VEYSEL ÇOLAK’IN “YAPAYALNIZ ANILAR” ŞİİRLERİNDE KURAMSAL ÖRGÜLER…

VEYSEL ÇOLAK’IN “YAPAYALNIZ ANILAR” ŞİİRLERİNDE KURAMSAL ÖRGÜLER…

Bugünlerde elimde değerli şiir düşünürü, şair Veysel Çolak’ın “Yapayalnız Anılar” adlı şiir kitabı var. Şiirlerle buluşmaya çalışıyorum. “Yapayalnız Anılar” insana hüzün veren bir kitap adı. Kitap adları kitapta yer alan şiirlerin şemsiyesi bir bakıma. Yalnızlık, hüzün, özlem, acı, endişe, öfke, yenilgi, ölüm, kırgınlık, sevgiye çağrı, tutku, umut sarmalı içeriğiyle oluşan bu kitabı keşke okumaya karar vermeseydim, keşke bu şiirlerle söyleşmeseydim, diye düşündüm, başta. Ama sözcükler öyle güçlü ki beni peşleri sıra sürüklüyor, neler söyleyeceklerini beni hangi duygulara gömeceklerini yine de merak ediyorum. Kitapta 38 adet şiir var. Her şiir dirimsel eylemiyle selamlıyor beni. Öyle ya bu durumda yine bir şiir serüvenine doğru yol alacağım, muhtemelen. Bu şiir serüvenimde, farklı bir yol izleyerek “Yapayalnız Şiirler”in kitabını oluşturan, şair Veysel Çolak’ın şiirlerindeki kuramsal örgülerin sarmalına gireceğim, bu defa.

Değerli şiir düşünürü, şair Veysel Çolak şiire adanmış kocaman yüreğiyle var olan bir değer. Şiir kendisi için bir yaşam biçimi. “Saklısı yoktu, camdandı o evde yaşayan adam/görürdü herkes bir şiirle seviştiğini” şiir de Veysel Çolak’ı böyle anlatıyor. Şimdi söylemek istediğim konuya giriyorum: Şiirle düşünen, şiirle yaşamın sürdüren Veysel Çolak, 36 yıl önce şiire yeni bir soluk getirmek için arkadaşları: Seyyit Nezir, Tuğrul Keskin, Metin Cengiz, Hüseyin Haydar ile birlikte yola çıkarak Yenibütüncü Şiir akımını başlatmak üzere 1988’de Broy Dergisi’nde, “Yenibütüncü Şiir Manifestosu”nu yaşama geçiren bir şiir önderi.

Yenibütüncü Şiir, yaşamın diyalektiğinde insana, yaşama yönelik olguların örgüsünde toplumsal, bireysel olayları varoluşçu, gerçekçi anlayışla işleyen şiir kuramı.

Asıl hikâye, yaşamdır, insandır, Yenibütüncü şiirde. Önerilen fotoğrafın bütünüdür. Artzamanlı, eşzamanlı yaşamsal olayları, olguları diyalektik işlerlikte çözümlemek, anlamsallığa ulaşarak yeni bir hayat önerisini kavramaya çalışmaktır, asıl mesele…

Şimdi; “Yenibütüncü Şiirin Manifestosu” neler diyor, dinleyelim:
“Yenibütün: Kendini Biriktiren Bireyin Şiiri”
“Şiir; her insana yayılmış somut ilişkilerin bireyde kabına sığmayan yoğunlaşmasından patlayan bu lirik başkaldırı, hiçbir bireyi ayırmaksızın herkese yöneltilmiş bu gözüpek ve tok çağrı, bugün de zekânın ve yüreğin bireysel oylumundan çakan şimşeği olarak kendini yaşamın ön siperlerine adıyor: Çünkü maden ve ipek, başak ve mürekkep, ter ve buz, gül ve bakır sürtünmüştür. Öneriyor ve işe koyuluyoruz: Gün, ateşe atılış günüdür.”

“Yenibütün: Kendini Biriktiren Bireyin Şiiri”: “Yenibütüncü şiir, paranın büyüsünü bozmaya adanmış zekânın lirizmidir.”, “Yenibütüncü şiir, politikayla barışık olmayan insani politikleşmedir.”, “Yenibütüncü şiir, tragedyasında yetkinleşen bireyin diyalektiğidir”, “Yenibütüncü şiir, öz demek olan yaratma sürecinin etkinliğidir”, “Yenibütüncü şiir, yenilikte geleneği de sırtlayan süreklilikte kendine birikmedir.”, “Yenibütüncü şiir, hayat kadar dağınık, hayat kadar örgütlüdür. Venüs’ün ölümsüzlük gizi, insanın yaşama telaşıdır.”, “Yenibütüncü şiir, brooyyy kadar yerli, merhaba kadar evrenseldir.”, “Yenibütüncü şiir, dilin öncü yorumunu, belirleyici imkân olarak yüklenir.” (Veysel Çolak, Seyyit Nezir, Metin Cengiz, Hüseyin Haydar, Tuğrul Keskin, Broy Şiir Dergisi, Ocak 1988, sayı: 27)

“Manifesto; insandan, doğadan, yaşamdan, şiir sanatından ve bunların geleceğinden yana olmayı, bu konularda eylemli olmayı öneriyor. Emperyalizmin ve kapitalizmin yok ettiği bireyin yeniden yaratılması gerektiğine vurgu yapılıyor. İnsanın yeniden yaratılması, yaşamı da yenileyecektir. Manifesto, bu anlaşılsın istiyor.” (manifesto, s. 8)

Şiir düşünürü-şair Veysel Çolak’ın “Yapayalnız Anılar” şiirleriyle buluştuğumda, Yenibütüncü Şiirin Manifestosu’nun içeriğini düşündüm. Veysel Çolak, şiirlerini, Yenibütüncü şiir anlayışı ve kuramı ile yazıyor. Ben de Yenibütüncü Şiirin Manifestosu’yla özdeşleşen bu şiirleri anlamaya, irdelemeye çalışacağım.
Yaşam ve insan şiirin ana izleği. İnsanın yaşadığı her umutsuzlukta kendine yüklediği öyle duyguları vardır ki bu duygular şiirin dilinde söze dönüşür, ete, kemiğe bürünür.

Yenibütüncü şiir, eylemci lirik bir şiir. Eylemini gerçekleştirirken yaşamı, insanı önceleyen başkaldırı tutumuyla emeğe, sömürüye, adaletsizliklere karşı savaşım veriyor. İmgelemle, geçmişin hesabını bugüne taşıyor. Unutmuyor, unutturmuyor. “Yapayalnız Anılar” kitabında Veysel Çolak, insanların yaşadığı bu duyguları kalbine isyan ederek şiirin eylemine yüklüyor. “Tragedyanın varlık nedeni ve aşılma ortamı, tarihsel bütünlüktür. Bireyin tarihsel örgütlenme süreci, işte bu bütünlükte yaşanan sonsuz tragedyalar diyalektiğidir; tragedyasından çalınmış birey ona geri döndürülmeli, her türlü insani eylem bireyin tragedyasında somutlaştırılmalıdır.” (manifesto, s.13)

Şiirde, yaşama, duygulara sözcü olan bir özne var. Umutsuzluğun derinliğinde kaybolan şiirin öznesi. Öyle ki sessiz çığlığı duygulardan bir mezara dönüşür. Mezarlar, sessizliği yalnızlığı derin hüznü çağrıştırır. “derinleşip durur duygulardan bir mezar”

Çaresizliğin derinliğinde umutları kaybolan bireyleri “düşersin, kırılır elindeki papatya” bağdaştırması ile çağrışımı güçlendiren şiirin öznesi dünyanın cehennemine olan duyarlılığıyla yaşanan acı, ölüm gibi toplumsal olgularla kendini özdeştirir. Acı çeken toplumsal bireylerin yerine kendini koyar, “senindir sokaktaki her ceset” bağdaştırması duyguların karşılığı olur.

Yaşamın rengârenk acılarına neden olan insanın kendisidir. Belki kocaman bir çaresizlikle sorulan her soruda karanlığa gömülür. Özlenen, sımsıkı sarılmak istenilen özgürlüğü ölüye dönüşür. Şair özne geçmişin izlerindeki yaşanmış yorgun, üzgün anılarını ve sonrasını şiirin eylemine yüklüyor, umutsuzca… “Unutursun yüzünü, adından bir harf gider/ kullandığın kelimeler utanır/ karanlık olursun sorulan her soruya.// sımsıkı sarıldığın özgürlüğün ölüsü.” (Sonra, s.5-6)

“Yapayalnız Anılar”ın sesinde duyguların koyusu konuşuyor sürekli… O koyu duygularla başlıyor şiir serüveni. Her hikâyenin bir şiiri vardır ya, “Yapayalnız Anılar“da da yaşanır o dile dolanan söylenemeyen sözcükler buluşur şiirin eylemiyle…

Değişmesi beklenen yaşamsal olguların değişimi herkese göre farklı gelişir. Her yaşanan anlar, anılara gömülür çoğu zaman. Böyledir duyguların diyalektiği. Kendine söylediği sözlerle “Karalayıp durduğun bir hayatın oldu” diye başlar şiirin öznesi. Bir gün karalayıp durduğu bu hayatın da sonunun geleceğini bilir. “soldu solacak fotoğrafını çektiğin park papatyalar çıkıp gidecek yaşadığın kentten”

Çolak’ın doğa, hayvan tutkusu, insana verdiği önem bilinir. Günlük kullandığı sözcükler bile imgesel anlamda nesnelerin büyüsüne karışır. ‘Park’, ‘papatya’, Çolak’ın şiirlerinde imgesel anlamlar içerir. ‘Park’: geçirdiği anları, zamanları, ‘papatyalar’: yaşamsal özgürlüğü çağrıştırıyor, bana göre. Kelimelerin yan anlamları, yaşamda karşılığı olan farklı sözcüklerin oluşmasını sağlar, anlamın varsıllaşmasına neden olur.

Şair özne, şiirin ilerleyen birimlerinde Karl Marx’sın felsefesine ve görüşlerine vurgu yapar. “İnsani birey ve toplum olarak bütünüyle teslim alma tutkusunun peşinde saatini son kez kuran kapitalizm, bireyin özgür, asi ve yalnızca üretme-yaratma güzelliğine uyumlu bütünlüğünü parçalayarak her türlü alçalmaya doğru çürütüyor, koparılmış zekâ ve yüreğiyle saçmalıklar silsilesine kilitliyor.” (manifesto, s.12) Bu bağlamda Yenibütüncü Şiir Manifestosu’ndan yararlanarak şairin okura söylemek istediklerini şiirin öncü gücüyle aktarmaya çalışıyorum. “Marx’ın hayaletiyle buluş”, okuru Karl Marx’la buluşturmak ister bir bakıma. Karl Marx özel imgedir. Kapitalist sistemin getirdiği adaletsizlikte işçilerin düştüğü kör kuyundan çıkamadıklarını, boğulduklarını çağrıştırır. “bir bardak çayda boğulan işçileri düşün/ kahvehanelerin boğucu yalnızlığını” (Yağmuru Beklerken, s.7-8)

Veysel Çolak’ın yaşamında önemli bir yer tutan Şiir Atölyesi, şiirle buluşmak isteyen bireylerle, çalışma yaptığı Cumartesi günüdür. Öyle ki şiirle buluşturduğu bireylere umut verdiği için umutsuz, hüzünlü olduğu anları bile unutturur ona. İmgelemle çağrışım yapan özne yaşanmış koyu anların umutsuzluğunu paradoksal vuruşla sözcüklere umut yükler. “herkesi unutun, kendinizi de /bir akarsuya anlatın ömrünüzü/ o yaşananları taşısın gökyüzüne/ bir çiçek bulutu olsun/ adresiniz bir karanfildir polis kayıtlarında/Bugün cumartesi böyle şeyler düşünme/ bul çıkar sustalı bıçağını, tabancanı da üzme/ bir mermi ol, ama sevgilini unutma” ‘gökyüzü’, ‘çiçek bulutu’, ‘karanfil’ sözcükleri umutsuzluğa karşıt umudu imliyor. ‘Sustalı bıçak’, ‘tabanca’ , Çolak’ın çocukluğunda, anılarında yer alan önemli bir olgu. Şiirin gücüyle özdeşleştirdiği nesneler diye düşünüyorum.

“Günümüz, insani özün kireçlenmeye ve tıkanıklığa geriletilmesiyle yüz yüzedir.(…) Oysa insani özün gereği, Amerika’nın keşfi değil, Hamletin yaratılmasıdır. Bilim ve teknik, insani özün aracı, sanat amacıdır: Yaratma süreci, bu özün yetkin eylemidir. İnsanın doğayla ve kendi doğasıyla savaşmasını aştığı özgür bilincin pratiğidir.” (manifesto, s.13) Bu bağlamla şiire uzandığımda, şair öznenin insandan umudunu kestiği, yanıldığı öfkesiyle karşılaşıyorum. Ama yine etkili bir vuruşla kendine dönüyor, kendiyle yüzleşiyor. “her şeyi bırak kendi yüzüne çalış. / Bazıları ayaz olur, üşütür/ herkes gider, kir kalır/ unutmak karşı devrimdir demiş adamın biri/ bence de öyle” (Umutsuz Kelimeler, s.9)

İnsan sözcüklerden doğar. Sözcüklerin nesnel büyüsü anlamın derinleşmesine olanak tanır. O nedenledir ki sözcükler yaşamın olmazsa olmaz öğeleri. Olay, olgu, görüntü, imge, duygu, ses, sözcüklerle yaşam bulur.

“Şiir; korku, kızgınlık, öfke, hüzün, kırgınlık, kıskançlık, üzüntü, sevinç, sevgi gibi etkenlere bağlı olarak açığa çıkan, şairde yoğunlaşan güçlü, yıpratıcı duyguların bir yansımasıdır.” diyor, Veysel Çolak. (Veysel Çolak, Şiir Diyalektik Değilse, s.13) Bu nedenledir ki şair kendinden yola çıksa bile yazdığı şiirde hep başkaları olur. Bu bağlamda şairin yaşadığı duygular okurda da karşılığını bulur, bulmalıdır. Veysel Çolak da şiirlerinde oluşturduğu her sözcüğün, okurda karşılığını bulmasını istiyor. Bu bağlamda şiirlerini oluşturuyor bir bakıma. “Dünyada Ölür Bir Gün”, (s.15-16) başlıklı şiirde, şair özne kendisinden yola çıkarak toplumsal bireyleri ve herkesin yaşadığı duyguları aktarıyor, zamanın tozuna. “Sözlerimin yankısını beklemekle geçecek ömrüm/ dilimin altında paslı birkaç kelime kaldı/ onları söylersem kuşları aldatırım / zaten iyice katılaştım, bıktım/ kesip atmaya başladım duyarlı yanlarımı/ ama kimsenin sabahını ürkütmem”

“Kurtuluşunu sözcüklerde billurlaştırmayan birey, yaşamda asla yaratamaz.” (manifesto, s.15)

Paradoksal kavramla anlam oluşmasını sağlayan şair, şiirin umut taşıyan eylemini yansıtır. “Gelirse yarını öyle başlat/ yüreğini karşına al, fazla inanma ona/ yolunu değiştir, unuttuklarını anımsa/ kendine çıkmaz bir sokak olma.” Yenibütün şiir, eylemini bireyle özdeşleştirir. “Yenibütün kendini toplumsal ilişkiyle ve onu aşarak biriken bireydir. Marksizm’in ufkundaki bütünsel insanın kendini bugünden üstlenmenin karşılığıdır.”(manifesto, s.15)

“Olayların, umutsuzluğunu fark edip, yine de onları değiştirme kararlılığında olmak gerekir.” demiş, Jorge Semprun. “Öfkeden”(s.17-18) başlıklı şiirde Semprun un sözlerindeki anlamı çağrıştırdı zihnim. “İtilirsin bir sevdanın hüznüne, korkarsın/ bir ucundan yırtılmaya başlayınca gökyüzü. / Belki kırlangıçlarıyla gelir birisi, kurtulursun/ uyandığında yüzünde yaz güneşi.”

Yine karşıt sözcüklerle oluşturduğu bağdaştırmada derin anlamla okuru şaşırtan özne, özgürlüğe silah olmaktan mutludur, her şeye rağmen. “Suçlusun bir eşya gibi kullanılmaktan/ mutlusun özgürlüğe silah olmaktan.” Bir taraftan da yüreğinde izi kalan sözcüklerin bıraktığı yaralar kanar. Kendinle baş başa kaldığında karşıt düşüncelerle kendini açıklarken, her bireyin yaşadığı duygular şiire yansır. “Sonunda unuttun sildiğin o sözcüğü./( Sonunda unutamadın sildiğin o sözcüğü)”

Yenibütüncü şiir umutsuzluğa başkaldırır, olanı değil, olması gerekeni, yeni olanı söyler. “Günümüz, birey ve toplum olarak, özgürlüğü ve zorunluluğu insanın kurtuluş ereğinde gerçekleştirmenin de güzelliğine tanıktır. Zekânın ve yüreğin, biricik üretici ve yaratıcı özneye, insana tutkuyla sarılmasıdan, insanın sonsuz diyalektiğini gerçekleştirme yeteneği önünde hiçbir zorluk tanımamasından büyüyen yalın kahramanlıklara da…”(manifesto, s.12)

“Yapayalnız Anılar” şiirleri yaşamdan, insandan yana izleklerle örülen kuramsal bağlamda örgütleniyor. Yaşamda korunmaya muhtaç aynı zamanda yarının umutları olan çocukları şiirin kadrajına alan şair, okuru işlediği bu tema ve konuya yönlendiriyor. Kimi dağlarda terör belasına bulaşmış, karanlığın durdurduğu çocuklar, kimi yaşamını bozkırlarda geçiren hayvanları otlatan çobanlık yapan çocuklar daha iyi yaşamanın özleminde, özgürlüğün kanatlarında uçmak ister. Şair, karanlıkla yanmanın aydınlığını paradoksal anlamla açıklıyor. “Seninle sevgili olmak isteyen çocuk/ bozkırda bir başına dağ kadar esmer/ karanlık durdurmuş onu/ herkesin yapacağı iş değil/ yanarak aydınlanmak.”
(Yenilginin Diyalektiği, s.19-20)

“Koyu Yorgun”, (s.21) başlıklı şiir, umudu yine bir çocukla, bir işçinin büyüyen direnciyle özdeşleştiriyor. “Yaşadıkların bir sancıya dönüşür/ bir nabız gibi atar, üstelik zonklayarak/ keşke bir çocuğu düşünerek geçseydi ömrün / anıların dönüşseydi bir işçinin büyüyen yumruğuna”

“Yenibütüncü şiir, hayat kadar dağınık, hayat kadar örgütüdür. Venüs’ ün ölümsüzlük gizi, insanın yaşama telaşıdır.”( manifesto, s.14)

Şair, yaşanan her olayın, her olgunun içindedir. Olan, biten her olaydan kendini de sorumlu tutar, şair tavrı ve duruşu ile yaşama, insana karşı duyarlıdır.

Yeniden”(s.25-26) başlıklı şiirde, hayatın dağınıklığında, eşzamanlı yaşanan olumsuz olay, olgularda, şair öznenin duyarlı yüreği kışın parklarda yaşayan, zorlu hava şartlarında korunmasız kalan kedilere değer. Bir yandan da yakın zamanda yaşanan, ana okuluna giden servis otobüsünde uyurken unutulan üç yaşındaki bir çocuğun ölümüne sebep olunan acı, hazin durumunu kanayan yüreğiyle anımsar, anıştırır. ‘Aklı donup kalır’, kaybolup gidenler için ‘kalbinden buharlaşıp gider hayat.’

“Kış geliyor, soldurulmuştur bir fotoğraf elinde/ üzecek seni parklarda kedilerin üşümesi// Hızla geçip gidiyor bir servis otobüsü/ şoförü bir hayalet, lambaları kırmızı/ acımasızdır yaşananların çoğu/ kaybolmuş bir çocuğu apansız hatırlamak”

Şiirin umudu yaşanan imkânsızlıklara imkân olmaktır. Şair özne, geçmişten gelen bir esintiye özlem duyarak, duygularını okurla buluşturmak ister, özlemini bugüne, umuda yüklemek ister. “Güzeldi sokakta gezinen yemek kokusu/ onunla gelen akşam, ısınırdı, geceler/ solmazdı hiçbir çocuk”

Veysel Çolak şiirlerinde imge, sözcüklerin içine gizleniyor. Her sözcük bir başka sözcüğün anlamına bürünüyor. Yalın hallerde oluşan imgesel anlamlar biçim ve özün birbirine dönüşmesiyle oluşan çağrışımların verdiği duygular çarpıcı boyutta.

Şimdi de, “Yapayalnız Anılar” şiirlerinde oluşan okura verilmek istenen imgesel çağrışımlı derin güçlü anlamların içerdiği duygulara örnekler vererek devam ediyorum:

“Çabuk çürüdü gördüğün rüya/ ummazdım, köz köze yaşıyoruz sanmıştım” (Köz Köze, s.27)

Dizelerde, birlikte olduğu aynı duyguları paylaştığını sanan kişiden aldanışı ve bu ilişkinin çabuk bitişi çağrışıyor. Çağrışan duygu: Aldanış

“Yaşanmamış Bir Günün Akşamı,( s.35-36) başlıklı şiirde, şair öznenin istasyonda devamlı gördüğü kedinin yalnızlığı ile kendi yalnızlığının hüznünü özdeşleştiren bir ruh hali yansır dizelere. Nereden mi biliyorum. Sayfa 48’de “Atılmak” başlıklı şiirde, “Bir kediyim Karşıyaka Alaybey metrosunda” dizelerinden, sayfa 50’de “Kedi Olmak” başlıklı şiirde, “İki yüz kırk dört gün oldu, oldu geceler/ kalkıp gittim Alaybey Metro İstasyonuna / sordum o kediyi, tren geçince gitti dediler./ Nereden bilsinler ben gelmiştim onun yerine” dizelerinin anlamsal derinliğinden…

Kedi yalnızlığın simgesi olarak çağrışım yapar. “Alaybey metrosunda üç renk bir kedi” üç renk kedi ne anlam taşıyor diye düşünürken, son dizede üç rengin anlamı zihnimde çağrışım yapıyor. “Bir yenilgi, bir ayrılık, bir ölüm” dizesiyle yalnızlığa neden olan olgular açığa çıkıyor büyük olasılıkla…

“Sen de gideceksin birazdan/ o kediye de uğra, karnını sev, başını okşa/ onu düşündüğümü söyle, bana haber ver/ yalnız bırakma yalnızlığımı”, ‘yalnız’ sözcüğü iki anlamda kullanılıyor. “yalnız bırakma” sözü endişeyi, “yalnızlığımı” sözcüğü de ben adılında özneyi ve kediyle özdeşleştirdiği yalnızlığını vurguluyor. Birinci dizede, “Sen de gideceksin birazdan” bağdaştırmasında sen öznesinin gidişi ile de bir hüzün çağrışıyor. Yalnızlık bahane, şiirin duygusu terk edilme korkusu olarak da düşünülebilir.

Bazı insanlara baktığınızda, konuştuğunuzda kalbinin şeffaflığında ya kendinizi görürsünüz ya da derinlerde kaybolursunuz. Saklısı, gizlisi yok sanırsınız. Oysa bir yerlerde kimsenin göremediği gizlendiği saklı bahçesi vardır, büyük olasılıkla…

“Camdan” (s.53-54) başlıklı şiirde şair özne, kişinin kendine giydirdiği bu şeffaflık olgusunu şiirin diline yükleyerek açıklıyor.

“İnsanlar alışamadı bu camdan eve/ taş atan çok olurdu, şimdi daha çok/ kırıldıkça yenilerdi kendini, daha da kırılırdı.//Saklısı yoktu, camdandı o evde yaşayan adam/ görürdü herkes bir şiirle seviştiğini//Yine de bitmezdi insanların merakı// duyguları da kırıktı camdan adamın”

Şair, “camdan ev”, “camdan adam” özgün bağdaştırmayla, şiirdeki öznenin insani şeffaflığını çağrıştırırken bu önemli sosyolojik, psikolojik olguyu şiire yükleyerek bireysellikten toplumsallığa akıyor. İnsanlar kendilerine göre ürettikleri dedikodu, ön yargılarla, bazı toplumsal bireylerin şeffaf, açık olacağını kestiremeyerek karalamaya çalışırlar. Şiirde, bu önemli sosyolojik durum saptanıyor. Çünkü insanların gizlisi, saklısı çok. Kişi, kendi nasılsa başkalarını da öyle görür bir bakıma.

Okura verilmek istenen: Toplumsal bireylerin taşıdıkları ön yargıların, olumsuzca merakların, samimiyetsizliğin karşı bireylere ne kadar zarar verdiği, güvensizliklere sebep olduğu vurgulanıyor.

“Günler geçti dalgasını geçerek/ dünyayı içeri alıp çıktı dışarı” şiirin dilinde müthiş yalın hallerde imgesel çağrışımla derin, güçlü anlamlar oluşuyor. Günleri kişileştiren şair, şiirin öznesinin, kendini anlatamadığı toplumsal bireylere, her şeye, insanların insanları anlamadığına, değer yargıların farklılığına boş veriyor sonunda… ne kadar boş verse de insanların duyarsızlığı kalbini incitiyor, insanlara olan inancını, güvenini kaybediyor. Yine etkili bağdaştırmalarla şiirin dilinde konuşuyor, şiirin öznesi. “Farketmedi onu sahilde balık tutanlar/ bir martı üzülerek kondu omzuna/ Denizinize girmedi hiçbirinizin”

“Yenibütüncü şiir, dilin öncü yorumunu, belirleyici imkân olarak yüklenir.” (manifesto, s.15)

“Yenibütün, kendini toplumsal ilişkiyle ve onu aşarak biriken bireydir. Marksizm’in ufkundaki bütünsel insanın kendini bugünden üstlenmesinin karşılığıdır. Yenibütüncü şiir, her kıpırdayışında politikleşmiş sözcüğün, tek kişinin ufkundan herkesin ufkuna yayılmasıdır.” (manifesto, s.15)

“Yapayalnız Anılar” şiirleri Yenibütüncü şiirin eyleminde hayatın dağınıklığında örgütleniyor. Hangi şiirin içine girsem, toplumsal bireylerin, tüm canlıların, nesnelerin dirimsel varoluşlarına tanık oluyorum.

Bu şiirlerle iyi ki söyleşmiş, hücrelerinin her köşesine girmişim diye düşünüyorum. Öğrenecek daha çok şey, yürüyecek daha çok yol var… Her şiirin söylemek istediklerini naçizane anlamaya, irdelemeye çalıştım. Umarım, şiirlerle yaptığım bu yolculuk okurlarla da devam eder.

Söyleşeceğim o kadar çok şiir var ki sayfalara sığdıramayacağımı düşünerek “Son” (s.65-6) başlıklı şiirle vedalaşmak istiyorum. Şiirde, şair özne imgelemle yaşananların hesabını yapar. Duygularını yoğun olarak yaşadığı anılar, anlar gözlerinde buharlaşır. Yapayalnız anılar olarak kalır belleğinde tüm yaşananlar… Şiirde, arka planda yaşamış bir hikâye belirir. Şiirin öznesi, yaşadığı o gün yaşamının sonlanacağını düşündüğü andır sanki. O an bütün hayatı gözlerinde yürür. Sona geldiğini hissettiği anda, yaşamda her şeyin boşluğunu düşünür, herkesin yüzü gözlerinin önünden geçer veda eder gibi ama yalnızdır o acıyla bir kez daha yaralanır.

“Dünü yaşadın siren sesiyle döndün/ uzandın bir boşluğun üzerine/ hızla geçtin tanıdığın herkesin yüzünden/ birden kayboldu hepsi, görmedin hiçbirini”, paradoksal bir vuruşla yüreğini kanırtan acının, umutsuzluğun sesini duyurur okura…”hava sıcaktı ama düşündükçe üşüdün/ içecektin, su kırılarak döküldü avuçlarından.”

En önemlisi nedir: şiirin duygusudur okura geçen. O duyguyu içeride hissetmek için söyleşmek gerekir şiirlerle… Şair olanı değil, olması gerekeni yazar. Şiir olanı aktaran değil, olması gerekeni oluşturandır, söyleminde, eyleminde.

Şiir düşünürü- şair Veysel Çolak, şair tavrı, duruşuyla çağın tanıklığını yapmış olmanın bilinci ve görüşleriyle, şiir düşüncesini ön planda tutarak geçmişten ve bugünden izlerle yaşamın diyalektiğini şiirin diline yüklüyor. Bireysellikten toplumsallığa, toplumsallıktan bireyselliğe giden yolların taşlarını bir kuyumcu titizliğiyle yapılandırıyor. Yaşamdan, insandan yana aldığı tavrı sözcüklerin gücüne yükleyerek şiirlerini oluşturuyor.

“Yapayalnız Anılar” şiirlerinin içine girdiğinizde, sesini duyurmak, anlaşılmak isteyen bir ses duyarsınız. O ses, bazen bir özneye, bazen topluma, kimi de kendi imgelemine seslenir. O sesi duyduğunuzda şiirin içeriğindeki derin, güçlü anlamsallığa ulaşırsınız. İşte o anlamsallığa, özündeki duygulara erişmek için “Yapayalnız Anılar” şiirleriyle söyleşmek, anlamaya çalışarak bütünleşmek gerek.
Yenibütün, kendini biriktiren bireyin şiiri olarak der ki: “Yenibütüncü şiir, öz demek olan yaratma sürecinin etkinliğidir.” (manifesto, s.13)

Ayvalık, 08. 08. 2024

Veysel Çolak , “Yapayalnız Anılar”, Hayal Deniz Yayınları, Mayıs 2024
Yenibütüncü Şiirin Manifestosu- Yazılar/Karşı Yazılar, Hazırlayan: Veysel Çolak – Aslıhan Tüylüoğlu, Klaros Yayınları, Mart 2021

Canan Sanlı

Similar Posts

  • Sessizce

    Yorgun yıllar kederi kirlenmiş kaldırımlarıSuskun ömürler bekler paslı kapılarıSoluk renkli mevsimler üzgünDağınık anılar yağar sancılı kalplereÇalan bir şarkıda nefesler ağlarSessiz Çocukluk seni saklarGülümsemez geceler yağar karanlıklarSoğuk üşür tenler sızlarKıvranır şiirlerde adressiz uçan TurnalarHançer köklü yaralar usulca büyürDerin acıların izleri çığlık amansız yürürYalnızlık asil hür ve tekSuda yanan incileri güneşinTomurcuğa durur koynunda ormanınEski bir zaman sabahının…

  • Ölü Bir Balığın Hikâyesi

    Duvarda asılı kalmış bir saatli maarif takvimi. Sararan yapraklarından birini kopardım. 30 Haziran 1975. Bu duvar, bu takvim ve bu ev çürümeye sıcacık bir yaz günü terk edilmiş. Vazgeçmek, bir şeylerden umudunu kesmek böyle bir haldir zaten. Arkana bakmadan çekip gittiğinde hayal bile edemeyeceğin ayrıntıları da geride bırakıverirsin bir çırpıda. Kenarda duran sehpanın üzerindeki akvaryumu…

  • Hasan Buyruk ile Söyleşi – 2

    Prof. Dr. Hasan BUYRUK Nurdan Öztürk: Bugüne kadar sizi en çok heyecanlandıran beş keşif nelerdi? Prof. Dr Hasan BUYRUK: Çok güzel. Aslında 100 yıl içerisinde Arkeoloji ve Sanat Tarihi alanında heyecan yaratan o kadar çok gelişme ve keşif ortaya kondu ki, tamamı da heyecan uyandıran keşifler. Bunların tamamı birbirinden değerli olduğu için tabi bunları sıralamakta…

  • Çise

    ne yaniölüyor mu hâlâ Narkissosbuğusuz göl aksindesaçlarına dokunan elleriylegün ışığını uzaklaştırangüzelliğin çarkını döndüren hüznüyle kavuşmayan kollarındijital sarılmaların yorgunluğudüşüyoryılların başıboş yarısınakalpli öpücük emojisiyiyip bitiriyor duyguları -ah yüce niyetlerhep başa konsa dahiçbir duaya sığmıyor rahmetiyüz üstü bırakıyorsahibini en zayıfen inandığı yerinden- hizmetindeyim en gergin düşünceninve nefes aldıkçacenk ediyorum nur yüzlü ölülerimlenasıl da uzaklaşıyorum lanetli anılardanzamanın hayrına ölçülü…

  • Sallanan Sandalyem

    Kimler geldi, kimler geçti diye düşündü. Artık yıpranmıştı. Boyası dökülmüş, bakımsızlıktan viraneye dönen evler gibi olmuştu. Ne çok şey görmüştü, anlatsa bir ömre sığmazdı. Çok genç olduğu zamanlar geride kalmıştı. Artık anılarına sarılıyor, onlarla oyalanıyordu. En sevdiği saat dilimi, geceydi. O zaman dinlendiğini hisseder yalnızlığın tadını çıkarır ama bir o kadar da üzülürdü. Dün yaşadığı…

  • BEYAZ SAYFA AÇIK KALSIN

    Doğumla önüme defter konduİsmim yazılmadı sadeceKaderim de çizildi, gizliceMasum yılların fotoğrafı çekildiGeri dönülmez anılar not edildiAcılar da birikse, hep umutlaAçık kalsın beyaz sayfalar Yıllar geçti, unutulmazlar yazıldıİhtilaller, depremler, krizlerleÖmür defterim pas tuttuAşklarsa gül yaprağı gibi iliştirildiSorgulamaya çalıştımsa yıllarıAklım yetmedi, ruhum sustuÇözemedim gitti bu devranı Sonunda duvara tosladı DünyaAçgözlü lordlar işgalindeÖzgür ülkeler gördümKara notlar düştüm sayfalaraKorku…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir