ŞARKILARIMIZ, TÜRKÜLERİMİZ VE HİKAYELERİ – II, Hasan Tahsin Deda
Nehirden Dergisi’nin Mart-Nisan 2026 sayısında yayımlanan yazı dizimizin ilk bölümünde de yer aldığı üzere, yaşanmışlıklarımızın bir yansıması olarak kalbimizde hissedilenler; önce sözlere, sonra notalarla yoğrulup nesiller boyu unutulmaz eşsiz musiki eserlerine dönüşerek, nesilden nesile aktarılarak iz bırakan şarkılarımız ve türkülerimiz olurlar.
Yıllar boyu doyumsuzdurlar ve her seferinde aynı duygu, aynı hazla dinler ve eşlik ederiz. Çünkü bizdendir ve bizi anlatır.
Bazen hüzünlü nağmelerle içimizi burkarken, bazen de neş’eli ezgilerle içimizi kıpır kıpır yapar, kimi zaman da bizi alıp geçmişe götürendir ve hasret kokar, sevgi kokar, sıla kokar, yar kokarken görünmez yaralarımıza bile merhem olur, yıllarca dillerde dolanır ve her duyguyu, her anı en iyi yansıtan “Özü”, “Müzik”tir çünkü bu şarkılarımızın ve türkülerimizin…
Bu yazı dizisinde birçok şarkı ve türkünün az bilinen ve özünde yatan hikayelerine yer verilmektedir.
-Usta Bestekar Münir Nurettin Selçuk’un Kürdili Hicazkar Makamında bestelediği “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın” adlı eseri, ilk etapta bir aşk ayrılığı gibi algılansa da aslında oldukça farklı ve hüzünlü bir hikayeyi barındırmaktadır.
Çocukluğundan itibaren yaşadığı rahatsızlıkların da etkisiyle melankolik bir ruh haliyle; aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde kaleme aldığı şiirleri ile kalplerde iz bırakan usta şair Ümit Yaşar Oğuzcan, iki oğlundan biri olan Vedat’ın 1973 yılında Galata Kulesi’nden atlayarak intihar etmesi üzerine, yaşamının en büyük acısıyla yüzleşmek zorunda kalmış ve şiirlerinde de hayatın boşluğu, acı ve ölüm gibi duygulara ağırlıklı olarak yer vermişti.
Yaşadığı bu evlat acısıyla kaleme aldığı;
Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın. Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı, Beni bensiz bıraktın, beni sensiz bıraktın.
Dizeleriyle dile getirdiği büyük ve derin acısını, Münir Nurettin Selçuk’da müthiş besteleyerek, unutulmaz eserler arasında yerini almasını sağlamıştır.
-Kıbrıs’ın Mağusa Limanı, hüzünlü türküsünün hikayesi ile dillerde dolaşan adeta destansı bir liman olarak da anılmaktadır.
Oldukça esmer bir delikanlı olması nedeniyle Arap Ali lakabıyla tanınan ve limanda hamallık yapan Ali, 1943 yılında bir gün iş çıkışlarında gittiği meyhanede İngiliz kolonisine bağlı 7 Hintli askerin taşkınlık ve saygısızlık yaparak Ali’ye sataşmaları üzerine, askerlerle Ali arasında kavga çıkar ve Ali askerleri bertaraf eder.
Ali’nin bu kahramanlığı o akşam dilden dile dolaşır ve ertesi gün arkadaşları Ali’ye, “Kıbrıs’ı terketmesinin kendisi, eşi ve çocuğu için daha hayırlı olacağını” söylerler. Milliyetçi duygulara sahip olan Ali ise “kendisinin değil, asıl sömürgeci İngiliz askerlerinin gitmesi gerektiğini” söyler. O gün de çalışan Ali iş çıkışında yine meyhaneye gider ve bu sefer silahlarına süngü takmış 7 askeri karşısında bulur.
Sömürge askerlerinin süngü darbeleriyle ağır yaralanan ve hızla kan kaybeden Ali’yi askerler, ibret olsun diye Mağusa Limanına sürükleyerek götürürler.
Olayı duyan Ali’nin eşi limana gider ve eşini kanlar içinde yatarken görür. O esnada Ali’nin dudaklarından; “İskeleden çıktım yan basa basa, Mağusaya vardım kan kusa kusa. Mağusa limanı limandır liman aman aman. Beni öldürende yoktur din iman” sözleri dökülerek son nefesini verir. Bunun üzerine Ali’nin eşi de “Uyan Alim uyan uyanmaz oldun, 7 bıçak yarasına dayanmaz oldun” diyerek ağıt yakar.
İşte Ali ve eşi arasında geçen bu diyalog, “Mağusa Limanı” adıyla Anonim bir türkü olarak aşağıdaki sözlerle ölümsüzleştirilir.
Mağusa Limanı limandır, liman aman amman,
Beni öldürende yoktur din iman.
Uyan Ali’m uyan, uyanmaz oldun,
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun.
İskeleden çıktım yan basa basa aman amman,
Mağusa’ya vardım kan kusa kusa.
Uyan Ali’m uyan, uyanmaz oldun,
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun.
Mağusa Limanı’ndan aldılar beni aman amman,
Üç mil uzağına attılar beni.
Uyan Ali’m uyan, uyanmaz oldun,
Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun.
-Türk Rock Müziği’nde önemli bir yer edinmesinin yanı sıra, toplumsal olaylara ve doğaya/çevreye yönelik duyarlılığıyla da tanınan, 2022 yılında kaybettiğimiz usta sanatçı İlhan İrem’in “Olanlar Olmuş” adlı şarkısı, bazı sözcüklere atfen sosyal platfomlarda; “Askerde olduğu dönemde, kız arkadaşının en yakın arkadaşı ile evlenmesi üzerine” yazdığı bir şarkı olarak belirtilse de bir rivayetten öteye gidememiştir.
Şarkının doğuş hikayesi ise İlhan İrem’in kendi ifadesiyle şöyledir; “Askerlik hizmetini tamamlayıp dönerken yolda Bursa’yı uzaktan gören bir tepede seyir halindeyken, şehrin üzerinde gördüğü siyah bir sis tabakasından bir doğa aşığı olarak çok etkilenir ve arabasını kenara çekerek hissettiği duyguları, aşağıdaki satırlardaki gibi kaleme alır.”
Giderken bıraktığım,
Asmalar üzüm olmuş.
Yerlerde bütün kollar,
Bütün bağlar bozulmuş.
Ben mi geç kaldım yoksa,
Mevsimler mi soğumuş?
Görmeyeli buralara,
Olanlar olmuş, olanlar olmuş.
Giderken bıraktığım,
Gökyüzü toprak olmuş.
Yıldızlar, çakıltaşı,
Güneş bir yaprak olmuş.
Ben mi yaşlandım yoksa,
Dünya mı alt üst olmuş?
Ben gideli buralara,
Olanlar olmuş, olanlar olmuş.
Kalsaydın yokluğunla yok olmazdı bu şehir,
Kaçmakla mutluluklar bulunmuyor bunu bil.
Yaprak kıpırdamıyor, yüreğim öyle susmuş,
Sana, bana, sevgimize,
Olanlar olmuş, olanlar olmuş.
,Giderken bıraktığım
Gülüşler bakış olmuş.
Kahkahalar buralarda,
Özlenen yakış olmuş.
Ben mi gülmüyorum Tanrım?
İnsanlar mı somurtmuş?
Görmeyeli buralara,
Olanlar olmuş, olanlar olmuş.
Kalsaydın yokluğunla yok olmazdı bu şehir,
Kaçmakla mutluluklar bulunmuyor bunu bil.
Yaprak kıpırdamıyor, yüreğim öyle susmuş,
Sana, bana, sevgimize,
Olanlar olmuş, olanlar olmuş.
Farklı ortamlarda ve çeşitli ruh hallerimizle kulaklarımızda yankılanan birçok şarkı ve türküyü, hikayelerini bilerek dinlediğimizde; o eserler, daha anlaşılır olmakta ve ruhumuzun derinliklerinde de daha anlamlı bir iz bırakmaktadır.
38. sayıdan