Ankara’nın Göz Kamaştıran Sembolü Tiftik Keçisi

Yazar: Tuğçe TEÇE

Tiftik keçileri Ankara tarihine, kültürüne ışıl ışıl, yumuşak, gösterişli, kıymetli iz bırakmıştır. Ankara’ya gelen seyyahların kalemine, ressamların fırçasına konu olmuştur. Tiftik keçilerinin Orta Asya’dan Anadolu’ya yolculuğu Türklerin göçüyle başlar. Bu yolculuk iklimi, arazi yapısı açısından tiftik keçilerinin yaşa- masına uygun olan Ankara’da devam eder. Tiftik keçisinin tüylerinden sof kumaşı elde edilir. Bu kumaş; yumuşak, parlak, ince, beyaz kaliteli bir kumaştır. 15. yüzyıldan itibaren Ankara’ da tiftiğe dayalı güçlü bir dokuma sanayi gelişmiş ve tiftikten elde edilen ip ve kumaş ülke içinde olduğu kadar dışında da ilgi görmüştür. 16. ve 18. yüzyıllarda sof kumaşı Avrupa başta olmak üzere pek çok ülkeden talep edilmiştir. Osmanlı’nın önemli ihraç ürünlerinden biri haline gelmiştir. 1541 yılında Kanunî Sultan Süleyman tarafından Roma Germen

İmparatoru V. Karl’a armağan edilen bir çift Ankara keçisinin, Anadolu dışına çıkarılan ilk Ankara keçileri ol- duğu tahmin edilmektedir. Anadolu’ ya yolu düşen Evliya Çelebi de tiftik keçilerini kaleme almıştır. Evliya Çelebi 1640 yılı civarında Ankara’ya gelmiş, kent merkezi ile kasaba ve köyleri gezmiştir. Evliya Çelebi Seyahatname’sinde kentteki yaşamdan bahsederken, halkın genel durumunu, Ankaralıların giyim ve kuşamla- rını da kısa bir bölümde anlatmıştır. Ankara keçisi, tiftik ve sof üretimine ilişkin gözlemlerine geniş yer verdiği Seyahatname’de Ankara keçisi ve tiftik kumaşlarından övgüyle söz etmiştir: “Tiftik keçisi, beyaz süt gibi, o kadar beyaz renkli bir keçidir ki yeryüzünde onun gibi bir mahlûk yaratılmamıştır. Sof ipliği bundan elde edilir ve padişahların giydiği çeşitli renkte soflar bu keçinin tüyünden yapılır. Ne var ki bu keçinin tü- yünü makas ile kırkarlarsa, ipliği sert olur ama yolarlarsa Eyüp Peygamber ipeği kadar yumuşak olur. Ancak yolunurken, zavallı keçilerin feryat ve figanları (inlemeleri) göğe ulaşır. Ama büyükler, onların feryat etmemesinin de çaresini bulmuşlardır. Ke- çilerin yolunacağı yerde, önce kireç ve küllü suyla karıştırıp bütün keçileri bu kireçli şerbet ile yıkarlar. Acı duymaksızın tüyleri kopan keçiler çırçıplak, tüysüz tüysüz kalırlar, ağlayıp inlerler. İşte sofu bunun ipliğin- den dokuyan, kadın erkek bütün halkın işi sofçuluk ve muhayyerciliktir.” Evliya Çelebi’nin anlattıkları bir tabloda çıkar karşımıza : Ankara Manza- rası tablosu. Hollanda Rijksmuseum envanterine kayıtlı olup 18. yüzyıla tarihlenen Ankara Manzarası tablosunun uzun yıllar Halep manzarası tablosu olduğu düşünülmüştür. Ancak Prof. Dr. Semavi Eyice, 1972’de yayınlanan “Ankara’nın Eski bir Resmi” adlı eserinde resmin Ankara’ya ait olduğunu ortaya koymuş- tur. Semavi Eyice’nin çalışmasıyla birlikte eser, Ankara kent çalışmalarına katkı sağlayabilecek çok önem- li bir belge olarak akademik alanda kabul görmüştür. Resmin Ankara’ya ait olduğunun belirlenmesindeki en büyük etkenlerden biri, tablonun sağ alt kenarında yer alan, belli bir işlemden geçmekte olduğu anlaşılan çok sayıda Ankara keçisidir. Alt ve üst olmak üzere iki ayrı kompozisyonda ele alınan resimde, üst kısımda Ankara, dönemin yapıları ve mekanlarıyla birlikte tasvir edilirken, alt kısımda Ankara’nın çarşısından ve şehir hayatından çeşitli sahneler yer almaktadır. Sof feraceli kadınlar, dokuma tezgâhında dokunan yünlüler, tüccarlar ve Ankara’dan mal götüren bir kervanın görüntüsüyle, Ankara’nın tarihinde tiftik ticaretinin ve sof dokumacılığının önemini gözler önüne seren bu tablo, ressamı bilinmese de bir Avrupalının bakışıyla Ankara’yı topogra- fik özellikleriyle olduğu kadar, tiftiğe dayalı sanayi ve ticari hayatıyla da canlı bir şekilde yansıtmaktadır. Tif-

tik keçisi Ankara’nın sembolü hâline gelmekle beraber kent yaşamında, canlı bir ticari ve toplumsal yaşama da öncü olmuştur. Tiftik keçilerinin ihracı Osmanlı ekonomisini 19. yüzyıl sonlarına doğru zedelemeye başlamıştır. 1881’de II. Abdülhamit çıkardığı fermanla Ankara keçisinin ülke dışına çıkarılmasını yasaklamıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1924’te çıkarılan “Damızlık Tiftik Keçilerinin Harice Men’i İhraç ve Teksiri Adat Kanunu” ile da- mızlık tiftik keçilerinin bir yerden başka yere götürülmesi belirli kurallara bağlanmıştır. “Türkiye Cumhu- riyeti’nin temeli kültürdür.” diyor, Mustafa Kemal Atatürk. 1936’da hazırladığı Bayrak Kanunu şöyledir: “ Türk bayrağı bu kanuna bağlı örnekte gösterilen şekil ve nispetlerde olmak ve al zemin üzerine beyaz ay-yıldız konmak şartıyla, yerli şaliden yapılır.” Bu maddede yer alan “yerli şali” Ankara tiftik keçilerinin tüyünden imal edilen kumaştır. Bir kez daha burada anlıyoruz ki Atatürk’ün öncelikle kültüre vurgu yaptığını, temelin- de kültüre değer verilen, kültürel değerlerle harmanlanan Cumhuriyet’in yıkılmaz olduğunu. Kadim tarihimizde, kültürümüzde parlak duruşuy- la bugüne kadar varlığını sürdüren, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan göç hikâyesinde, sırtlarında göçünü taşıyanların urbasında, çadırlarının sıcaklığında, ninemin ördüğü çorapta, analarımın, atalarımın dokuduğu kilimde, halıda, ulakların heybesinde, masal anlatanların minderinde, seyyahların kitabında, ressamların tablosunda, bozkırın karasal duruşlu diyarı Ankara’da soluklanan tiftik keçilerinin ve sof kumaşının değerinin bilinmesi, nesilden nesile aktarılması, kültürel miras olarak korunması, üstümüze düşen vazifelerden olmalıdır. Sözü Nazım Hikmet’in “Memle- ketimi Seviyorum” şiiriyle sonlandırmak isterim. “Memleketim: Ankara ovasında keçiler: kumral, ipekli, uzun kürklerin parıldaması. Yağlı, ağır fındığı Giresun’un Al yanakları mis gibi kokan Amasya Elması, zeytin, incir, kavun ve renk renk salkım salkım üzümler ve sonra kara saban ve sonra kara sığır: ve sonra: ileri, güzel, iyi her şeyi hayran bir çocuk sevinci ile kabule hazır…”

Bu yazı, Nehirden Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni’nin 12. sayısında yayımlanmıştır.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir