzik”tir çünkü bu şarkılarımızın ve türkülerimizin…
Bu yazı dizisinde birçok şarkı ve türkünün az bilinen ve özünde yatan hikayelerine yer verilmektedir.
-Türk Sanat Müziği’nin unutulmaz eserleri arasında yer alan “Veda Busesi” şarkısı, bir sevgiliye yazılmış hissiyatı verse de aslında Orhan Seyfi Orhon’un kanserden ölen kızına yönelik duygularını kaleme aldığı bir şiirdir. Hikayesi ise şöyledir. Şairimiz, önceki yıllarda büyük bir aşkla sevdiği eşini kaybetmiş, o büyük aşkından da geriye bir tek kızı kalmıştır. Eşini kaybettiğinde büyük acılar çeken şair, çok üzlmüş, ağlamış ve bu durumuna kızı da şahit olmuştur.
Ne garip tecellidir ki yıllar sonra kızı kansere yakalanmış ve ölüm döşeğine düşmüştür. Birgün Orhan Seyfi kızının başında otururken, kızı ona “baba, annem öldüğünde çok ağladın bana söz ver ben öldüğümde asla ağlamayacaksın” demiştir. Fakat kızının vefatından sonra Orhan Seyfi göz yaşlarını tutamamış, verdiği sözü yerine getirememiş, duygularını ise şiire yansıtmıştır. Bu hazin ve anlam yüklü şiiri de Yusuf Nalkesen 1951 yılında Muhayyer Kürdî Makamında bestelemiştir.
Şirin dizeleri ise şöyledir;
Hani o bırakıp giderken seni,
Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
Alnına koyarken veda buseni,
Yüzüme bu türlü bakmayacaktın?
Gelse de en acı sözler dilime,
Uçacak sanırım birkaç kelime,
Bir alev halinde düştün elime,
Hani ey gözyaşım akmayacaktın?

-“Hey Onbeşli” adıyla Halk Müziği’mizin yıllardır dillerden düşmeyen türküsü; Çanakkale Savaşlarında askere alınabilecek kimse kalmayınca 15-16 yaşlarında daha çocuk sayılabilecek gençlerin cepheye çağrılıp, vatan için şehit olmaları üzerine onların arkasından yakılmış Tokat yöresine ait aynı zamanda iki sevgilinin hazin ve anlamlı bir hikayesini de anlatmaktadır.
Tokatlı Halil ve sözlüsü Hediye’nin trajik hikayesini yansıtan bu türkü, Çanakkale Savaşında Halil’in fedakarlığı ile Hediye’nin acı dolu kaderi üzerine kuruludur. Halil evin en küçüğüdür. O dönemin yasalarına göre, her evde bir erkek, ailesinin güvenliğini ve geçimini sağlamak için askere alınmayabiliyordu. Ancak Halil, gönüllü olarak Çanakkale’ye gitmeye karar verir. Geride bıraktığı annesi Rum çeteciler tarafından öldürülür, sözlüsü Hediye ise kaçırılır ve uzun bir süre çetecilerin elinde esir kalır ve büyük acılar yaşar. Hediye uzun bir aradan sonra serbest bırakılır ve köyüne geri döner. Aynı dönemde, Halil de savaştan köyüne dönmüştür. Ancak Halil, Hediye’nin başından geçenleri yanlış anlar ve bu yanlış anlaşılma, kavuşmalarını da imkansız hale getirir. Türkü, Halil ve Hediye’nin karşılıklı konuşması şeklinde söylenir ve her iki karakterin yaşadığı derin acıyı, birbirlerine olan özlemi ve büyük trajediyi dile getirir.
“Hey Onbeşli” türküsü, Çanakkale Savaşı sırasında yaşanan büyük acıların ve fedakarlıkların bir yansıması, bir dönemin acı dolu gerçeklerini ve savaşın getirdiği yıkımı, halkın duygu ve düşüncelerini dile getirir. Bu ağıt türkü, savaşın ve ayrılıkların derin acılarını yansıtan evrensel bir tema olarak müzik tarihinde yerini alır.
Türkünün sözleri şöyledir;
Hey on beşli on beşli,
Tokat yolları taşlı.
On beşliler gidiyor,
Kızların gözü yaşlı.

Aslan yârim kız senin adın Hediye,
Ben dolandım sen de dolan gel beriye,
Fistan aldım endazesi onyedi ye.

Giderim elinizden/Kurtulam dilinizden/Yeşil baş ördek olsam/Su içmem gölünüzden.
Aslan yârim kız senin adın Hediye,
Ben dolandım sen de dolan gel beriye,
Fistan aldım endazesi onyedi ye.

Gidiyom gidemiyom,
Sevdim terk edemiyom,
Sevdiğim pek gönüllü,
Gönlünü edemiyom.

Aslan yârim kız senin adın Hediye,
Ben dolandım sen de dolan gel beriye,
Fistan aldım endazesi onyedi ye.

-Özgün Müzik ve Halk Müziği sanatçısı Onur Akın’ın besteleyip seslendirdiği “Beni Bekledinse” şarkısı da birbirini çok severek evlenen bir çiftin hüzünlü hikayesini yansıtır.
Henüz yeni evli olan çiftin saadeti, erkeğin işlemediği bir suçtan dolayı 20 yıldan fazla ceza almasıyla yarım kalır. Cezaevinde bir süre görüş günlerinde birbirlerini görebilmektedirler. Fakat uzun süre cezaevinden çıkamayacağını anlayan adam, bir gün eşine; “Bak sevgilim, benim buradan çıkmam çok uzun zaman alacak ve ben yandım, senin de benim yüzümden yanmanı istemem. Ben senden razıyım, eğer karşına sevebileceğin birisi çıkarsa onunla evlen ve kendini kurtar… Yalnız senden bir şey istiyorum. Ben birgün buradan çıkarsam eğer, sadece bir kez evimize geleceğim. Hani evimizin önündeki Akasya ağacı var ya, işte o ağaçta senin sevdiğin kırmızı eşarbını görürsem, evimize gelip kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ancak, göremezsem de hiçbir şekilde hayatına dahil olmadan sessizce gideceğim” der ve bir daha görüşe de çıkmaz.
Uzun yıllar sonra yorgun bir yürek ve yaşlanmış bir bedenle tahliye olan adam, kafasında binbir soru ve düşünceyle evinin yolunu tutar. Evi uzaktan gören bir yerden evine bakınca adeta nutku tutulur. Akasya ağacında bir değil binlerce kırmızı eşarp görür…
İşte aradan ne kadar zaman geçse de gerçekten sevenin beklediği, gerçekten beklenilenin de sevdiğine olan inancının değişmeyeceğini vurgulayan bu hikaye, kaldığı yerden mutlu bir şekilde devam eder.
Bu hikayeyi yansıtan dizeleri Ülkü Tamer kaleme alır ve Onur Akın da besteler.
Sevda değildi bu
Sanki bir düştü
Sürecek diyordun
Sonsuza kadar
Takvim yaprağına ayrılık düştü
Aramıza girdi bu kara duvar
Takvim yaprağına ayrılık düştü
Aramıza girdi bu kara duvar
Beni bekledinse
Yağmurda, karda
Beni bekledinse
Derin rüzgarda
Beni bekledinse
Yorgun yıllarda
Susuz yüreğimde
Çiçekler açar
Yüzün ay ışığı
Vuran bir koydu
Saçların gecede
Samanyoluydu
İçin güneşlerle
Dolu doluydu
Önce gözlerine
Gelirdi bahar
Beni bekledinse
Yağmurda, karda
Beni bekledinse
Derin rüzgarda
Beni bekledinse
Yorgun yıllarda
Susuz yüreğimde
Çiçekler açar
Beni bekledinse
Yorgun yıllarda
Çorak yüreğimde
Çiçekler açar
Beni bekledinse
Yağmurda, karda
Beni bekledinse
Derin rüzgarda

Farklı ortamlarda ve çeşitli ruh hallerimizle kulaklarımızda yankılanan birçok şarkı ve türküyü, hikayelerini bilerek dinlediğimizde; o eserler, daha anlaşılır olmakta ve ruhumuzun derinliklerinde de daha anlamlı bir iz bırakmaktadır.

Hasan Tahsin Deda

Similar Posts

  • Mavi Kuş

    MAVİ KUŞ Ilık sabah güneşi, rüzgârla salınan tül perdelerden sızıp halının çiçekleriyle oynaşıyordu. Kırmızıdan laciverte, oradan yeşile, beyaza… Hatta şu kenardaki siyaha kadar uzanan renklerin arasında adeta göz kırpıyordu.Behzat, çayından bir yudum daha almak için gözlerini okuduğu dergiden ayırdığında, salonun ortasını boydan boya kaplayan, senesi unutulmuş emektar halıda daha önce hiç görmediği bir şey fark…

  • Ölü Bir Balığın Hikâyesi

    Duvarda asılı kalmış bir saatli maarif takvimi. Sararan yapraklarından birini kopardım. 30 Haziran 1975. Bu duvar, bu takvim ve bu ev çürümeye sıcacık bir yaz günü terk edilmiş. Vazgeçmek, bir şeylerden umudunu kesmek böyle bir haldir zaten. Arkana bakmadan çekip gittiğinde hayal bile edemeyeceğin ayrıntıları da geride bırakıverirsin bir çırpıda. Kenarda duran sehpanın üzerindeki akvaryumu…

  • Delinin Düşü

    Güneş, pencereden usul usul sızıyordu. Yatakhanenin ağır rutubet kokusu, iyice içime işlemişti. Sıra sıra dizili yataklarda horlayarak hülyalar aleminde dolaşanların kükremeyi andıran seslerini saymazsak, ortamın sessizliğini bozan tek ses, duvar saatinden duyulan “tik-tak”lardı.. Bu sükun ortamını bozmaya bence hiçbir mahlukun hakkı yoktu. Saat “tik-tak”ları; sessizliğin içinde dalga dalga yankılanıyordu ve bana dini ayinlerde okunan ilahileri…

  • ELLERİNDEN ÖPERİM DENİZ

    zamanın ördüğü fırtınayaşanan bunca acıaklımdan uçar gider seni görüncebir ana kucağısıninsanı bağrına basankederi tasayı unutturan çocuk olurumkumsalında mutlulukdalgalı eteğindesevinçten bir çığlıktutuşur umudun ellerikuşlar içimde sonsuz mavicıvıldar söz dinlemez ufkumaşka döner yeryüzü insanmışım derimözgürmüşüm meğerne eşsiz yaşamne muazzam dünyasın senellerinden öperim deniz Fazlı Humar

  • Sallanan Sandalyem

    Kimler geldi, kimler geçti diye düşündü. Artık yıpranmıştı. Boyası dökülmüş, bakımsızlıktan viraneye dönen evler gibi olmuştu. Ne çok şey görmüştü, anlatsa bir ömre sığmazdı. Çok genç olduğu zamanlar geride kalmıştı. Artık anılarına sarılıyor, onlarla oyalanıyordu. En sevdiği saat dilimi, geceydi. O zaman dinlendiğini hisseder yalnızlığın tadını çıkarır ama bir o kadar da üzülürdü. Dün yaşadığı…

  • Sessizce

    Yorgun yıllar kederi kirlenmiş kaldırımlarıSuskun ömürler bekler paslı kapılarıSoluk renkli mevsimler üzgünDağınık anılar yağar sancılı kalplereÇalan bir şarkıda nefesler ağlarSessiz Çocukluk seni saklarGülümsemez geceler yağar karanlıklarSoğuk üşür tenler sızlarKıvranır şiirlerde adressiz uçan TurnalarHançer köklü yaralar usulca büyürDerin acıların izleri çığlık amansız yürürYalnızlık asil hür ve tekSuda yanan incileri güneşinTomurcuğa durur koynunda ormanınEski bir zaman sabahının…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir