Nadir Element, Tahir Musa Ceylan

Tutukluyum dünya denen hapiste
mapuslar yaptı, avurdumda delik, yanağımda bıçak izleri
hele de hücrem düz duvar değil, eğri büğrü yoz bi küre
üstünde her dirliğin izi var, gabari milyon yıl döndü başı sonu bu teker
ön nere çekti sırt ona büküldü kıç ora yürüdü ve kıpkırmızı süsüldü matador
iki candan tekamül bu boğa, kenger kanat dinozor
vurup dağılmış taştan bi can, ne ayağı ne kanadı olan meteor
yaşam denen şu nadir elementte

Yaşadım, mutsuz olmaktan utandığım anlar vardı
solucan ve tohum toprakta çalışırdı, görür kızarırdım karanlıkta
çocukken öldüm, sonrası ölümü sürüdüğüm zamanlardı
ah hayat, rahvan giden harın, tırıs, şimula ve şimdi dört nal koştukça
daha da öldüm hücremde, ölüm ayakta kalınca utanır oldu dağlar bile
canımı sürüyüp konuştum, “susun, burada bir insan ölmekte”

Şu dokunamayıp soluduğum hava, kırlangıç düğünüyle şen gök
beyaz beyaz taşlar yanıyor, havada tepe, parlak cam gibi kuduz
gece görürüm alaca yüzünü, kurtlarla bir olup o yüz ulur
bu insana denk bi ruhtur, her parlayana tutkun
uyku bunca güzelse ölüm neden kötü, ölüm uzun bi uykudur
sen uyuyacak bi göğüs ara… geceyi seyreyle uyanık dur

Sol tarafımı hissetmiyorum, üstelik duymuyorum da sizleri
nar bülbülü gibi ötseniz de, ya siz duyuyor musunuz bizleri
konuşmakta cesaretsiz ses, susuyor yankılanır gibi odada acı
sebep, çullanmışlardı üstüme, ayın aydınlığında sürüyle komitacı
yapana dek kendini tanrı ve ormanda biçilmiş bir ödağacı
anladım, insan çölden denize varıp denizi kurutmuş deve

tanışmıyor kimse kimseyle, karanlıkta ama hepsi aile gibi oluyor
herkes insandı neticede ruhu yüzü eli ekmeği başka da olsa
Öküzgözü şaraplar koynumuzda, dağ balları ağzımızda
tütsülü yapraklara sarar mezemizi yutardık,
dil damak değil ağzımız, ilaç dolu raf raf eczane

Bu dünyada yaşadığım bir kıvılcım duşuydu
ne yaşadık bilmezsiniz, şemsiye ağaçları tepemizde
ah tanrım güneşin kendini yakması yetmedi mi sana
bilgili bi kağıdı yüz defa göğe atsam, uçmayı öğretemem
biz değil ancak doğa yapar cebren terfi, cazibeyle tevzi
göğe çizik bi hayat bu, kar yağışı sessizliğinde

39. sayıdan

Similar Posts

  • Sivas, Mehmet Küçükeken

    Aşkın aslına erenler de bilsin,Sivas’ı gönülden sevenler gelsin.Herkesin dilindedir Ulu Cami’si,Kelleyi paçayı yiyenler gelsin. İmranlı, Divriği, Gürün, Yıldızeli,Al bayrağı elinde tutanlar gelsin.Vatan aşığıdır yiğidinin her biri,Hakk’ın yolundan gidenler gelsin. Ozanı bozlağı, yarenler gelsin,Sazının teline vuranlar gelsin.Sivas’ın bağrında kurulan tuzağı,Oyuna gelmeyip bozanlar gelsin. İmranlı, Divriği, Gürün, Yıldızeli,Al bayrağı elinde tutanlar gelsin.Vatan aşığıdır yiğidinin her biri,Hakk’ın yolundan…

  • PARANIN GÜCÜ

    Güneş batmak üzereydi, günün sona ermek üzere olduğu bu saatleri severim. Kendi kendimle baş başa kaldığım, kendimi sağalttığım, duygularımla iç içe olduğum yalnızlığımın keyfini yaşadığım anlar… Zamanın geçmişin acılarını hafifletmiş gibi hissettiğim, karım Hatice ile yollarımızı ayırdığımızdan beri yaşadığım iniş çıkışlardan uzak kaldığım zaman dilimi.Bahçem avunduğum mekan… Çimen kokusunun içime ferahlık veren tazeliği, yonca çiçekleri,…

  • MEMLEKETİN BAYRAMI

    23 Nisan’daHerkes coşarÇünkü bugünAtamın verdiği armağan Bizi kurtaranÖndere inanKendine inananÖzgüvenli çocuğum. Çocukların neşesiGöğü inlettiÇünkü bugün 23 NisanAtamızın hediyesi Bugün 23 NisanTBMM açıldıAtam yurdun sesiniDünyaya duyurdu. Hadi sen de ayağa kalkBizimle gel oynaBugün boş boş durmaSen de katıl aramıza Karanlığın aydınlığa kavuştuğu gündür bugünÖzgürlük naralarının yayıldığı gündür bugün“Bugün çocuk bayramı” diye bağırıyordu milletÇünkü bugün çocuk bayramı…

  • HİÇBİR ŞEY KAYBOLMAZ, Selinnur Karadeniz

    Hiçbir Şey KaybolmazBazı şeyler görünmezdir ama hep vardır.Bir rüzgâr eser tenine dokunur,Bir anlığına geçmişin elleri değmiş gibi.Camın buğusunda beliren iz,Kaybolsa bile bırakıldığı yeri hatırlar.Bazı anlar geçer ama hiçbir zaman ölmez.Bir sokakta yürürsün, hiç bilmediğin bir şehirde,Ama sanki daha önce orada bulunmuş gibi.Bir şarkı çalar uzaktan,Kim bilir hangi zamanda, kimin yüreğinde yankılandı?Ama yine de içini titretir,Çünkü…

  • On Sekiz, Leyla Karataş

    Kim bilir hangi sabahlara astım uykumuYarı ölgün yarı yorgun bedenimCaddelerde yürüyorumAyaklarım yokmuş gibi ezginKuş soluğu kadar canımPerdeli parmaklarım tutmuyor yadigâr sebepleriÇocuklar koşturuyor etrafımdaGözleri çakmak çakmak çocuklarYemek masalarına serdiğim kırgınlığımSusamış dudakları çatlamış sabah Yüzüne kara bir bulut oturmuş gönlümünÇağırıyorlar dokunuyorlar duymuyorumAskıda açlık ekmeği gibi,Her an soğuyorum çivideki torbadaYavaş yavaş el değmeden Dünde yitenin külüSeni anlamak, ah…

  • İLETİŞİMİN, TOPLUMUN MERHEMİ OKUMAK, Tuğçe Yerdelen

    “Demokratik çağdaş toplum olabilmek için yeni iletişim becerileri kazanılması gerektiği belirtildi. Şimdi, şöyle bir soru aklınıza gelebilir: iletişim sadece toplumsal amaçları gerçekleştirmek için mi gereklidir? Hayır ! İletişim, aslında hem kişisel, hem de toplumsal bir süreçtir. Bir başka deyişle, iletişim, iki kişiyi ilişki içine sokan psikososyal bir süreçtir” Doğan CüceloğluKendimi tanımlarken ömrümü okumaya adamış birisi…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir