-yazmanın sırası geldi- çözüm üretme zamanı, Tuğçe Yerdelen

“Depremde yıkılmış bir köy…
Şu yanda bir çatının
Çürük direkleri dehşetle fırlamış, ötede
Çamur yığıntısına benzeyen bir zemin katının
Yıkık temelleri gözüküyor, uzakta bir ev
Yere doğru eğilmiş, hemen yıkılıp gidecek”
Hep beraber öyle günler yaşadık ki, ne desek nasıl anlatsak az kalır. Onun için ben de edebiyatımızın mihenk taşlarından birisi olan şair Tevfik Fikret’in “Verin Zavallılara” isimli şiiri ile sözlerime başladım. Hepimizi üzüntüye boğan iki depremin ardından, Hatay yine hem de iki defa art arda deprem yaşadı. Üzgünüz, içimiz çok acıyor, kalbimiz sıkışıyor. Ancak üzülmek tek başına yeterli değil, biraz yaşadığımız felaket üzerine kafa patlatmak gerekiyor.
Ben hayatımı yazarak kazanıyorum, fikir işçisiyim, gazeteciyim. Gazeteciyim derken de suya sabuna dokunmayan, hülyalı sözler ile olmayan bir şeyleri varmış gibi gösterenlerden değilim. Muhabir kökenliyim, evet muhabirlik yaptığımı haberin içinden geldiğimi de gurur duyarak anlatıyorum. Bir daha seçme şansım olsa yine aynı mesleği seçerdim; egomu şişirmek için, kendime etiket yaratmak için değil, duyarlı biri olduğum ve halkın haber alma özgürlüğüne inandığım için yine yine gazeteci olurdum. Mesleğimi icra ederken de her gün, her an, kısaca saatlerin ilerlediği, dünyanın döndüğü her zaman dilimi hep yeni olaylar ve durumlar ile karşılaşıyorum. Elbette sadece ben değil, hepimiz yeni olgular ile rastlaşıyoruz. Hatta, “göreceğimi gördüm, ben artık şaşırmam” desek bile, tekrar ve tekrar şaşırıyoruz. Yaşanılan bu süreç, herkes gibi beni de derinden etkiledi, şaşkınlıklarımı da arttırdı. Biraz onlardan bahsetmek istiyorum. Deprem felaketi, beni 30 Ekim 2020 İzmir Depremi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, 27 Aralık 1939 Erzincan Depremi’ne götürmedi. Doğal afeti yaşadıktan sonra; 14 Ekim 2022 Bartın’ın Amasra ilçesinde TTK’ye ait maden ocağında meydana gelen faciayı ve 13 Mayıs 2014 yılında cumhuriyet tarihimizin büyük maden kazası olarak geçen Soma maden kazasını hatırladım. Aslında birbirlerine çok uzaklar, birisi deprem diğeri de maden kazası değil mi? Halbuki aralarında o kadar çok ortak nokta var ki… O haberlerin içinde bulunmuş birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: kazalar, afetler hep yaşanacak, bunlardan kaçmak çok çok zor. Ulusal yaslar, meydanlarda yapılan konuşmalar, siyasetçilerin mecliste ve olay yerinde konuşması, sosyal medyada yazıp-çizmek çözüm mü? Ağıtlar yakmak, şiirler yazmak, makaleler kaleme almak, uzmanların boy boy “medyada” konuşması çözüm mü? Tabi ki fikirler beyan edilmeli, düşünceler aktarılmalı. İletişimin tüm boyutlarını en içten duygularımla destekliyorum ama “yavan” demek istemiyorum da, “ah, vah, öldük, bittik” demenin, kısaca sızlanmanın ne anlamı var? Bizler, yani Anadolu coğrafyasını soluyarak ciğerine doldurmuş bireyler, arabeski seviyoruz. Dert yarıştırmayı, “ooo seninki de dert mi? asıl benim derdim şu kadar, bu kadar büyük” demeye bayılıyoruz. Ve bunu sadece kahve köşelerinde kağıt oynarken değil, en entelektüel sohbetlerimizde, üniversite zamanımızda beyaz önlük ile laboratuvarın başında dahi yapıyoruz. Çözüm değil, sorunu uzun uzun anlatmayı seviyoruz. Sorun yerine, çözümü en ince ayrıntısına kadar düşünsek doğru olmaz mı? Tedbir lafını pelesenk etmişiz dillerimize, fakat başka bir şey yapmıyoruz. Söz söylemek değil, icraata geçmek mühim olan. Yoksa konuşmaya gelince mangalda kül bırakmadan, oturulan köşeden laf söylemek kolay. Zor olanı, çözüm üretebiliyor muyuz, bunu bir düşünelim. Kendimize sormamız gereken de bu soru. Herkesin bireysel olarak bir sürü görev üstüne düşüyor.

Similar Posts

  • İyimser

    Mutluluk nedir sence?Sevmek mi, sevilmek mi?Yanlış düşünme dostum,Milyonlar umutsuzken,Bir mutluluk yeter mi?Mutluluk sevmek demektirDoğayı, insanları, her şeyi…Bilmeli her insan benceKarşılıksız sevmeyi…Yalnız güneşli günü değil,Yağmuru, karı da sevmeliHer insan gülebilir ama,Yerinde ağlamayı bilmeli…

  • Hanımeli Perdelerde Kuşlar

    çingene çadırı dünya! göçebe, çigan ve ağlamaklı gülmekli. nebulalar geçer üzerinden, haziran bulutları da… kapkara gözleri var; kıyı kentlere nazır, evlerin birinde bir adamın. elleri titrer, kalbi hızlanır; yalnızlığından içeri kanatları kendi alazıyla yanık, ateş böceği girince. eteklerinde umutlu yaz şarkıları… fotoğraftaki asık suratlı çocuğu düşün. kocaman ve kırgın bakışlarıyla, kalbinde gizlenir o, sezdiği tüm…

  • Yaşar Kemaller Ölmez, Tuğçe Yerdelen

    “Bizi düşünmeye alıştırmamışlar. Üstelik de düşünmeyelim diye ellerinden geleni yapmışlar. Düşünmeye çalışanları da hep öldürmüşler.” Yaşar Kemal“İnce Mehmed”, “Teneke”, “Ağrıdağı Efsanesi”, “Yılanı Öldürseler”, “Sarı Sıcak”, “Ortadirek”, “Yer Demir Gök Bakır”, “Ağıtlar”, “Deniz Küstü”…. desem, ve daha nicelerini saysam hemen herkes bilir Yaşar Kemal’i. Öyle ki, hepimizin bir Yaşar Kemal romanı vardır, yüreğimize yer edinen. Geçenlerde…

  • Bir Dilek Tut ve Hayalini Yaşa

    Kamil gecenin bir yarısı soğuk ve boş sokakta yürüyordu. Elinde her zamanki gibi yarısı dolu içki şişesi, üstünde yırtık pırtık paltosuyla amaçsızca sağa sola bakıyordu. Saat epey ilerlemişti. Kaldırıma usulca oturdu. İçki şişesini yanına koydu. Sokakta ondan başka kimse yoktu. Bütün dükkânlar kapalıydı. Derin bir iç çekti. Niye buradayım diye düşündü. “Herkes sıcacık evlerinde aileleriyleyken,…

  • Kestim Kara Saçlarımı

    4 Kasım 2015 tarihinde aramızdan ayrılan ve 1950‟li yıllardan sonra şiir yazmaya başlayan Gülten Akın, 1940 sonrası Türk edebiyatının önemli şairlerindendir. Yaşadığı dönemde Milliyet gazetesinin kitap ekinin 2008 yılında yaptığı bir anket sonucu, yaşayan en büyük şair unvanını alması onun önemini bir kez daha ortaya koymuştur. 1933 yılında Yozgat‟ta doğan şairin çocukluğu kalabalık bir aile…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir