|

MÜFREDATI OLUŞTURAN ANLAYIŞ NASIL OLMALI?

Montaigne, “Ezber bilmek, bilmek değildir.” der. Montaigne bu sözü söyleyeli beş yüz yıla yakın zaman geçmiştir. Bu söz Orta Çağ’ın eğitim, öğretim sistemine karşı çıkış, isyan ediştir. Montaigne yüzyıllarca tekrarlanan kalıplaşmış bilgilerin yenileşmesini gelişmesini istiyordu. Ve şöyle diyordu: “İyi kafa dolu kafa değil, işleyen bir kafa…

O zaman sorulması gereken soru şu olmalı: Peki, ne öğreteceğiz? İşleyen kafayı harekete geçirecek bilgiyi aktarmalıyız yeni kuşaklarımıza. Nasıl ki bir otomobil benzinsiz yol alamazsa beyin de bilgi depolamadan bir adım ileriye gidemez. Bir şey üretemez. Evet, bilgi gereklidir ama önemli olan nitelikli bilgidir, kafayı işletecek nitelikli bilgi..

İşte günümüzde de değişen müfredatlar, işleyen kafalı insan yetiştirmek için yapılmalıdır. Yeni müfredat; kendini evreni, doğayı kavrayan, kötü talihini değiştirebilen, düşünen, soru soran, sorun çözen, bilime yönünü çevirmiş insanlar yetiştirebilmek için hazırlanmalıdır. Programın amacı belli bir düşüncenin kulu, kölesi, hamalı yapmak değil, insanı özgürce düşündürmek olmalıdır.

Bugün Orta Çağ karanlığından kurtulanlar, özellikle Batı toplumları herkesi aynı düşünmeye zorlamak yerine özgür düşündürmeye yönelen okul müfredatları sayesinde olmuştur. Doğu kültürlerinin ezberciliğe ve bilgi nakline gittiği ölçüde gerilemeye mahkûm kalıyor.

O zaman yol belli; okulların gelişmiş ülkelerdeki yaşanan gerçeğe uygun, içinde bulunduğu zamanla tokalaşabilecek, bugünden geleceğe projeksiyon tutabilen insanlar yetiştirmeye uygun donanımda olmalıdır.

Yirmi iki yıllık süre zarfında her yeni eğitim bakanıyla birlikte yeni bir sistem getirilmesi eğitim gibi çok önemli bir alanın adeta bir “yapboza” dönüşmesi öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin ve tüm eğitim paydaşlarının eleştirilerine konu olmaktadır.

Oysa değişmesi gereken eğitim ve öğretim programı değil eğitimin temel ilkeleri ve metotları olmalıdır. Önce anlayış değişmelidir. Dünün aklıyla bugünün sahnesinde rol alınamaz. Üstelik zamanın ruhu başka bir şey yapmamızı istiyor. Çocuklar anne-babalarına benzerliklerinden daha çok yaşadıkları döneme benzediklerinden yeni dünyanın dilini öğrenmemiz ve davranış geliştirmemiz çok gerekli artık. Bu yıl ilkokula başlayan çocuklar 2040 yılında işe başlayacak. Çocuklar 2040 yılının dünyasına ve şartlarına göre nasıl hazırlanıyor peki?
Türkiye’nin kurulduğu günden beri özleminde söz eğitimi ve bilgi nakli değil, bilgiyi kazanmayı, saklamayı onu üretime dönüştürmeyi bilen beyinlerin yetişmesi ve çoğalması yatıyor. Hatta Kurtuluş Savaşı sürerken eğitim atılımlarının tohumları Batı’dan hiza alınarak ekilmeye başlanmadı mı? Eğer bu anlayış sürseydi, köy enstitüleri kapatılması yerine geliştirilseydi bugün PISA’da bizim çocuklarımız alt sıralarda yer almayacaktı. İsveç, Japonya olmak bu kadar zor olmayacaktı. Eğitimde süreklilik; kitaba, kişiye göre değil, kurallara ve ilkelere dayanmak zorundadır.

Eğitimde en önemli ilke somuttan soyuta, yakından uzağa gitmek olmalıdır. Daha doğrusu söz eğitimi yerine öğrencilere çağa uygun beceriler kazandırılması, atölyelerin, laboratuvarların makinelerin etkin kullanılması ve yaygınlaştırılması ile iş eğitimine daha fazla önem verilmesi gerekiyor.

Ayrıca dogma yerine özgür aklı önceleyen bir program olmalıdır. Uygulama ile çocukları gözlem yapmaya, deneme ve bulmaya yönlendiren bir müfredat programı gerekir. Okullar merakı canlandıracak bir müfredatla donatılmalıdır. Çünkü çocuk, merak edici arayıcı ve bulucudur. Tüketici okuldan, üretici okula geçmeliyiz, ezberciliğin yerine yaşayan, yaşatan bilgiyi getirmeliyiz. Çünkü üretici bir eğitim kişiye, çevresine ve devletine yük olmaz.
Tabii ki bunlar eğitim neferleriyle yani öğretmenlerle olur. Peki, öğretmenlerin meraklı olması, bilim ve sanata ilgi duyması, evrensel insan olarak yetişmesi daha önceliklidir. Öyleyse eğitim fakülteleri önce kendini ezber bilgiden kurtarmalı işleyen beyinlere öğretmenlik diploması vermelidir.

Laik eğitimdeki ısrarımız, bilim, çağdaş hukuk, çağdaş yaşam, kirlenmeyen, kararmayan vicdan, felsefe, sanat ve demokrasi ısrarıdır. Eğitimin dinsel baskıdan kurtarıp, aklı ve vicdanı özgürleştirmesi gerekir. Dogmatik kafalara karşı özgür aklı savunmak gerekir. Özgür aklın sonucunda soru çözen değil, sorun çözen, biat eden değil, sorgulayan laik yaşamaya uygun müfredat olmalıdır.

İşte bu nedenle devletin değiştirilmeyen din kurallarıyla değil, çağdaş yaşamın gereği olan gerektiğinde değiştirilebilen hukuk kurallarıyla yönetilmesi ısrarımızdır.

Sonuç olarak yeni müfredat öğretimle eğitimin ayrılmazlığı ilkesinden yola çıkarak insanı bir bütün olarak ele almalı. Öğrenci öğrendikleriyle, kendisine kattıklarıyla içinde bulunduğu çağı değil gelecek çağı da kollayacak şekilde öğrenim görmeli. Müfredat yaşanan çağa ait yeni bir duygu, bilgi ve hafıza vermek için hazırlanmalıdır.

Yeni müfredat ödev yerine keşfetmeye, ezber yerine düşünmeye, yorum yerine gözlem yapmaya, yargılama yerine anlamaya, zorlama yerine içsel motivasyona değer veren bir eğitim anlayışını esas alan içerikte olmalıdır. Program fanatikliği, radikalliği ve cehaleti törpüleyecek rasyonel akıl ışığında hazırlanmalıdır.

Öğrendikleriyle yaşamın içine korkmadan girebilmeyi, düştüğünde kalkabilmeyi, soru yerine sorun çözebilmeyi kendi iradesiyle eyleme geçebilmeyi kendi aklı ile düşünebilmeyi öğreten bir program olmalıdır. Çünkü başkasının aklı ile düşünen ve eyleme geçen yaşamaktan vazgeçmiş demektir. Direnmeyi, mücadeleyi, yaratmayı öğreten bir program olmalıdır. Hani Melih Cevdet Anday der ya “İnsan ne yarattıysa direnmekten yarattı!”

Similar Posts

  • HAYAT MERDİVENLERİNDE, Ahmet Yılmaz Tuncer

    Acı oyun olmuşKöşe kapmaca oynuyor içimdeŞiddetli bir rüzgârdı ilk estiğindeVe akan su gibiydi ömür diyeTutunmaya çabaladığım sonrasındaÇemberin içindeydi yineRüzgâr ama artık esmiyorduVe aynanın önündeBakınca ben diyeBana benzetilendenBilmem yineO sakakta mısın açıp pencereniBırakıyor musun saçlarını savursun diyeŞimdi ellerimdeKalan hayatım banaEski bir dost içindeKırgınlıklarını taşıyanSoramadım o zamanlar affet önceEllerimi ve ardından gözlerimiSuçlumuz hangimizdiKoşup dururkenHayat merdivenlerinde 39. sayıdan

  • ŞAİRLERİN POETİKASI ÜZERİNE ŞİİR SANATINI KONU ALAN ŞİİRİN İÇİNDEN, Canan Sanlı

    Eskiden beri yazılagelen toplumcu gerçekçi şiirlerde insan, yaşam, hürriyet konuları sürekli işlenmiştir. İçerdiği anlamlar üzerinden şairler şiirlerini kurgulamışlardır bir gelenek halinde. 1940’lı toplumcu şiirler üzerine görüşler, düşünceler edebiyat çevrelerinde bazı eleştirmenler, kimi kalemler tarafındanyazılmış, çizilmiştir günümüze kadar.Salâh Birsel “ Şiir Dersi” başlıklı şiirde okuyucunun dikkatini bu konu üzerine çekiyor. Şiirde konu ettiği şiirlere ve şairlere…

  • 2. Ayvalık Edebiyat Günleri, Canan Sanlı

    Yaşamın Boşluğunu Edebiyatla DolduranMuhteşem Bir Şölen Ayvalık’ta, Mozaik Edebiyat Grubu’nun değerli şair ve yazar Mevlüt Asâr’ın başkanlığında düzenlediği 2. Ayvalık Edebiyat Günleri, edebiyata gönül veren ve yaşamın boşluğunu sanatla dolduran edebiyatseverlerin büyük coşkusuyla adeta bir kültür şölenine dönüştü. 16-24 Mayıs 2026 tarihlerinde, Ayvalık Destek Tasarım Akademisi ve mekânın sahibi Ali Akdamar, edebiyat dünyasının kıymetli isimlerine…

  • Küçürek Öyküler

    Mavi Tren Bu adam belki de bin yıldır dağbaşında yapayalnız. Sabahın kızıl atlı süvarileri ile arkadaş. Her tren ona merhaba diyor olmalı. Her yolcu kim olduğunu merak ediyor. Bahar çiçekleri eflatun ve alacalı… Eğilip birini kopardı adam. Gökyüzüne doğru uzattı. Ne kadar da yorgun görünüyordu ve yaralı. Başında en eski masalların faili meçhul uğultusu. Saçları…

  • Dil Yanlışları 3

    Gazete, dergi adlarının yazımında yanlışlar yapılıyor. Eğer gazete sözcüğü de özel adın içindeyse her iki sözcük de büyük harfle başlar. Genelde durum böyle değildir. Gazetenin özel adı tek sözcükten oluşur. Dolayısıyla gazete küçük harfle başlar: Cumhuriyet gazetesi. Dergi için: Çağdaş Türk Dili dergisi… Yasama adı üzerinde yasaları da yapar. Yasa, sonucunda ceza getirebilecek eylemleri, suçları…

  • METAFORLARIN DİLİYLE – 4, Gülen Dizdar

    Pandora’nın Kutusu Sembolizmi: Yasak Bilginin Kapısı I. Mitolojik Köken: İlk Kadın, İlk Merak, İlk KaosYunan mitolojisine göre, Tanrıların kralı Zeus, Prometheus’un insanlara ateşi vermesinden sonra öfkelenir.İnsanlığa bir “hediye” verir: Pandora.Pandora’ya tanrılar tarafından güzellik, cazibe, zeka, merak gibi tüm nitelikler bahşedilir.Ancak eline bir kutunun (ya da aslında bir pithos’un, yani toprak kavanozun) anahtarı verilir ve ona…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir