Yazıyorum, öyleyse varım

Tuğçe Yerdelen
yerdelen.t@gmail.com
köşe adı: Yazıyorum, öyleyse varım
Artık sona ermeli

“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki; bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki; bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?” Mustafa Kemal Atatürk

İstisnasız her gün aynı acı haberler… Kadına şiddet, kadın cinayetleri… Yüreğimizde bir yara… Öyle bir yara ki kapanmak bilmiyor… Kaç oldu saydınız mı? Ben sayamadım. Kaç kadın katledildi, vahşice, kaç? Türk Dil Kurumu (TDK)’ya baktım şimdi, bu acının tarifi var mı diye, bulamadım. Üzülüyorum desem az, canım yanıyor desem az, ne desem az. Ne zaman bitecek kadın cinayetleri? Asıl sorulması gereken soru belki de şu; kadın cinayeti, kadına şiddet, kadına zulüm bitecek mi?

Nihayetinde kökeni şiddetten gelen cinayetlere çözüm bulmalıyız. Fakat bunun için de bir şeyler yapmalıyız. Mesela; sanatçılarımıza çok görev düşüyor, özellikle kadın sanatçılarımıza. Bir araya gelip kamuoyu oluşturabilirler. Üzerinden prim yapmayacakları, reklama dönmeyecek sahiden meselenin çözümüne yönelik bir çalışma, yapılabilir. Yoksa sosyal medya üzerinden “tüh, vah” demenin ne anlamı var? Eğer cinayetler “tüh, vah” demekle çözülseydi, tüm Türkiye hep bir ağızdan “tüh, vah” derdik. Ama yorum yaparak, sözde acı göstermeleriyle bu durum çözülmez. Ayrı ayrı kadın derneklerinin, platformların açıklamalarıyla da bu durum çözülmez. Radikal ve gerçekçi çözüm bulunmalı. Hiç değilse cezalar ağırlaştırılmalı, caydırıcılığı artmalı ki cinayetlerin önüne geçilebilirsin. Umarım şefkati, merhameti ve sevgiyi öğreniriz. Bir gün ama yakın gelecekte bir gün olsun bu, öyle bir Türkiye’de uyanalım ki cinayetlerin kara bulutu ülkemizi terk etsin…

Toplumcu gerçekçi, Türk edebiyatımızın büyük ustası Nazım Hikmet’in kadınlara seslendiği şiiri hatırlatmak istiyorum:

“Ve kadınlar
Birbirlerinden gizleyerek
Bakıyorlardı ayın altında
Geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
Bizim kadınlarımız:
Korkunç ve mübarek elleri
İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
Anamız, avradımız, yarimiz
Ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri
Öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
Ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
Işıltısında yere saplı bıçakların
Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
Kadınlar,
Bizim kadınlarımız”

Şiddetin, cinayetin yaşanmadığı günlere uyanmayı dilerken, tüm kadınlarımıza selamlarımı iletiyorum.

6. sayıdan

Similar Posts

  • T SÜTUNU VE HATIRLAMAK

    Zamanla unutulur ve bir anda unutmuş olur insan, sonra da kendinden emin bir tonla unuttum der veya olandan habersizce unutmuşum diye şaşırır. Unutma sürecindeki bir andayken unutuyorum dediğinde insan, iradesinin gücüne mi işaret eder, durumunun çaresizliğine mi? Bir kişi isterse kendi kendine unutabilir mi ya da insanlık olarak neyi unutup neyi hatırlayacağımıza karar verebilir miyiz?…

  • Sunu

    dağılan okullara baktımçocukların yüzünden boşalıyorkapkara bir hüzün dalgasızılgıt çeken kadınların eşiğindetapusuz ölümler sıralı bu çılgın paylaşımın arka yüzübahçe duvarını saran ısırgan otlarıdokunduğumuz yerden dalıyorelimizin içindeki can odacıklarınıdiktiğimiz ağaçların gölgesine kurulmuşuzaktan izliyor dilenen çocukları bir çerçi gibi geçtim sokaklarıçocuklar için aldığım öte beribir fişek kırık leblebi halkalı şekerdaha eve girmeden bittiipliğin iğine dolanmış dünyayumağından sıyrılmış gece…

  • çayyolu: başkentin gelişen halkı

    Ankara, Türkiye’nin başkenti olması nedeniyle hem tarihi hem de modern yapılarıyla dikkat çeken bir şehirdir. Bu güzel şehrin bir semti olarak önemli bir yere sahip olan Çayyolu, Ankara’nın gelişen ve modernleşen yüzünün en güzel örneklerinden biridir. Bu yazıda, Çayyolu’nun başkentteki önemine ve özelliklerine dair bir yolculuğa çıkacağız. Ankara’nın Yeni Yüzü: Çayyolu Ankara, Türkiye’nin politik ve…

  • Hanımeli Perdelerde Kuşlar

    çingene çadırı dünya! göçebe, çigan ve ağlamaklı gülmekli. nebulalar geçer üzerinden, haziran bulutları da… kapkara gözleri var; kıyı kentlere nazır, evlerin birinde bir adamın. elleri titrer, kalbi hızlanır; yalnızlığından içeri kanatları kendi alazıyla yanık, ateş böceği girince. eteklerinde umutlu yaz şarkıları… fotoğraftaki asık suratlı çocuğu düşün. kocaman ve kırgın bakışlarıyla, kalbinde gizlenir o, sezdiği tüm…

  • |

    şen olasın ülkem, dumanın tütmez

    Bu bahar memleketimden insan manzaraları”Son birkaç gündür halka hakarete başlayanlara “kaçış rampası” uyarım: Bizim gibi her anlamda sömürülen ülkelerde siyaset belalı, kirli iş. Hatta bataklık. Tek kurtuluş tam ve doğru demokrasi. Kendine demokrat olmak değil. Türkiye’de herkes fakat herkes yalnızca kendini, bir de kendine benzeyeni beğeniyor ve seviyor. Ötekilerimiz, insan sayımız kadar çok. Oysa olanca…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir