YAHYA KEMAL BEYATLI VE OTEL ODASINDA YAMAN BİR YALNIZLIK

Yazar: S e m i h a  B a y s a l

Türk Edebiyatı birçok dev şair yetiştirmiştir. Bunlardan biri de Yahya Kemal Beyatlı’dır. Öğretim üyesi, diplomat ve siyasetçi kimliğiyle de tanıdığımız Yahya Kemal, Türk şiirinin en önemli köşe taşlarından biridir. Onun önemi, Türkçe şiir söylemek ve Türkçe’yi şiirlerle öğretmek için bilinçli çaba göstermesindedir. Yahya Kemal’in vefatının 65. yılında bu büyük edebiyatçımızı bütün yönleriyle yeniden anarken, özellikle müziğimize eşsiz güftelerle ilham vererek yaptığı katkıları da genç kuşaklara tanıtmalıyız. Bu büyük şairimiz hakkında sayısız yazı kaleme alındı günümüze kadar. Ama yeni nesiller ortaya çıktıkça onların da öğrenmesi için elbette tekrar tekrar yazılacak… 2 Aralık 1894’te doğduğu bilgisinden hareketle biz de onu aralık sayımıza almak ve hakkında yazılan kimi yazıları derleyerek anmak ve anımsatmak istedik.

Büyük Türk şairi ve yazarı Yahya Kemal Beyatlı 2 Aralık 1884 tarihinde eskiden Osmanlı Devleti, bugün Makedonya sınırları içerisinde bulunan Üsküp’te dünyaya geldi. Asıl adı Ahmet Agâh’tır. Babası Üsküp Belediye Başkanı Nişli İbrahim Naci Bey, annesi

S A Y I 1 1 – A R A L I K 2 0 2 3 divan şiirinin üstadlarından Leskofçalı şair Galip Bey’in yeğeni Nakiye Hanım’dır. İlköğrenimini Üsküp’te özel Mekteb-i Edep’te tamamladı(1892-1895). Orta öğrenimini Selanik ve İstanbul Vefa İdadilerinde tamamladı. Şehsuvar Paşa torunlarından olduğu için Şehsuvar kelimesi ile aynı anlama gelen Beyatlı soyadını aldı. (1) İstanbul’da tanıştığı Şekip Bey isimli Paris’ten gelmiş ve zabitlikten ayrılmış bir gencin teşvikiyle Paris’e gitti (1903). Paris’e gidişi II. Abdülhamit baskısından bir kaçış olduğu halde, orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Paris’te Jön Türklerle yakınlıkları oldu. Ahmed Rıza, Sami Paşazade Sezai, Prens Sebahaddin, Abdullah Cevdet’i burada tanıdı. Abdullah Cevdet’in tavsiyesiyle Meaux Koleji’nde yatılı öğrenci olarak bir yıl okudu. Burada Fransızcasını ilerlettikten sonra Ecole Libre des Sciences Politiques’e (Siyasal Bilgiler Fakültesi) girdi. Siyasi ve edebi çevrelerle ilişki kurarak devrin bir kısım yazar ve politikacılarını tanıdı. (1) 1912 yılında zengin bir sanat ve tarih kültürüyle dokuz yıllık bir süreden sonra İstanbul’a döndü. Dârüşşafaka’da tarih ve edebiyat öğretmenliği (1913), ayrıca medeniyet tarihi okuttu (1914). İstanbul Darulfünun’da medeniyet tarihi, batı edebiyatı tarihi, Türk edebiyatı tarihi dersleri verdi (1916-1919). Tedavi için bir süre Sofya’da (1921) bulundu. Milli Mücadele yılarında Ankara’ya gelerek Kurtuluş Savaşı kadrosuna katıldı. Buradaki Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin başyazarı oldu. Lozan’a giden barış delegeler kurulunda müşavir olarak görev yaptı (1922). Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne II. Dönem Urfa milletvekili olarak girdi (1923-1927). Türkiye – Suriye sınır tespit komisyonunda önemli çalışmalar yaptı (1925). Varşova (1926), Madrid (1929), orta elçiliklerine tayin edildi. Madrid’deki görevine ek olarak Lizbon elçiliği işlerini de yönetti (1931).Yozgat (1933-1935), Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinde bulundu. Pakistan büyükelçiliğinden (1947-1948) sonra 1949’da emekliye ayrılarak yurda döndü.1949 yılında “Hayal Şehir” şiiri ile İnönü Sanat Ödülü’nü aldı. (2) Şiire küçük yaşlardan itibaren ilgi duydu:

İlk gençlik şiirlerinde “Esrar” mahlasını kullandı. Bu şiirleri Âgâh Kemal imzasıyla İrtika (1902 ) ve Ma’lûmat (1903) dergilerinde yayımlandı. Bazı şiirleri okul kitaplarında yer aldı. Yeni mecmuada “Bulunmuş Sahifeler” adı altında çıkan şiirleriyle (1918) daha geniş çevrelerce tanındı. Bu yıllarda Recâizâde Ekrem’i, Abdülhak Hamid’i, Muallim Nâci’yi ve Ziya Paşa’yı okuduğu gibi eski divanları da inceledi, araştırdı. (3) Tanzimat Dönemi sonrasında gelen şairlerimiz arasında “Öz şiir” anlayışının en güçlü temsilcisi Yahya Kemal Beyatlı’dır. Şiirde Muallim Naci’yi örnek aldı. Onun şiirlerine nazirelerde bulundu. Edebiyatı cedide şiirinden etkilenerek güzel örnekler verdi. Ayrıca Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin ile bu dönemde öz şiirin başarılı temsilcisi Ahmet Hamdi Tanpınar’dan da etkilendi. (3) Paris’te bulunduğu süreçte bazı Fransız şairleriyle tanışma olanağını buldu. Jean Morés, Charles Baudelaire, Paul Verlaine gibi sanatçıların eserlerinde gördüğü ölçü, biçim ve titizliklerinden etkilenerek kişiliğinin gelişmesini sağladı. Fransız sembolistlerinin “öz şiir” anlayışına uygun “halis şiir” düşüncesine bağlandı. “Derunî ahenk” anlayışı üzerinde titizlikle durdu. Fransız şiiriyle yakın ilişkileri onun Türk şiirine yeni bir bakış açısı kazandırmasını sağladı. (3) Eski kuşak sanatçılarıyla yeni kuşak sanatçıları arasında aruz – hece tartışması kızıştığı dönemde Yahya Kemal Beyatlı aruz vezni ile şiir yazmasına karşın hece ile yazan şairlerin yanında yer aldı. Kendisinin hece vezni ile yazdığı tek şiiri “Ok” şiiridir. (x1) Şair şiirlerini uzun zaman dilimlerinde Dergâh, Şair, Büyük Mecmua, Tavus, İnci, Nedim, İnsan Akademi, İstanbul, Aile, Fotomagazin, İstanbul Haftası gibi dergilerde Akşam, Cumhuriyet, Hürriyet gazetelerinde yayımlandı. Yahya Kemal Beyatlı şair, yazar, bürokrat ve siyaset adamı olarak kültür, düşünce ve edebiyat hayatına geleneksel kalıplarda değişik bir soluk getirdi. Yazdığı şiirlerinde kelimeleri üstün bir maharet ve ustalıkla kullanan ender şairlerimizdendir. Türkçeyi mısralarına birer musiki notası gibi işlemiştir. Şairliğinin yanında iyi bir düzyazı D o s y a 1 . Ç a y y o l u E d e b i y a t G ü n l e r i D o s y a 1 . Ç a y y o l u E d e b i y a t G ü n l e r i S e m i h a B a y s a l

S A Y I 1 1 – A R A L I K 2 0 2 3 ustasıdır. Peyami Gazetesi’nde fıkraları, sohbetleri ve makaleleri Süleyman Sadi veya S.S. imzasıyla yayımlanmıştır On üç yaşında annesini kaybetti; mirası ezan ve Türkçe oldu: Üstünden yıllar geçse de çocukluğundan bazı sesler ve görüntüler onu hiç bırakmıyordu. Ezanlar başladığında şehri büyük bir sessizliğin kapladığını hatırlıyordu Yahya Kemal: Sokaklarda ruhani bir rüzgârın dolaştığını ve annesinin dudaklarının kıpırdadığını. Fakat annenin dudakları bir gün kıpırdamadı. Bundan daha büyük bir acı yaşamadı hayatında. On üç yaşında ölmek istedi. Annesine benziyordu o. Ölümü de benzesindi. “Annemin na’şını gördümdü: / Bakıyorken bana sâbit ve donuk gözlerle, / Acıdan çıldıracaktım,” yazacaktı elli dokuz yıl sonra Ufuklar şiirinde. Yahya Kemal her akşam İsa Bey Camisi’nden annesine yasin göndererek hayatta kaldı. Ezan ve Türkçe annesinden miras kalmıştı ona. “Bu dil ağzımda annemin sütüdür,” diyecekti yıllar sonra bitmemiş bir şiirinde. “Ezansız Semtler” başlıklı bir yazı kaleme alacaktı. Şiirlerinin hepsinde engin Türkçe sevgisiyle Türk diline gönül verenlerin en başında geldiğini fark ederiz. (4) Yahya Kemal Beyatlı hiç evlenmedi: Ömrünün kalan kısmını İstanbul’da Park Otel’in kendisine ayrılan bir dairesinde dostları ve hayranları arasında geçirdi. Yahya Kemal‘in hayatını ilginç kılan en önemli detaydır son 19 yılını Beyoğlu’nda bulunan Park Otel’de geçirmiş olması. Yazar, en güzel şiirlerini Park Otel’de kaldığı odasında kaleme almıştır.19 yıl boyunca yaşayacak olduğu bu otel, şairin adeta evi haline dönüşür. Yahya Kemal‘i bir otel odasında yaşamaya iten sebep nedir bilinmez fakat bu durum onun yalnızlığını iyiden iyiye derinleştiren bir hal almaya başlar. 1941-1946 yılları arasında 75, sonrasında ise 165 numaralı odada kalmıştır. Sık sık ziyaretçi kabul etmesine rağmen içinde bulunduğu yalnızlığın da farkındadır: Arkadaşları, yakın dostları şairi hiçbir zaman yalnız bırakmazlar. Her fırsatta ziyaretine S e m i h a B a y s a l

giderler. Kendisi de zaman zaman seyahatlere çıkar ancak döndüğü yer yine aynı otel odası olur. Hatta bu yalnızlığını otelin servis şefi Dursun’a şu sözlerle ifade etmiştir: ‘Ben evlenmedim, yalnızlığın acısını hâlâ çekiyorum.’ Yahya Kemal, aynı zamanda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hocasıdır: Tanpınar, hocasının otel odasındaki halini muhacir bir kuşa benzeterek şu sözlerle ifade eder: “Zavallı Yahya Kemal. Bir insanın bir insanda bu birbiri ardınca değişen çehreleri ne garip ve hazin oluyor ve nasıl en son çehre hepsini siliyor, bitiriyor. Park Otel’in barında gördüğüm küçük, dar, takatsiz adımlarla ancak yürüyebilen bîçare ve acınacak ihtiyar. Otelin odasındaki hasta ve büyük kuş. Muhacir kuş. Ve nihayet şimdi çıktığım odada son defa konuştuğum, tebessümüne, bakışının mânalılığına ve hiddet ve o kadar psikolojik hususiyetine rağmen iskelet olarak gülmeye hazır kemik külçesi baş, nasıl hepsini sildiler.” (5) Şairin ziyaretçileri arasında bulunan arkadaşı Sermet Sami Uysal, Yahya Kemal’in yaşam alanını yakından görme fırsatı bulmuştur: Ve bir şairin dünyasını, yazınsal yaratım süreçlerinin başlayıp bittiği odayı şöyle anlatır: “Otel odası dağınık, dersiz topsuzdur. Gömme dolabın hemen yanında üst üste konulmuş bavullar göze çarpar. Bavulların tepesinde kitaplar, gazeteler ve boş pasta kutuları. Şairin karyolası odasının ortasındadır. Yahya Kemal hep karyolada oturur. Ufak bir sehpada gelişigüzel duran Birinci sigarası paketleri, kibrit kutuları, paslı çakı, kalemler, cep saati. Tam bir savruluş içinde.Telefonun az berisinde dolu ve boş maden suyu şişeleri, reçeteler, ilaçlar… Tuvalet masasında bir dolu küçük makas, kolonya şişeleri, fırçalar… Şurda bir radyo… Şurda Yahya Kemal’in eski bir fotoğrafı… Yaman bir yalnızlık!” (6) Yahya Kemal Beyatlı’nın yaşamı boyunca iki aşkı olduğu söylenir: Bunlardan biri Nâzım Hikmet‘in annesi Celile Hanım’dır, diğeri ise şiirlerinde hep anlattığı İstanbul… S e m i h a B a y s a l

S A Y I 1 1 – A R A L I K 2 0 2 3 Celile Hanım şiddetli geçimsizlik nedeniyle 1917’de Nâzım’ın babası, eşi Hikmet Bey’den ayrılır. İlk eşi Hikmet Bey’den ayrılmak üzere olduğu sırada tanıştığı ünlü şair Yahya Kemal ile büyük bir aşk yaşar. Ancak bu ilişki arzu ettiği gibi evlilikle sonuçlanmaz. Bazı kaynaklara göre Nâzım Hikmet, bir gün Celile Hanım ile Yahya Kemal’i evde samimi bir şekilde görünce çok öfkelenir ve Yahya Kemal’in cebine “Öğretmenim olarak geldiğiniz bu evden babam olarak çıkamayacaksınız” yazılı bir kağıt bırakır. (7) Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu! Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler. Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal’in Sessiz Gemi şiiri hep “ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir. Oysa S e m i h a B a y s a l

“demir alıp bu limandan kalkan gemi” Yahya Kemal’in, hayatındaki en büyük aşkı Celile’sinin, Ada’dan gemiyle İstanbul’a doğru uzaklaşırken yaşadığı çaresizliği anlatır. Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından Ada limanında bakakalan Yahya Kemal’in acılarını anlatır aslında. Diğer aşkı İstanbul için yazdığı şu şiirini hepimiz biliriz: Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer. Nice revnaklı şehirler görünür dünyada, Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan. Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyâda Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan. 1 Kasım 1958’de Cerrahpaşa Hastanesinde öldü. Vasiyeti gereğince ve özel izinle ertesi gün Rumelihisarı Mezarlığı’na gömüldü. S e m i h a B a y s a l

S A Y I 1 1 – A R A L I K 2 0 2 3 Ölümünden sonra İstanbul’da Yahya Kemal’i Sevenler Derneği ve Yahya Kemal Enstitüsü kuruldu (1958). Daha sonra Yahya Kemal Müzesi açıldı (1961). Beşiktaş’taki Barbaros Serencebey Parkı’na heykeli dikildi. Yahya Kemal Beyatlı’nın 50’ye yakın şiiri Münir Nurettin Selçuk tarafından bestelenmiştir. Bunlardan en beğenilenleri şunlardır: (8) 1- “Sessiz Gemi” Şiiri – Yorumlayan 1: Hümeyra / Yorumlayan 2: Müslüm Gürses / Yorumlayan 3: Candan Erçetin… Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. (…) 2- “Bir Başka Tepeden” Şiiri – Aziz İstanbul adıyla, Yorumlayan 1: Münir Nurettin Selçuk / Yorumlayan 2: Emel Sayın / Yorumlayan 3: Timur Selçuk / Yorumlayan 4: Bülent Ersoy Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer. (…) 3- “Rindlerin Akşamı” Şiiri – Yorumlayan 1: Münir Nurettin Selçuk / Yorumlayan 2: Tarkan / Yorumlayan 3: Timur Selçuk / Yorumlayan 4: Hümeyra / Yorumlayan 5: Serteb Erener / Dönülmez Akşamın adıyla, Yorumlayan: Bülent Ersoy Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç; Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç! S e m i h a B a y s a l

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile, Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle. (…) 4- “Endülüs’te Raks” Şiiri – Yorumlayan 1: Nesrin Sipahi / Yorumlayan 2: Emel Sayın / Yorumlayan 3: Nükhet Duru Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı… Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı… Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir. İspanya neş’esiyle bu akşam bu zildedir. ESERLERİ Yahya Kemal Beyatlı, sağlığında eserlerini kitap olarak bir araya getirememiş, ölümünden sonra gazete ve dergilerde dağınık halde kalan şiir ve yazıları İstanbul’da kurulan Yahya Kemal Enstitüsü tarafından toplanarak 13 seri kitap halinde yayımlanmıştır. Şiir Kitapları (3) 1. Kendi Gök Kubbemiz (1961): Yahya Kemal Beyatlı’nın yapı ve şekil bakımından sade Türkçe’yle biraraya getirilen eseridir. “Kendi Gök Kubbemiz”, “Yol Düşüncesi” ve “Vuslat” başlıkları altında üç başlıkta toplanmıştır. 2. Eski Şiirin Rüzgarıyla (1962): Divan şiirini yaşatma düşüncesine yönelik tamamı klasik tarzda yazılan şiirlerden oluşmaktadır. 3– 4. Rubâîler ve Hayyam Rubâîlerini Türkçe Söyleyişi (1963): İki rubâi kitabı bir arada yayımlanmıştır. 5. Bitmemiş Şiirler (1976): Bu kitabında şairin bitmemiş yarım kalmış şiirleri ve tasarıları toplanmıştır. Düzyazı Kitapları (3) S e m i h a B a y s a l

S A Y I 1 1 – A R A L I K 2 0 2 3 1. Aziz İstanbul (1964): İstanbul hakkında çeşitli tarihlerde çıkan yazılarıdır. 2. Eğil Dağlar (1966): Milli Mücadele yıllarında gazete ve dergilerde yazdığı yazılardan meydana gelmiştir 3. Siyasi Hikâyeler (1968): Osmanlı tarihinden alınmış saray etrafında anlatılan siyasi konulu hikâyelerdir. 4. Siyasi ve Edebi Portreler (1968): Yahya Kemal’in, Tanzimat sonrasının 20 Türk edebiyatçı, devlet adamı ve politikacısı hakkındaki düşünce ve gözlemlerinin toplandığı ve o devrin çeşitli olaylarına açıklık getiren bir kitabıdır. 5. Edebiyata Dair (1971): Eski Türk Edebiyatı konusunda gazete ve dergilerde yayımlanan şiir, vezin, kafiye, eleştiri, tiyatro ve memleket edebiyatı konulu yazılar yer almaktadır. 6. Çocukluğum, Gençliğim, Siyâsî ve Edebî Hâtıralarım (1973): Yahya Kemal Beyatlı’nın doğduğu, yetiştiği, olgunlaştığı ve şahsiyetinin kazandığı çevrede geçen önemli olayların, hatıraların anlatıldığı dört bölümden oluşur. 7. Târih Musâhabeleri (1975): Yazar, bir edebiyatçının Osmanlı tarihine nasıl bir gözle bakması gerektiği konusunun en güzel örneklerini vermiştir. 8. Mektuplar – Makaleler (1977) : Yahya Kemal’in bu kitabında mektupları, makaleleri, hatıraları, sohbet yazıları ve konferansları yayımlanmıştır. Kaynakça: 1. Yahya Kemal Beyatlı Bibliyografyası, T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI: 3122, Milli Kütüphane Başkanlığı Yayınları: 2008/1, Konu Bibliyografyaları Dizisi: 2008/1 2. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 3. anadolumektepleri.org 4. Sabitfikir Dergisi, 2020, Dosya: Yahya Kemal: Gök Kubbemizdeki Deruni Ahenk 5. Yahya Kemal Beyatlı, Ölümünün 50. Yılı, editör: Kâzım Yetiş, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., İstanbul, 2008, s. 57 aktaran: https://muharremkayamsgsu.tr.gg/Park-Otel-ve-Yahya-Kemal.htm 6. Selim İleri, aktaran: Selim ileri’nin istanbul’u, Doktora Tezi, Nursel Çakmak, 2019 7. Miraç Zeynep Özkartal, Milliyet Gazetesi, 26.09.2010 8. daragacisanat.com S e m i h a B a y s a l

ADI MASMAVİ GÖRÜNEN DELİLİĞİMİN Mahallenin deli kızı saçlarını maviye boyamıştı. Boyamıştı işte herkese inat olsun diye. Deli deyip arkasından alay edenlere inat. Onlar ki akıllı olduklarını sanan zavallılar. Akıllı kim? Deli kim? Niye? Neden? Nasıl? Niçin? Dünyanın dönüşüne meydan okumak mı delilik? Toplumun yazılmamış kurallarına uymamak mı? Özgürlük için mücadele etmek mi? Sevmek, sevilmek, terk edilmek mi? Gözyaşı dökmek, kahkahalar atmak, yerlerde yuvarlanmak, kaldırım köşelerinde uyumak mı? İki lokma yiyecek aramak mı çöp kutularında? Yıkanmamak ve saçlarını taramamak mı? Yağmurun altında dans etmek, şarkı söylemek mi? Kirli ellerle, ütüsüz, yırtık pırtık, yamalı kıyafetlerle mi dolaşmak uluorta? Ağzına geleni, enini sonunu düşünmeden sayıp sövmek mi yoksa? Gönlünden geçirdiğini, geçirdiğin gibi yaşamak mı? Öyleyse eğer deliyim. Hem de zırdeliyim. Var mı bana aksini söyleyecek? Olamaz. Olmamalı. Olmasın diye… Boyadım saçlarımı maviye. S i b e l U n u r Ö z d e m i r

Bu yazı, Nehirden Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni’nin 11. sayısında yayımlanmıştır.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir