arkadaşlar bi dakka

Bakın şöyle etrafınıza… etrafımız Beton ve Demir yığınlarıyla çevrildi, gökyüzünü göremiyoruz, güneşimiz yüzümüze evimize semtimize vurmuyor artık.

Yüksek katlar güneşimizi,
Yüksek katlar rüzgarımızı,
Yüksek katlar havamızı,
Yüksek katlar yeşil alanlarımızı,
Yüksek katlar her şeyimizi kesmeye başladı.

Güneş, hava, rüzgar hepsi ortak kullanım alanlarımızdır, KAMU malıdır, kimsenin doğamızı katletmeye hakkı yoktur.
Günlerce yazdık, çizdik, gösterdik ama bırakın okumayı bizleri dinlemediler bile.
Bu Yüksek binalara ruhsat verenler kendileri değil mi? Şimdi ne oldu neden döndüler;
Şimdi baktılar Beton ve demir yığınları rüyalarına girmeye başladı boğuldular ve artık 5 katlı binanın yanında 40 katlı yüksek katlar yapılıyorsa bölgede oturan vatandaş şikayet etsin, yaptırtmasın demeye başladılar.

“NE İŞ ARKADAŞIM”
“Bir Yerde 5 katlı binalar varken biri 15 katlı dikmişse vatandaşın kendi belediyesine dönüp “ne iş arkadaş” diye sorması lazım.

Atı alan Üsküdar’ı geçmiş… Çayyolu “rant yolu” olmaya girerken birden krizler çıkmaya başladı, bakın etrafınızda nereye baksanız karşınızda… Milyonlara satılan siteler, evler, villalar, daireler… Alım gücü düşünce, insanlar artık uyanmaya başlayınca ve üstüne üstelik kredi faiz oranları yukarı tırmandıkça satılamıyor.
İnşaat maliyetleri arttı. Ancak betonlaşma hız kesmedi inşaat maliyeti vız geldi tırıs gitti yine ekonomiyi hızlandırmak için betona sarıldılar.

Etrafımız beton yığınlarıyla kaplanırken yoğunluklar, nüfus artışı tek bir bölgeye doğru kayınca Ankara‘nın en genç ve en yeni tarihi itibarıyla her gün büyüyen ve gelişen yerleşim ve rant yeri; Çayyolu, Ümitköy, Yaşamkent bölgesi yaşanılması zor bir semt (İLÇE) olmaya doğru adım adım sürüklendi.
Bir de acaba diyoruz bu yüksek katlı binaların zemin etütleri nasıl? Ankara’nın Deprem haritasına binaların desteklenmesi, yapılması konusunda gereken titizlik gösteriliyor mu? Tarım arazilerine yapılan binaları gördükçe içimiz sızlıyor. Öncelikle Ankara’da tarıma elverişsiz ve ziraate uygun olmayan arazileri tespit etmeli ve yeni şehirleri bu alanlara kurmalıyız.
İnsan doğasına aykırı bir kentleşme yaşıyoruz, etrafımızda gökdelenler yükseldi. Marka proje adı altında çok yüksek değerlerde yüksek katlı binalar dikildi. “Kentsel Dönüşüm” adı altında milyarlık projeler satılmaya başlandı. Dikey mimarinin özendirilmesi neticesinde birbirinden haberi olmayan asansörde bile selamlaşmayan bir kentli “halk tipi” oluşmaya başladı. Sokaklarımızın adı değişti cadde oldu, bulvar oldu . Nüfus arttıkça ne yürüyecek kaldırım kaldı ne de aracınızı park edecek otopark ve araçlarınızın rahatça ilerleyebileceği yollar… Çocuklarınızın, engellilerin tek başlarına yürüyebileceği kaldırımlar mı kaldı?
Şimdi yıllardır beş katlı binasında sıcacık evinde oturan balkonunda çiçek yetiştiren Ayşe Teyze’nin mahallesinde hiçbir koşula bağlı kalmayan aslında Mimarlar Odasının bile karşı çıktığı kırk katlı binayı dikerek Ayşe Teyze’nin güneşini, havasını, rüzgarını kesmek hangi vicdana sığar. Hangi Kanun insanların yerleştiği yerde cehennem azabı çekmesine neden olur?

Bir Başkent düşünün ve bu başkentin gelecek 50 yılını, 100 yılını kapsayan İMAR PLANI, gelecek için yatırım planı olmasın. Ankara’nın silüetini bozdular, En Fazla 5-6 katlı kırmızı kiremitli, güzelim başkent Ankara‘nın plansız büyüme ve yapılaşması sonucunda 5-6 katlı binaların arasında herhangi bir kurala bağlı olmaksızın pıtrak gibi çıkan 40 katlı binalar. Ankara’nın manzarasını bozmuş geri dönülmesi imkansız hale getirmiştir.
Şimdi Aynen bir bakanın da dediği gibi “NE İŞ ARKADAŞ?” diye sormak gelmiyor mu içinizden!

Mehmet Gürer/ KENTLİ/ YAŞAM
01.08.2023

7. sayıdan

Similar Posts

  • Üç Küçürek Öykü

    Esmer Bir KalabalıkBir genç kızın ayakları ıslanmıştı, durgun akan derenin taşları acıtıyordu parmak uçlarını. Zeytin yeşili sulara baktı, sonra gökyüzüne… Çığlık çığlığaydı göçmen kuşlar, güneyde esmer bir kalabalık. Omuzlarına dökülen saçlarını tuttu. Ansızın neden kar yağdı başına; neden vakit akşam, mevsim kış oldu, anlayamadı. (6 Haziran 2023) Çığlık Çığlığa Sahildesin, yavrusu içinden koparılmış istiridyenin yanı…

  • Maviş

    Kim bilebilirdi ki o masmavi gözleri olan çocuğun hayatının nasıl olacağını. Daha annesinin karnındayken sıkıntılarının başlayacağını. Çevresindekilere gülücükler saçan, etrafındakilerle kolayca kaynaşabilen, sevimli maviş gözlü bir çocuktu o. Onu görenler mutlu, o da gördüğü kişilerle mutluydu. Maviş’e anne ve babası “Haydi bakalım anaokuluna gitme zamanı geldi,” dediler. “Gidelim,” dedi içinden ama “Uyumak ve çocuklarla oyun…

  • |

    Yaşama Sevinci

    Sezaryenle doğan bebekUltra hijyenik doğumhanedeEnfeksiyon kapıyor daKuvözde yatıyorkenTarlada doğuran AnaYerden bulduğu taşlaGöbek bağını kesipYavrusunu kundaklayıpHasada devam ediyor“Durumu kritik” diyorYoğun Bakım’daki bilen doktorOysa biliyoruz kiAllah’tan umut kesilmezVe hiçbir ilaç veremezTemiz hava, taze gıda ve parlak güneşinVerdiği sağlığıHem de bunlar parayla mı?Bir kahkahaBir kilo pirzolaO zaman, ne olursa olsunBağlanalım her zaman yaşamaGülerekVe sonsuz umutla…

  • Merhamet Testide Su

    Viran evler Zulasında kelebek kanatları Ekmeğimizdeki acı Sayfalarda suskun çocuklar Sızlar yamalı insanlık Düşer ağrılara zaman Kelepçeler, yansımayan o renkler Acı satın alınır mı Davet edilir mi hasret Sığar mı dünyaya yitik şehirler Sınırı var mı emeğin Yokluklara gömülür kıyametler Özgürlüğün içine mahkûm Saçlarımızı saran yel Serilir hayaller ipten ipe Eli kopmuş yürekler Ana ocağı,…

  • |

    SAİT FAİK ABASIYANIK OKUMASAM DELİRECEKTİM

    Sait Faik bu. İncir çekirdeğini bile doldurmayacak şeylerin yazarı. Aslında bu tarzıyla klasik öykü anlayışını yıkarak yeni bir anlayış getirmiştir. Doğayı, insanları olduğu gibi basit bir ifadeyle ama ustaca bir üslupla şiirsel bir dille anlatmıştır. Modern hikayenin kurucusu olmuştur. Edebiyatımıza damga vurmuş, kendisinden sonra gelen yazarlar için her zaman ilham kaynağı olmuştur. Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir