“Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma,
Zer-dûz palan ursan eşek yine eşektir.”
Tanzimat dönemi şairi ve fikir adamı Ziya Paşa’nın Terkib-i Bendinde geçen bu beyiti, ilk kez ortaokul üçüncü sınıftayken Türkçe öğretmenimden işitmiştim. Hep yaptığım gibi hemen Türkçe defterimin bir köşesine, öncekilerin yanına yazmış ve ezberlemiştim. Bugünkü Türkçesi ile “Kötü asıllı kişiye giydiği süslü kıyafet, asalet verir mi hiç, eşeğe altından palan (semer) vursan eşek gene de eşektir.” anlamına gelir. At, eşek gibi binek hayvanlarını, sadece kırsalda ya da filmlerde gören biz şehir çocukları için bazı noktaları açıklamam gerek. Palan ya da semer bu gibi hayvanların sırtına, binicinin rahatça oturması için konulan şeyin adıdır. Kötü asıllı kişinin “eşek”le özleştirilmesinin sebebinin de; en kötü, ağır işleri eşeklerin yapması, eşeğin çok inatçı yapıda olması, ata göre eğitilmesinin zor olmasıdır diye düşünüyorum.
Ziya Paşa’nın beyitler boyu, hayat ve kâinata dair sırlar verdiği Terkib-i Bendinin her bir beyiti ayrı bir yazı konusu olacak kadar engin anlamlar içerir. Yukarıda da; mayası bozuk, kötü insanı, hiçbir makamın, mevkiinin, etiketin asil yapamayacağını; en değerli, en yüksek görüntü, statü, konum değiştiren kalıpların, ünvanların, etiketlerin, özü değiştiremeyeceğini bize mert bir seda ile haykırır adeta.
Hikâye bu ya: Bir diyarda bir padişah, kediyi öyle bir eğitmiş ki, kedi, padişah elini şıklattığında iki ayağı üzerinde yürüyüp, iki ayağıyla bir tepsi taşıyıp kahve servisi yapar hale gelmiş. Padişah bunu göstermek için vezirini ve saray görevlilerini toplamış ve gösterinin ardından vezirine dönüp “Görüyor musun vezirim, eğitim ne kadar önemli.” demiş. Vezir de “Evet, haklısınız padişahım ama asalet de çok önemlidir. Hatta asalet olmadan eğitim o kadar da önemli değildir.” diye cevap vermiş. Padişah üstelemiş: “Hayır, eğitim daha önemlidir.” Vezir, asalette ısrar etmiş. İkisi de fikrinden caymayınca tartışma uzamış. Padişah, en sonunda öfkelenmiş ve vezire iddiasını ispat etmesi için üç gün süre vererek ispatlayamazsa en ağır cezaya razı olmasını söylemiş.
Vezir, girdiği söz düellosundan pişman evine dönmüş ve iki gün kara kara düşünmüş. En son üçüncü gün, ne yapacağını bularak yanında küçük bir kutu ile padişahın huzuruna çıkmış. Padişaha, kediyi kahve servisi için çağırmasını rica ederek kedinin iki ayağında kahve tepsisi ile ortaya çıkışını beklemiş. Kedi, tam padişaha kahveyi sunarken, vezir elindeki küçük kutudan minik bir fareyi salıvermiş. Padişahın maharetli kedisi, tepsiyi, fincanı, kahveyi bir kenara fırlatarak farenin peşine düşmüş. Padişah olana bitene şaşkın şaşkın bakarken vezir, iddiasını ispatlamanın rahatlığıyla arkasına iyice bir yaslanmış ve “Padişahım, görüyorsunuz, asalet, eğitimden önemlidir.” demiş.
İlkokul yıllarımda sınıf kütüphanesinden alıp, defalarca okuduğum Ezop Masallarında da buna benzer bir fabl vardı: “Hayvanlar tilkiyi kral seçmişler, tilki mutlu, hayvanlar mutlu. Tilki, krallığın bütün esaslarına harfiyen uyuyor, gösterişli törenlerde başında tacı, elinde krallık asası ile o kadar tahtını dolduruyor, o kadar muhteşem görünüyor ki bütün hayvanlar seçimlerinden memnun, birbirlerine kralı anlata anlata bitiremiyorlar. Bir tek, yükseklerde yaşayan dağ keçisi, kendisine gelip yeni kralı övenlere bıyık altından gülerek hiç cevap vermiyor. Gene bir gün, kral, süslü tahtırevanının içinde, iki yana dizilmiş tebaasının alkışları ve hayranlık tezahüratları arasında ilerlerken, yolun kenarında bir tonuzlan böceği görüyor. (Tonuzlan böceğinin gübre yığınlarını top haline getirerek yuvarladığı için farklı bir adı da var.) Tilki kral, tonuzlan böceğini görür görmez, tahtı, tacı, asayı bir kenara fırlatarak tahtırevandan atladığı gibi böceği ağzına atıveriyor. Ve bu da sahte asaletinin ve saltanat günlerinin sonu oluyor.” Kesin bilgi olmamakla birlikte; M.Ö. 621 yılında Trakya’da doğduğu, hayatının bir kısmında köle olarak yaşadığı, azat olunca birçok yere yolculuk yapıp Delphoi’de bir cinayete kurban gittiği söylenen Antik Yunan edebiyatçısı Ezop, her masalında yaptığı gibi bu masalını da şu ibret cümleleriyle bitirir: “Soysuzu giydir, kuşat, istediğin kadar yükselt, huyunu değiştiremezsin ki! Bu masal onu gösteriyor.”
Bu kadar sözün üzerine söyleyecek çok fazla bir şey kalmadı bana açıkçası. Konuyu bizim buralarda çok yinelenen bir atasözüyle tamamlayayım: “Asil azmaz, bal kokmaz. Kokarsa yağ kokar, aslı ayrandır.”
14. sayıdan