Sallanan Sandalyem
Kimler geldi, kimler geçti diye düşündü. Artık yıpranmıştı. Boyası dökülmüş, bakımsızlıktan viraneye dönen evler gibi olmuştu. Ne çok şey görmüştü, anlatsa bir ömre sığmazdı. Çok genç olduğu zamanlar geride kalmıştı. Artık anılarına sarılıyor, onlarla oyalanıyordu.
En sevdiği saat dilimi, geceydi. O zaman dinlendiğini hisseder yalnızlığın tadını çıkarır ama bir o kadar da üzülürdü.
Dün yaşadığı bir olay çok canını sıkmıştı. Kaç yerinden kırılmış, hırpalanmış, yerlere atılmıştı. Gençler arasında çıkan bir kavgadan o da nasibini almıştı. Oysa, sessiz sedasız bir köşede bekliyordu. Onu artık kulllanmadıklarından dolayı fazla göz önünde tutmazlardı. Ona rağmen zarar görmüştü.
Gözlerini kapattı, eski güzel günleri anımsadı. En çok yeni yürüyen çocuklar ona ilgi gösterirlerdi. Kucağına oturmak için öyle bir çabalayışları vardı ki…
Başaramayanları anne yada babaları kucaklar, kucağına oturturlardı. Kedilere bile kucak açar, sevgiyle mırıldanışlarını dinlerdi. Bazen sevgililer gelir, onu bir masaya yanaştirırlar, neler konuşurlardı neler, bir bilseniz? Bazı günler evsizler bile uyurlardı kucağında… Şimdi çürüğe çıkmak çok zoruna gidiyordu.
Bu sabah hava çok soğuktu. Sokaktan geçenler paltolarına sarılmış, titreyerek yürüyorlardı. O çok sevdiği evsizin biri gelmiş, onu sırtladığı gibi uzaklaşmıştı oradan. Sonunun geldiğini anlamıştı. Evsiz de ne yapsın? Yaşamak, yemek, ısınmak zorundaydı. Önce kolları, sonra gövdesi çatırdadı. Paramparça olmuştu. Üzüntüsünün yerini bir mutluluk aldı. Sonunda bir işe yarayacağım diye düşünürken bir kibrit aleviyle aydınlandı. Evsizin önce ellerine sonra yüreğine doladı sıcaklığını!
Yasemin Yazgan