Salı Kahvaltıları

 Annemi kaybettim Bahçelievler sokaklarında, sokaklar nasıl da peş peşe..Sabaha kadar bu ışıklı yollarda ne yapacağım, nerede kalacağım şimdi? Boynu kalın, büyük bir kedi geliyor çakmak çakmak gözleriyle.O da ne, arkasında renk renk, büyük sokak fedaileri… Anne neredesin?Kor-ku-yo-rum. Arka arkaya merdivenlerden iniyorlar ve işte biri tısladı. Şimşekler çaktı ve toz bulutu gibi üstüme geldiler. Yığılmışım bir köşede. 

Veteriner almış beni, bir güzel muayene etmiş. “Ne işin vardı senin orada?” diye bana soruyor. Annemi kaybettim der gibi bakmak istiyorum ama gözlerimden biri kapanmış. İnsafsızlar!Bu kadar da üstüne gelinmez ki?

“Çok da kirlenmişsin? Elimden geleni yapacağım senin için isteyen biri de sahiplenebilir belki? Bir yuvan olur. “

  Sahi mi? Çünkü istemiyorum dışarı gitmek der gibi yüzümü kapatıyorum patilerimle olduğum yerde…İçimden şöyle diyorum : “ Yuvam olsun, söz bir daha dışarı çıkmayacağım. Pencereden, balkondan sadece dışarıyı seyredeceğim. Atlamayacağım, mır mır uyayacağım”.

 “Uslu dur.”

Takla atmak istiyorum ortalıkta, belki biraz da koşturmak… Aslında içim kıpır kıpır ama aklını başına al diyor iç sesim; tedirginim. Yaramazlık yaparsan çıkamazsın buradan sabahtan akşama.Gelecekte mutluluğum var mı?(Mutlu ve huzurlu olacağım zamanlar olacak mı?) “Anne, neredesin? “ Dokunaklı bir mırıltı ortalıkta hissedilmeyecek gibi değildi sanırım (Dokunaklı bir mırıltım var besbelli)çünkü veteriner beni kucağına aldı. Kalbinin sesi geliyor kulağıma mırmırlıyorum.

  Ertesi gün bir kız geliyor cıvıl cıvıl, veterinerle konuşuyor. Ben o kadar hırpalandım ki kabul etmemesinden çekiniyorum. Oysa nasıl götüreceğini konuşuyorlarmış. Beni bir kutuya koydular sonra. Kutu karanlık üstelik kapalıydı. Kendi kendime “Sabret…” dedim. Metroya bile bindim, seyahat hayatım bir bavul gibi taşınarak başlamış oldu.

Bahçeli bir eve geldim. Ama dışarı burnumun ucunu bile çıkarmıyorum. Dikenler batmıştı tüylerime, uzun süre bunları temizledi parıldayayım diye ama kolay olmadı.  Bir süre evde takıldım ama dışarda henüz çiçek açmamış bir vişne ağacı vardı tam mutfağın önünde, ona tırmanmak istiyordum. Bir gün cesaretimi topladım, hop atladım ağaca.. Bir ilkbahar sabahı kuşların peşinde, daldan dala sıçradım. Titrek bir kedi olabilirim ama içgüdülerime engel olamıyorum. Derken ben kuşların peşinde koşarken erkek kediler peşimden dallara tırmandı. Ağacın dallarında kuşlar yerine biz vardık şimdi de. En önde ben, arkada dallarda bir sürü kedi…Sahibim kahvaltıyı ağacın altına kurarken birden fark etti beni. Salı kahvaltıları bahçede yapıldığı için hiç bu kadar çok sevinmemiştim. Mahallenin kedilerini bir bir kovdu. Bir tanesi ama beni gözüne kestirmiş, dersini almamış olacak ki! Bir gün yine evde oynarken eve girdi.”Kedi de olsam, küçücüğüm ben, daha anne olamam ki…Anne nerdesin?”

Mart ayı miyavlamaları arasında küçücük bedenim yeni bir can getiremedi hayata, veremedi.Küçücük bedenim kendine yetemedi.

Anneeee!
Arkama bakıyorum, kimse yok. Derin bir nefes alıyorum. Uyumuşum,uyanmışım…

Similar Posts

  • İLETİŞİMİN, TOPLUMUN MERHEMİ OKUMAK, Tuğçe Yerdelen

    “Demokratik çağdaş toplum olabilmek için yeni iletişim becerileri kazanılması gerektiği belirtildi. Şimdi, şöyle bir soru aklınıza gelebilir: iletişim sadece toplumsal amaçları gerçekleştirmek için mi gereklidir? Hayır ! İletişim, aslında hem kişisel, hem de toplumsal bir süreçtir. Bir başka deyişle, iletişim, iki kişiyi ilişki içine sokan psikososyal bir süreçtir” Doğan CüceloğluKendimi tanımlarken ömrümü okumaya adamış birisi…

  • Bahara Güzelleme, Yasemin Kaya

    Bahar ne güzel bir mevsimdir. Şimdiye kadar kaç şair, kaç yazar ölümsüz mısralarla, satırlarla onun güzelliğini anlatmıştır da hâlâ her eli kalem tutanın, gönül dili şakıyanın ‘bahar’la ilgili söyleyecek, söylenmiş söylenmemiş, duyulmuş duyulmamış iki çift lafı vardır. Geçmişten bugüne dünyaya gelen insan sayısınca bahar vardır, o insanlar kaç yıl yaşadıysa da o kadar bahar görmüşlerdir….

  • |

    Zaman Taşı, Rüzgar Çolak

    Rüzgâr, Uzay ve Tuğra gittikleri müzede; fanusun içindeki siyah göktaşını incelerken; hızla yanlarına gelen Kara Şimşek’in fanusa çarpmasıyla içindeki göktaşı dışarı fırladı.Kara Şimşek, göktaşını havada kapmasıyla birlikte hepsi bir anda zaman tünelinin içine girdiler.Zaman tüneli içinde sırasıyla; Dinozorlar Çağına, Mustafa Kemal’in başlattığı Kurtuluş Savaşına, Korsanlar Diyarına ve gelecek zamanda; 2045’te Bir Güne gittiler. Gittikleri yerlerde;…

  • PARANIN GÜCÜ

    Güneş batmak üzereydi, günün sona ermek üzere olduğu bu saatleri severim. Kendi kendimle baş başa kaldığım, kendimi sağalttığım, duygularımla iç içe olduğum yalnızlığımın keyfini yaşadığım anlar… Zamanın geçmişin acılarını hafifletmiş gibi hissettiğim, karım Hatice ile yollarımızı ayırdığımızdan beri yaşadığım iniş çıkışlardan uzak kaldığım zaman dilimi.Bahçem avunduğum mekan… Çimen kokusunun içime ferahlık veren tazeliği, yonca çiçekleri,…

  • |

    Yol Hayallerimiz

    Beylik cümleler vardır hani: “Hayat bir yoldur,” derler ya da “ömür biter, yol bitmez.” Hayat, hakikaten bir yoldur, senelere yayılan, iki yanı çakırdikenli, bazen çiçek kokuları bazen atık kokuları içinde akıp giden; geriye dönüp tekrar aynı yoldan geçmenin, aynı manzarayı görmenin imkânsız olduğu; menzili mezar olan bir yol. Bugün mecâzî anlamlı o yoldan değil, gerçek…

  • İnsan Nereye gider, Fazlı Humar

    öpmeden çiçeğini koklamadanbağrına basmadan henüziçin için tutuşup yanarakinsan nereye gidercanının yarısını bırakarak ölümün kutsal çağındakısalır ayaklarındönüp uzun uzun bakarsınbıraksalar darmadağın aşkınıyeniden yaratacaksıninsan nereye giderhasret kurşunu ile yaşayarak sarılmak istersin delicegüzeller güzeli zeytin ağacınakurban olursun havasına suyunayememiş içmemişsindir hanivar etmişsindir yokluktansonra yer yerinden oynarsökülürsün kökündeninsan nereye gideraziz toprağından koparak kıpır kıpırbir özgürlüğe uyanırsıngüller açmıştır yüzündegökyüzüher zamankinden…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir