hafızamdaki tiyatro
Henüz beş altı yaşlarındayken annemin eteğini çekiştirip dururken bulmuştum kendimi Çan Tiyatrosu’nun önünde. O kadar miniciktim ki, tiyatro denilen yer bana devasa bir abide gibi gözükmüştü. Hayal meyal hatırlıyorum; merdivenlerden adım adım çıkıp yerime oturduğumda karşımda duran o kırmızı kadife perde, arkasında hangi sırları barındırıyor diye çok merak etmiştim. Perde aralandığında rengarenk bir dünya çıkmıştı karşıma; hiç unutamadığım, belleğimde yer eden… Birbirinden ilginç kostümler, rengarenk dekorlar hatta kulakları ve patileriyle çok sevimli, kedi kılığına girmiş bir oyuncu. Zaman algımın çok da gelişmediği o dönemde bana kısacık gelen, soluksuz izlediğim oyundaki kedinin görüntüsü yıllarca hafızamda tazeliğini korudu. Öyle kalın harflerle kazınmıştı ki bu tecrübe beynime üzerinden yıllar geçse de, puslu bir camın arkasındaki silüet gibi hayatta kalmıştı.
Yıllar geçti, dünya değişti, hayatlar değişti, insanlar, anlayışlar, düşünceler değişti. Ben de her şeyimle değişmiş, kendime bir aile kurup anne olmuştum. Geçmişinde çok kez çocuk tiyatrosuna gitmiş bir ebeveyn olarak samimi duygusu, ihtişamı ve özeniyle bu eşsiz deneyimi çocuklarımın da yaşamasını istiyordum.
Ancak artık her şeyde olduğu gibi tiyatroların şekli şemali, izleyicisine ulaşma biçimi de ciddi oranda değişmişti. Eski klasik çocuk tiyatrolarının o görkemli halleri, seyirciyle buluşurken yarattığı o heyecan yerini AVM içindeki sinema salonlarında, daha kolay ulaşabileceğimiz ama o büyüleyici duyguyu yaşatması zor olan -tabi benim fikrimce- yeni tiyatrolara bırakmıştı.
Evet bu tiyatrolara ulaşmak daha kolaydı. Bu bir açıdan da olumluydu. Elimizde kolumuzda alışveriş torbalarıyla, çocuğumuzun eline tutuşturduğumuz bir sandviçle de girebiliyorduk salona. Zamanını yakalarsanız ücretsiz ya da çok uygun fiyatlarda bileti olan, oyunculukları, konu ve prodüksiyonları daha basit etkinliklerdi bunlar.
Ben duyduğum anda tiyatroya gideceğinin heyecanıyla hazırlandığım, annemin biletini günler öncesinden aldığı, çocuk aklı ve gözüyle olağan üstü görünen o tiyatrolarda büyümüştüm.
Ne yazık ki çocuklarım o çok daha özenli ve ihtişamlı tiyatrolarla fazlaca tanışamamıştı, belki biraz da bizlerin kolaycılığı nedeniyle ağırlıklı olarak bu yeni tiyatroları görmüş ve tanımışlardı. Günümüzün AVM tiyatroları belki bizim defalarca özümsediğimiz o eski tadı vermiyordu ama yine de miniklerin hayatına yeni bilgiler, renkler, neşeler katıyordu. Çocuklarımın gözünde yine de o tanıdık ışıltıyı görmeme sebep oluyordu.
Öyle ya da böyle, eski tılsımını koruyamasa ya da o lezzeti vermese de tiyatrolar çocuklarımız için mutlaka var olmalıydı.
Ve tıpkı benim gibi çocuklarımın hafızasında da unutulmaz izler bırakmalıydı.
Hem de sonsuza dek…
6. sayıdan