Ferzan Özpetek

Hem Türk hem de İtalyan vatandaşı olan Ferzan Özpetek İstanbul’da doğar. Yirmili yaşlarından beri İtalya’da yaşayan yönetmen orada sinema tarihi, sanat tarihi, kostüm dersleri alır ve yönetmen yardımcılığı ile de sinemaya adım atar.
İlk filmi Hamam’ı 1997’de çeker. Daha ilk filminde iyi bir yönetmenle karşı karşıya olduğumuzu anlarız. Hamam’da bir İtalyan’ın gözüyle İstanbul’u gezerken, Türkiye’yi özellikle de İstanbul’u tanıtıyormuş gibidir yönetmen. Bu ilk filminde Ferzan Özpetek’in görsellikteki başarısı ve hikâye anlatımındaki becerisi etkilemişti beni.
İlk iki filmi Hamam (1997) ve Harem Suare’de (1999) doğu kültürünün etkilerini baskın olarak hissederiz. Yönetmen daha sonraki filmleri Cahil Periler (2001) ve Karşı Pencere’de (2003) ise batının bireysel sorunlarına kafa yoruyor. Doğu veya batı hangi kültürden etkilenirse etkilensin yönetmenin bütün filmlerinde yumuşak bir dokunuş hissedilir.
Harem Suare’de Osmanlı haremine girerek orada yaşanan olanaksız bir aşka tanıklık ederiz. Haremde yaşayan bir İtalyan cariyenin gözünden Osmanlı’nın son dönemine bakarız. Geçmişine yolculuk yapan karakter, aslında bugününü sorgulamaktadır.
Üçüncü filmi Cahil Periler’de ise Antonia, ölen eşinin ardından eline geçen resmin (Resmin adı Cahil Periler) üzerinden kendinden saklanan geçmişi araştırır. Eşi hakkında öğrendikleri ile de bugünü değerlendirmesi farklılaşacak ve Antonia da bir değişim yaşayacaktır.
Dördüncü filmi Karşı Pencere’de yine bugün, geçmiş üzerinden sorgulanıyor ve karakterlerin bugüne bakışı geçmiş üzerinden şekilleniyor. Yönetmen günümüzde yitirdiğimiz değerler üzerine kafa yordururken, bize de kendi hayatlarımızı sorgulatıyor ve “mutluluk karşı pencerede mi?” diye soruyor ama acaba öyle mi? Filmin, kullanılan pasta eğretilemesi gibi yumuşak melodramatik bir öyküsü var.
İlk filmlerinin senaryosunu kendi yazan yönetmenin 2008’de çektiği Mükemmel Bir Gün bir roman uyarlaması, bu nedenle de diğerlerinden farklı bir film çıkmış ortaya. Ferzan Özpetek ilk kez böyle sert bir film çekmiş. Ama onun filmlerinde hissedilen yumuşak dokunuş burada da hissediliyor. Çünkü sert sahnelerin görüntülerine teğet geçiyor ve izleyiciyi irrite etmemeyi başarıyor. Filmi annenin zevkle dondurma yediği sahnede bitirmesi de yönetmenin mesajını bize hissettiriyor: “Bundan sonra hiçbir zaman bu kadar keyifli olamayacak”. Çünkü filmin bittiği sahnede izleyici olanları biliyor ama anne daha acı gerçeği öğrenmemiş.
Ferzan Özpetek çok üretken bir yönetmen: Serseri Mayınlar (2010), Şahane Misafir (2012), Kemerlerinizi Bağlayın (2014), İstanbul Kırmızısı (2017), Napoli’nin Sırrı (2017) ve pek çok TV filmi ve kısa filmler çekmiş.
Yönetmenin izlediğim filmlerini gözden geçirdiğimde öncelikle görsel yönünü başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Ev içi mekânları kullanımı, gece çekimlerindeki ışıklı görsellik, karakterlerin çeşitliliği, hikâye anlatımındaki başarısı onun filmlerini seyredilir kılıyor. Tüm filmlerinde sorun yaşayan karakterlere yardım eden arkadaşlar ya da kişiler mevcut. Onun karakterleri acıyı tek başına yaşamıyor mutlaka paylaşıyor. Farklı etnik kimlikten ve cinsel yönelimi farklı olan karakterler çoktur filmlerinde. Hikâyesini anlatırken geçmiş ve geleceği katmanlaştırarak anlatır ve bunda da çoğunlukla başarılı olur. Yönetmenin vazgeçilmez motifleri ise; yemek masası, kırmızı renk, tablolar, heykeller, farklı kimlikler, farklı ırklar. Çoğu filminde Serra Yılmaz küçük ya da büyük bir rolde görünür, yine bir Sezen Aksu şarkısını kullanır Özpetek.
Filmleri İtalya’da oldukça iyi iş yapan, pek çok festivalde ödül alan, ‘Sanat Sineması’ndan daha çok popüler sinemaya yakın duran, klasik anlatı sinemasının kalıpları içinde film çeken bir yönetmen. Favori yönetmenlerimden biri olmasa da onun her yeni filmini izlemek istiyorum çünkü izleyiciye bir seyir zevki vaat ediyor Ferzan Özpetek, en beğendiğim filmleri de Cahil Periler ve Karşı Pencere.

14. sayıdan

Similar Posts

  • ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

    “Ertesi gün kimse ölmedi”Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne değin yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez.“Ertesi gün hiç kimse ölmedi” diye başlar kitap. Bu olay, yaşamın temel kurallarına aykırıdır.Ölüm ortadan kalkınca sevinilir elbette. Ölümsüz olmayı kim istemez ki!Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok…

  • Nefret / Gülümser Öğütçü Egüz

    ‘’İzmir’e geldim, sana uğramak istiyorum, özledim seni Selma’’ dedi. Görüşmeyeli çok olmuştu. Üniversiteden en yakın arkadaşımdı. İyi anlaşırdık. O Samsun’dan, ben İzmir’den gelmiş, yurtta aynı odayı paylaşıyorduk, yataklarımız yakındı. Selma güzel fal bakıyordu, maddi olarak zorlandığını hisseder kahveleri ben ısmarlardım. Çoğu geceler hem kahvelerimizi yudumlar, sohbet eder, günlük yaşadıklarımızı, sıkıntılarımızı hayallerimizi paylaşırdık. Mezun olduktan sonra…

  • Stil sahibi olmak

    Sokaklarda şık giyinen insanlara rastlamak, ne yazık ki artık mümkün olmuyor ! Şimdi bana diyeceksiniz ki, Millet zaten karnını zor doyuruyor, birde bunun derdinemi düşsün ?.Uzun yıllar tekstil sektörüne emek vermiş bir iş insanı ve tasarımcı olarak söylüyorum, stil sahibi olmanın ve şık giyinmenin, inanın bana parayla pulla hiç bir ilgisi yok! Toplumun genel algısı,…

  • |

    Kadın, Zekine Dündar

    Kanın sıcaklığıyla yazıldı şiirlerBedenineSenin sesindi sokaklara saplanan bıçakSaç örgülerini kesen makasSenin sesindiBu göğsümüzde duran türküKiminiz tabut olup taşındınız omuzlardaKiminiz slogan olup yazıldınız pankartlaraŞeref ararlar namus ararlarÖlü bedenleri üstündeSayıları her gün artan kadınların

  • Kelebeğim

    Dağlarda kırların koynundaUçuşurum hep bir umutlaMutluluk ararım ormandaÇiçeklerin arasında kelebeğim, kelebeğimince narin, pembe rengimSevgidir, özgürlüktür, felsefemUçar, uçar çiçeklere konarım Ben güzellik, arılık ararımDünyamızda kötülük olmaz benimSevdiğimden başkasınıGörmez gözlerim 5. sayıdan

  • |

    HİÇLİĞİN UMUDUNA BİR POETİK MONOLOG, Bedriye Korkankorkmaz

    uğultulu bir boşlukta sallanıyor dünya.bir yünün karanlığında üşüyorum; sanki anlamsızlığın iplikleriyle örülmüş bir battaniyenin altındayım.kulağıma antik çağlardan kalma bir ses fısıldıyor:“adaletin terazisi hâlâ dengede mi?”sonsuz olasılıkların içinde kayboldum.kafa yormaktan yoruldum ve hiçliğin umuduna sığındım.her umudun, her neşenin üzerine bir karanlık çöküyorsanki sevinç, doğası gereği kısa ömürlü.çocukluk, aşk, gençlik…yaşamı güzel kılan her şeyin yolu neden ölümden…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir