HAYAT KISA KUŞLAR UÇUYOR CEMAL SÜREYA

Türk Edebiyatında ‘İkinci Yeni’ denildiğinde ilk akla gelen isim Cemal Süreya’dır. Edip Cansever, İlhan Berk, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ve Ülkü Tamer, Tevfik Akdağ grubun diğer şairleridir. Cemal Süreya gerçek adıyla Cemalettin Seber İkinci Yenicilerin en ağır ismidir. Metin Cengiz; Cemal Süreya İKİNCİ YENİ BİLİNCİNİN KURUCU GÜCÜ adlı kitabında onu şöyle anlatmıştır: “Özerk ve hükümran (Orhan Koçak, Bahisleri Yükseltmek s.23) bir tavırla başlangıçta İkinci Yeni şairi olmak gibi bir ayrıcalığa sahip olan birkaç şairden biridir.” 1*
Yukarda sıralanan bu şairler birbirlerinden habersizce; aynı dil, içerik ve üslup özellikleri barındıran şiirler kaleme almışlardır. Yani bu grup tamamıyla doğal bir oluşumdur. İkinci Yeni şiirinin bir bildirgesi yoktur fakat Cemal Süreya’nın “Üvercinka” kitabı İkinci Yeni Şiirinin başlangıcı kabul edilir. İkinci Yeni şiiri; “Soyut Şiir”, “Anlamsız Şiir”, “Kapalı Şiir” gibi isimlendirmelere maruz kalmıştır. Alışılmış deyimlerin değiştirildiğini, suni kelimelerin türetildiğini ve gerçeküstü bir anlayışın benimsendiğini görebiliriz şiirlerde. Bu tarz bir kullanım da geleneksel şiir anlayışından çok uzak ve kapalı, anlamsız dedirtebilen bir akımla karşı karşıya getirir okuyucuyu.İlerleyen satırlarda akımın başat şairi CEMAL SÜREYA’nın en sevilen şiirlerini bulacaksınız.
Ortaokulun ikinci yılında Dostoyevski’nin eserleri ile tanışan Süreya, Karamazov Kardeşler romanının üzerindeki etkisini vurgulamak için şunları yazmıştı:
“Aslında ikinci bir doğum tarihim de var benim: 1943. Dostoyevski’yi okudum, ondan sonra hiç huzur kalmadı bende. Beni edebiyata, şiire iten şeylerde tuhaf bir şekilde en çok bir romancının, Dostoyevski’nin etkisini buluyorum.
Cemal Süreya’nın ilk şiiri, 1953’te, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin üçüncü sınıfındayken Mülkiye dergisinde yayımlandı: “Şarkısı-Beyaz”.
Dergiyi hazırlayan üniversite öğrencileri onun çok şiiri olduğunu düşünüyordu. Onlara yanıldıklarını söyleyen SÜREYA, yazdığı tek şiirini hemen toparladı ve verdi. Bu şekilde ortaya çıkan ŞARKISI BEYAZ yine de çok ilgi gördü. Önceki dönem GARİPÇİLER dönemiydi. Ancak şairde Garip akımı değil de daha çok halk edebiyatı etkileri vardı. Böylece adına İKİNCİ YENİLER denilecek bu yeni şiir topluluğun belki de ilk adımlarını atmış oldu.
İkinci Yeniler topluluğunun poetikasını ortaya koyan ve 1958’de yayımlanan şiiri ÜVERCİNKA ‘yı anımsayalım şimdi:

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil
Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil
Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

Üvercinka, Haziran 1954’te Mülkiye’den mezun olan Cemal Süreya’nın Kasım 1954’te ilk görev yeri olan Eskişehir Vergi Dairesi’nde tanışıp bir süre beraber olduğu ve varlığı Süreya’nın yakın çevresi tarafından bir giz olarak kalan üniversiteli genç bir kadındır. O tarihlerde kendisi de evli ve bir kız çocuğu sahibi olan Süreya’nın aşkı bir saplantı derecesine ulaşmış olmalı ki, “Üvercinka evlenip eşiyle birlikte Anadolu’ya gittikten çok sonra bile, onun izini sürmekten, nerede olduğunu öğrenmeye çalışmaktan vazgeçmeyece[tir].” (Perinçek ve Duruel, 2008: 114-117). Üvercinka’nın anlamını merak edenlerden biri de Halis Acarı müstearıyla Cemal Süreya’yla röportaj yapan Asım Bezirci’dir. Bezirci’nin “Ne demek Üvercinka, açıklar mısınız?” sorusuna Cemal Süreya, “güvercin kanadından” kısaltarak elde ettiği bu sözcükle ilgili olarak şiir anlayışına ve örtük de olsa kitaba adını veren şiirin esin kaynağı sevgilisine işaret ederek cevap verir: “Üvercinka anılması güvercinle karışık bir ad. Bir kadın adı. Barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram: Kitaba ad olarak seçmeme gelince bunun iki nedeni var: Birisi belli: günümüz şiiri ve bu arada benim şiirim kelimeyi zorlayan bir şiir. O adla şiirimi özetlemiş ya da bir parça belirtmiş oluyorum galiba. İşin ikinci nedeni son derece özel, salt günlük yaşamama ilişkin bir şey.” (Süreya, 2013: 19)
Görüyoruz ki 1958’de yayımlanan ÜVERCİNKA, sadece aşkı anlatmaz, aşkın içinde kadının ön plana çıkarıldığı, onun aracılığıyla bir başkaldırının içselleştirildiği, mevcut düzene çeşitli göndermelerle zenginleştirilmiş, toplumsal cinsiyet algısı ile oynayan bir manifestodur.
1 Ağustos 1960’ta “Papirüs” dergisinin ilk sayısını yayımladı.
1977’de Politika gazetesinde yazarlığa başladı. Süreya, ikinci sayısından sonra kapanan dört sayfalık dergiyi, 8 aylık bir aradan sonra tekrar çıkarsa da bu kez dergi üç sayı sonra Temmuz 1961’de yeniden kapandı. Papirüs’ü kapatmak zorunda kaldığında şöyle diyecekti: “Bir dergi gibidir benim yaşamım; bu yüzden ölmem, batarım.”
Ancak Süreya, PAPİRÜS’ü ilk fırsatta çıkaracağına adeta ant içmiş olacak ki Haziran1966- Haziran 1970 tarihleri arasında toplam 47 sayı çıkarmıştır. İlk dönemin aksine dergi bu döneminde o yılların en önemli edebiyat dergilerinden biri olmuştur. Süreya, dergi için Paris’ten getirdiği arabayı satmıştır. Maddi zorluklar ve 12 Mart’tan ötürü derginin yayın hayatı son bulmuştur. 1980’de dergi, üç aylık olarak yeniden basılmıştır. Bu dönemde sadece iki sayı basılmış ve 12 Eylül Darbesi’nden ötürü daha da basılmamıştır. (Duruel 2003 s. 44)

“Hayat kısa
Kuşlar uçuyor” diyecek kadar yaşamı önemsemeyen usta ;
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…
Diyecek kadar da yaşadığından tat almış yaşamı önemsemiştir.. Şiirlerinde ifade bulan ‘aşk’ ile ilgili şöyle der Süreya:
“Bence şiir ve aşk; bunların ikisi de gayrı-meşrudur. Meşru duruma gelince ikisi de biter. Mutluluğun şiiri yazılamaz. Masallarda bile sevgililer birleşince masallar biter. Şiir, temizler ve arıtır. Kendisi de biraz kirlidir. Son derece temiz duygularla şiir yazanlar bence bir temizlik işlemi yapıyorlardır o kadar. Şiir duygularla değil sözcüklerle yazılır.”
59 yıllık yaşamında üvey anne zulmünden kaçarak yeni bir yaşam kuran, dört defa evlenen, sayısız aşk yaşayan ve 29 farklı evde oturan Süreya’nın baş döndürücü yaşamının şiirlerine de yansıdığını hemen fark eder okuyucu. Hüseyin Cengiz’in yazdığı YALNIZLIĞIN BAŞKENTİ adlı Cemal Süreya romanından bir alıntı ile bitiriyorum yazımı:
“Çocukluğumdan itibaren, kaybetmek bir yazgı olmuştu benim için. İlk ve tek oyuncağımı arkamda bırakmak zorunda kaldıktan sonra kayıp hanem hep doldu taştı. Annemi kaybettim. Sonra babamı ve babaannemi. Sevmek için çırpındığım sevgililerim de kuş olup avucumdan uçuyorlardı. Sonra çok sevdiğim yol arkadaşlarımı birer yıl arayla sonsuzluğa uğurladım.Yeni ve yenilikçi bir akımın ilk neferi Turgut Uyar ve Edip’i kaybedince yaşamak da anlamını yitirmeye başladı.Kendime biçtiğim ömrü tamamlamasam da olur artık.’’
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvayda yüreğine dokunan tüm sevdiklerini kaybeden bu esriklikle dilimizden düşmeyen mısraları bizim için yazan usta şair CEMAL SÜREYA ‘yı ölümünün 34. yılında saygıyla anıyoruz.

Kaynakça
1* Metin Cengiz, Cemal Süreya İkinci Yeni Bilincinin Gücü, İnceleme, Şiirden Yayınları, Eylül 2016, s.9

14. sayıdan

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir