İLETİŞİMİN, TOPLUMUN MERHEMİ OKUMAK, Tuğçe Yerdelen
“Demokratik çağdaş toplum olabilmek için yeni iletişim becerileri kazanılması gerektiği belirtildi. Şimdi, şöyle bir soru aklınıza gelebilir: iletişim sadece toplumsal amaçları gerçekleştirmek için mi gereklidir? Hayır ! İletişim, aslında hem kişisel, hem de toplumsal bir süreçtir. Bir başka deyişle, iletişim, iki kişiyi ilişki içine sokan psikososyal bir süreçtir” Doğan Cüceloğlu
Kendimi tanımlarken ömrümü okumaya adamış birisi olduğunu söylüyorum, hep. Ve ekliyorum ne kadar okursam daha çok daha çok okumak istiyorum. Biliyorum ki okumanın ve öğrenmenin sonu yok. Nefes aldığımız sürece de içimdeki okuma tutkum böyle devam edecek. Tabi bu tutku bir anda oluşmadı, çocukluk yıllarıma dayanıyor… Ben çantamda hep kitap taşıyan çocuklardan oldum, büyüdüm, yaşım ilerlemeye başladı ancak çantamdaki kitap(lar) hiç eksilmedi, aksine arttı. Bir şiir kitabı ve bir roman mutlaka yanımda benimle birlikte yürüdü, otobüse, metroya bindi. Yolculuklarda tabletlere, cep telefonlara sığınanlara inat hep kitaplara sığındım. e-kitap, e-dergi, e-gazete hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Dünya hızla ilerliyor, her şey bir önceki günden farklı, belki de birkaç yıl sonra matbu hiç kalmayacak, fakat ben hala direnip klasik basılmış dökümanları tercih etmeyi sürdüreceğim. Şimdi geleyim neden bunları anlatma gereği duyduğuma. Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliği’nin (YAYBİR) açıkladığı Ocak 2022 verilerine göre; Türkiye’de toplam 21 milyon 192 bin 225 adet kitap basıldı. Ancak okuma oranımız binde 1. Çok ilginç değil mi? İşin daha da ilginci, hepiniz bilirsiniz yıllardır fuarlar yapılır, TÜYAP kitap fuarlarının içinde en saygını olarak kabul edilir. 1 şiir, 1 söyleşi ve 1 çocuk kitabıyla birlikte toplamda 3 kitabım var. Ülkemizin çeşitli yerlerinde de imza günlere, kitap fuarlarına katıldım. TÜYAP’ a da gittim. Fuarlar gibi büyük çaplı organizasyonları da can-ı gönülden destekliyorum, diliyorum ki sonsuz olsunlar. Ancak, şaşırmaktan usanmadım bir mevzu var. Herkes şair ve yazar mı? gidilen fuarlada çok sayıda yazar ile tanışma, sohbet etme imkanı buldum. Bazılarının yazdıkları eserler bir araya gelince bakıyorum boyumu aşıyor. Üretmek, üretken olmak güzel. Bir türlü anlayamadığım iki husus var. Birincisi nasıl oluyorda çok kısa zaman içinde neredeyse birkaç ayda bir eser yazılıyor? Kendini yazmaya adamış, değerli öğretmenlerim ve büyüklerimi tenzih ediyorum. Sadece kavrayamıyorum, hepsi bu. İkinci anlayamadığım nokta ise eserler, okuyucuya ulaşmamasına rağmen ki hepimiz yakınıyoruz diyoruz, “kitap okunmuyor” Neden bu soruna çare aranmıyor? Yani okunmama sorununa. Açıklanan kitap basma sayısının da 21 milyon 192 bin 225’ten çok daha fazla olduğunu düşünüyorum. Basılsın, hatta keşke 40 milyon basılsın ama okuma da 75 milyon, 80 milyon olsun. Okuma-yazma bilen herkes okusun. Bu olabilir mi? yoksa hayal mi? Doğan Cüceloğlu’ndan alıntıyla başlamıştım yazıma dikkat edersiniz, iletişimin önemini vurgulayarak. Eğer iyi iletişim kurmak istiyorsak, önce biz, sonrasında da ailemiz, kapı komşumuz, bakkal amcamız okumalı. Okumalı ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi: “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” olsun.
3. sayıdan