Korkuyor musun, Sevtap Kürkçüoğlu

‘’Korkulacak tek şey, korkunun kendisidir’’ diyor, Franklin Roosevelt. Bu konuyu özellikle irdelemek ve daha da derinlere inerek, KORKUNUN kalbine doğru, kısa bir keşif yapmak istedim…

Gecenin bir vakti, dışarısı tamamen karanlık ve evde yalnızsınız. Koltuğa uzanmış vaziyette televizyon izliyorsunuz. Eviniz o kadar sessiz ki; televizyondaki ses dışında evde hiç bir ses yok. Aniden arka odanın kapısı büyük bir gürültüyle çarpıyor. Çok kısa bir süreliğine, anlık olarak, hayatınızın tehlike altında olduğu hissine kapılıyorsunuz ve hayatta kalmaya çalışan her hayvanda olduğu gibi, “kaç ya da kalıp savaş” ikilemi yaşıyorsunuz. Hemen ardından, kapının kapanmasına neden olan şeyin aslında rüzgâr olduğunu anlıyorsunuz. Artık herhangi bir tehlike söz konusu değil, yani birileri evinize girmeye çalışmıyor.

Basit bir korku filmini andıran yukarıdaki senaryo, pek çoğumuzun hayatının bir kısmında yaşadığı tecrübelerden birisidir. Peki, verdiğimiz bu yoğun tepkiye neden olan ve anlık stres altında hissetmemize yol açan KORKU hissi, fizyolojimize nasıl etki ediyor?

Önce yüzümüzde donuk bir ifade beliriyor. Ardından soğuk bir terleme ve titreme durumu meydana geliyor. Yoğun endişe haliyle birlikte, kaslarda yay misali gerilme ve kalp çarpıntısına eşlik eden, baş dönmesi veya baş ağrısı ortaya çıkıyor. Bu durum anksiyete, yani kaygı bozukluğunda da kendisini gösteriyor.

Korku ve stres, duygu durumumuz üzerinde de çarpıcı etkilere sahip.Günlük hayatımız esnasında,, duygusal anlamda iniş ve çıkışlar yaşamamız son derece doğal, ancak stres altındayken daha fazla yorgun hissedebilir, modumuz da değişimler yaşayabilir veya normalden daha sinirli olabiliriz.Stres, aşırı uyarılmışlığa sebep oluyor, bu da uykuya dalmakta zorlanmamız ve huzursuz geceler geçirmemiz anlamına geliyor.Doğal olarak hafızamız da bundan olumsuz etkileniyor. Araştırmalar, uyku kalitesizliğinin, depresyon ve hatta obezite riskini arttırdığını gösteriyor.

Şu an içinde bulunduğumuz olumsuz hayat şartlarından ötürü, insanlarda ileri seviyede, umutsuzluk, çöküntü hali, kaygı bozukluğu, karamsarlık, belirsizlik ve baskılar sonucunda artan, DEPRESYON durumu söz konusu…

Peki, bu koşullarda ne yapmalıyız?

Ben hayatı bir otobüse benzetiyorum. Bu otobüsün şoförü biziz. Gideceğimiz yolu ve varacağımız noktayı biz belirleriz. Yolcu sayımızda oldukça fazla görünüyor. Biz yolumuzda ilerlerken, yolculardan bazıları bizi fena halde rahatsız edebilir. Mesela yolumuzdan çevirmek isteyebilirler. Bize baskı uygulayıp tehdit edebilirler. Bizi korkutma suretiyle, otobüsümüzü ele geçirmek isteyebilirler!

O zaman bizde bu durum karşısında, rahatsız olduğumuz yolcuları müsait bir yerde indirip, yolumuza uyumlu olduğumuz, birlikte çoğalacağımız ve gelişeceğimiz yolcularla yolumuza devam etmeliyiz.

Yazımı, devrimci Ernesto Che Guevara’nın, önemli bulduğum bir sözüyle tamamlamak istiyorum. ‘’Hayat korkakları affetmez! Kaybettiğin tek savaş, uğrunda savaşmaktan vazgeçtiğindir. Kaybetmekten korkma; bir şeyi kazanman için bazı şeyleri kaybetmelisin ve unutma; kaybettiğinde değil, ancak vazgeçtiğinde yenilirsin’’

SEVTAP KÜRKÇÜOĞLU


(5846 sayılı FSEK tarafından saklıdır.)
27.04.2023

4. sayıdan

Similar Posts

  • Kestim Kara Saçlarımı

    4 Kasım 2015 tarihinde aramızdan ayrılan ve 1950‟li yıllardan sonra şiir yazmaya başlayan Gülten Akın, 1940 sonrası Türk edebiyatının önemli şairlerindendir. Yaşadığı dönemde Milliyet gazetesinin kitap ekinin 2008 yılında yaptığı bir anket sonucu, yaşayan en büyük şair unvanını alması onun önemini bir kez daha ortaya koymuştur. 1933 yılında Yozgat‟ta doğan şairin çocukluğu kalabalık bir aile…

  • ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

    “Ertesi gün kimse ölmedi”Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne değin yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez.“Ertesi gün hiç kimse ölmedi” diye başlar kitap. Bu olay, yaşamın temel kurallarına aykırıdır.Ölüm ortadan kalkınca sevinilir elbette. Ölümsüz olmayı kim istemez ki!Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok…

  • çocukluğun gizli yeri, Sergül Gültekin

    Bir dut ağacı hatırlıyorum. O ağacın dallarına kurmuştum gizli yerimi. Bir evdeki tek kişilik koltuklardan birisini evin köşesine bitiştirerek arada kalan ufacık yerde kuruyordum kendi dünyamı. Her çocukluğun bir gizli yeri vardır, benimki bu ikisiydi. Neden yaparız bunu diye düşündüm geçen gün. Daha çocukken neden yuva içerisinde yalnızca bize ait olan bir yere daha ihtiyaç…

  • Rehberim Sizsiniz

    Minnettarım sizlere,Öğrenciyi evlat gören,Asalet timsali,Babacan öğretmenlerim,Ayrıdır bende yeriniz,İnsan kaybetmek değil,Kazanmak, hedefiniz,Unutulur mu?Destekleriniz Sayenizde,Çalışıyorum,Hayatı ders biliyorum,Saygılarımla, sevgilerimle,Ellerinizden öpüyorumİşleyen demir ışıldar,Eğitim aşkıyla yanar,Çağdaş uygarlık seviyesinde insan,Dağlar deler,Denizler aşarDayanağım,Aşıladığınız umutlar,Olsun isterim,Mutlu yaşam,Bu yolda,Arkadaşım ve rehberim sizsiniz 5. sayıdan

  • Elveda

    Bir gün karşılaşırsak uzun yıllardan sonraBaşını çevirip de yabancı gibi bakmaSeni hiç korkutmasın yüzümdeki çizgilerİşte bu senden kalan kırık dökük bir eserBak, o yüzde bulacaksın yılların özleminiDinmemiş acıları, tükenmeyen kederiAldırma gözlerimde o bomboş bakışlaraOmuzlarım çökmüşse, saçlarımda ak varsaİyi bak, yakından tanı bu eseriniBak ki bir daha asla dönmeyecektir geriArtık beni anlasan sevsen de, boş beyhudeElveda……

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir