KÖKLERİN PEŞİNDE: UMAR Ö. OFLAZ

Denizaltı subaylığından 60’ın üzerinde roman çevirmenliğine, oradan Muğla Selimiye ve Köyceğiz’de otelciliğe uzanan sıra dışı bir hayat… Umar Ö. Oflaz, bugün ise Türk mitolojisinin ve ezeli inançların izini sürüyor.

Bir insanın hayatı, bazen peşinden gittiği sorularla değişir. Ömer Oflaz da yıllar boyunca farklı dünyaların kapılarını araladı. Bir dönem denizaltı subaylığı yaparken, yabancı yazarların romanlarını Türkçeye kazandırdı, ardından turizmle uğraştı. Bugün ise sorularını çok daha geriye, insanlığın ve Türk kültürünün kadim köklerine yöneltiyor. Oğuz Kağan’dan Anau’ya, eski Türk inançlarından Kızılbaşlık ve yaratılış anlatılarına uzanan araştırmalarıyla geçmişin izlerini sürüyor.
1938 yılında Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Yukarıözler köyünde dünyaya gelen Umar Ö. Oflaz’ın hayatı, daha kundaktayken ailesinin İstanbul’a göç etmesiyle farklı bir yöne evrildi. Lise yıllarına kadar Beyoğlu’nda yaşayan Oflaz, gençlik yıllarında denizci olmaya karar verdi.
Heybeliada ve Gölcük’te aldığı askeri eğitimin ardından denizaltıcı olarak göreve başladı. Bir yıl denizaltılarda fiilen görev yaptıktan sonra yaklaşık 14 yıl denizaltı öğretmenliği yaptı.
Ancak Oflaz’ın hayatındaki sıra dışı dönemlerden biri de tam bu yıllarda başladı.

60’TAN FAZLA ROMAN ÇEVİRDİ
Oflaz, denizaltıcılık ve öğretmenlik yaptığı yıllarda bir yandan da edebiyatla ilgilendi. 1970’li yıllarda başta aşk, macera ve polisiye türlerinde olmak üzere 60’ın üzerinde romanı Türkçeye kazandırdı.
Çeviri yaptığı yazarlar arasında dönemin çok okunan isimleri bulunuyordu. Barbara Cartland, Denise Robins, Agatha Christie, Lucy Walker, D. E. Stevenson, Elizabeth Cadell, Dorothy Eden ve Rumer Godden bunlardan bazılarıydı.
Bugün bilinen çevirileri arasında Barbara Cartland’ın Aşk Habercisi (1972), Acılı Kalpler (1973), Aşka Çağrı (1975) ve Kalbimdeki Sevgili; Agatha Christie’nin Hikori Dikori Dok (1976); D. E. Stevenson’ın Gençlik Rüyası (1973); Lucy Walker’ın Cennet Burası (1973); Dorothy Eden’ın Sevgili Klementin; Rumer Godden’ın Esrarlı Geceler (1974) ve Elizabeth Cadell’in Bahar Hüzünleri (1974) adlı eserleri yer alıyor.
Böylece bir yanda denizaltıların disiplinli ve kapalı dünyası, diğer yanda milyonlarca okura ulaşan romanlar vardı.

EMEKLİLİKTEN SONRA ROTASINI MARMARİS’E ÇEVİRDİ
Denizcilik kariyerinin ardından emekli olan Oflaz’ın hayatında bu kez turizm dönemi başladı.
1980’li yılların başında yolu Muğla’nın Marmaris ilçesine bağlı Selimiye’ye düştü. O yıllarda yol, elektrik ve su gibi temel altyapı imkânlarının bulunmadığı köyde bir otel yapmaya karar verdi.
Yol olmadığı için sandal ve teknelerle malzeme taşıyarak inşa ettiği Beyaz Güvercin Oteli, zaman içinde Selimiye’nin tanınan turizm işletmelerinden biri haline geldi.
Oflaz daha sonra Selimiye’deki otelini satarak 1996 yılında Köyceğiz Gölü kıyısında yeni bir otel yaptı. Yörük Oteli olarak da anılan Alila Otel, onun bundan sonraki yaşamının merkezine dönüştü. Oflaz bugün yaşamını Köyceğiz’de sürdürüyor.

ROMAN ÇEVİRİLERİNDEN TÜRK KÜLTÜRÜNÜN KÖKLERİNE
Oflaz’ın hayatındaki asıl büyük dönüşüm ise ilerleyen yıllarda gerçekleşti.
Bir dönem dünyanın en çok okunan aşk ve macera romanlarını Türkçeye kazandıran Oflaz, son yıllarda yönünü tamamen Türk mitolojisi, eski Türk inançları, Anadolu’nun kültürel kökleri ve inanç tarihi araştırmalarına çevirdi.
Bugün eserlerini Umar Ö. Oflaz adıyla yayımlıyor.
Bu dönemde ortaya koyduğu çalışmaların ortak noktasını ise Türk kültürü ve inançlarının çok daha eski dönemlere uzanan köklerini araştırmak oluşturuyor.

BEŞ KİTAPLIK ARAŞTIRMA YOLCULUĞU
Oflaz’ın son dönem çalışmalarının kronolojik çizgisi şöyle:
Oğuzname: Köklere Giden Yol (2000)
Oğuzname geleneğinin farklı varyantlarını bir araya getiren çalışma; Oğuz Kağan anlatıları, Dede Korkut ve Selçukname bağlantıları üzerinden Türklerin efsanevi geçmişini ele alıyor.

İslamiyet Öncesi Türk İnancı ve Evrensel Bağları (2009)
Oflaz’ın eski Türk inançlarının kökenleri üzerine geliştirdiği düşüncelerin temelini oluşturan eserlerden biri. Kitapta ilk inançlar, Ana Tanrıça düşüncesi ve Türklerin İslamiyet öncesindeki inanç dünyası ele alınıyor.

Anau’lu Anadolu: Değişim Dönüşüm Başkalaşım (2011)
Türkmenistan’daki Anau kültüründen Anadolu’ya uzanan tarihsel ve kültürel bağlantılar araştırılıyor. Oflaz, Anadolu’nun kültürel geçmişini binlerce yıllık bir süreklilik içerisinde okumaya çalışıyor.

Kızılbaşlık: Kapıkulu Bektaşiliği / Alevi Bektaşilik (2020)
Bu çalışmasında Kızılbaşlığın kökenlerini eski Türklerin “Atalar İnancı” ile ilişkilendiriyor; Anadolu’daki Kızılbaşlık ve Bektaşilik tarihini farklı bir bakış açısıyla değerlendiriyor. Osmanlı’nın Kapıkulu sistemi ile Bektaşi çevreleri arasındaki ilişkilere de geniş yer veriyor.

Yar Atan ve Yaratılış (2025)
Oflaz’ın yayımlanan son kitabı. Yunan mitolojisi, Oğuz ve Ergenekon destanları, Gılgamış Destanı ve Eski Ahit gibi farklı kültürlerin yaratılış anlatılarını ortak bir kök anlatı perspektifinden ele alıyor.

BİR ÖMRE SIĞAN ÜÇ FARKLI HAYAT
Umar Ö. Oflaz’ın hayatı aslında birbirinden oldukça farklı üç dönemi bir araya getiriyor:
Denizaltıcılık… Çevirmenlik… Turizmcilik… Ve araştırmacılık.
Bir dönem denizaltılarda görev yapan bir subay olarak başlayan yolculuk, 1970’lerde yabancı romancıları Türk okuruyla buluşturan bir çevirmenliğe, ardından Muğla’da turizmciliğe ve son yıllarda Türk kültürünün en eski katmanlarını araştıran bir yazarlığa uzandı.
Bugün Köyceğiz’de sürdüğü çalışmalarında Oflaz, bu kez başka bir yolculuğun peşinde: Türklerin ve Anadolu’nun binlerce yıllık kültürel hafızasının izlerini sürmek.
Bir denizaltı subayının roman çevirileriyle başlayan edebiyat serüveni, yıllar sonra Oğuz Kağan’dan Anau’ya, Kızılbaşlıktan yaratılış mitlerine uzanan geniş bir araştırma dünyasına dönüşmüş durumda.

Mustafa Sarıipek

Similar Posts

  • Yol Dizeleri

    GecedeBulutların savrulmasından Damlalar birbiriyle yarıştı.Gözleri ela köpekçikİnsan yüzlerinden medet umduKovamadı kimseAğzına lokma götürenlerehal dilince konuştu.Sonra bir köşecikteUykuya yenik düştü.Kadınlar sohbeti severdi.Yılan gibi kıvrılan yollarakızı ve oğlu için katlandı.Ben sustum.Benim hikayem kimseninkine benzemezdi.Arkadaşım yolu yarıladı ben ancak hareket ettim.Uykuluk yerimi hazırladım.Geceye yıldız düşündümAydın’a gelmiştikHava parçalı bulutluGüneşin ışıkları süzülüyor arasındanGece nasıldım ya der gibi…Uzun yol eridi birazBen…

  • VEYSEL ÇOLAK’IN “YAPAYALNIZ ANILAR” ŞİİRLERİNDE KURAMSAL ÖRGÜLER…

    VEYSEL ÇOLAK’IN “YAPAYALNIZ ANILAR” ŞİİRLERİNDE KURAMSAL ÖRGÜLER… Bugünlerde elimde değerli şiir düşünürü, şair Veysel Çolak’ın “Yapayalnız Anılar” adlı şiir kitabı var. Şiirlerle buluşmaya çalışıyorum. “Yapayalnız Anılar” insana hüzün veren bir kitap adı. Kitap adları kitapta yer alan şiirlerin şemsiyesi bir bakıma. Yalnızlık, hüzün, özlem, acı, endişe, öfke, yenilgi, ölüm, kırgınlık, sevgiye çağrı, tutku, umut sarmalı…

  • Çise

    ne yaniölüyor mu hâlâ Narkissosbuğusuz göl aksindesaçlarına dokunan elleriylegün ışığını uzaklaştırangüzelliğin çarkını döndüren hüznüyle kavuşmayan kollarındijital sarılmaların yorgunluğudüşüyoryılların başıboş yarısınakalpli öpücük emojisiyiyip bitiriyor duyguları -ah yüce niyetlerhep başa konsa dahiçbir duaya sığmıyor rahmetiyüz üstü bırakıyorsahibini en zayıfen inandığı yerinden- hizmetindeyim en gergin düşünceninve nefes aldıkçacenk ediyorum nur yüzlü ölülerimlenasıl da uzaklaşıyorum lanetli anılardanzamanın hayrına ölçülü…

  • BEYAZ SAYFA AÇIK KALSIN

    Doğumla önüme defter konduİsmim yazılmadı sadeceKaderim de çizildi, gizliceMasum yılların fotoğrafı çekildiGeri dönülmez anılar not edildiAcılar da birikse, hep umutlaAçık kalsın beyaz sayfalar Yıllar geçti, unutulmazlar yazıldıİhtilaller, depremler, krizlerleÖmür defterim pas tuttuAşklarsa gül yaprağı gibi iliştirildiSorgulamaya çalıştımsa yıllarıAklım yetmedi, ruhum sustuÇözemedim gitti bu devranı Sonunda duvara tosladı DünyaAçgözlü lordlar işgalindeÖzgür ülkeler gördümKara notlar düştüm sayfalaraKorku…

  • Delinin Düşü

    Güneş, pencereden usul usul sızıyordu. Yatakhanenin ağır rutubet kokusu, iyice içime işlemişti. Sıra sıra dizili yataklarda horlayarak hülyalar aleminde dolaşanların kükremeyi andıran seslerini saymazsak, ortamın sessizliğini bozan tek ses, duvar saatinden duyulan “tik-tak”lardı.. Bu sükun ortamını bozmaya bence hiçbir mahlukun hakkı yoktu. Saat “tik-tak”ları; sessizliğin içinde dalga dalga yankılanıyordu ve bana dini ayinlerde okunan ilahileri…

  • Tuz

    Deniz o sabah çekilmemişti. Köydekiler bunu önce fark etmedi. Balıkçılar teknelerini hazırladı, kadınlar kapılarının önünü süpürdü, kahvenin sahibi Mustafa da tahta sandalyeleri her zamanki gibi duvarın dibine dizdi.Sonra biri, denizi gözleyerek, “Su fazla yukarıda,” dedi.Bu sözü kimin söylediğini daha sonra hiç kimse hatırlayamadı. Fakat cümleyi duyan herkes denize dönüp baktığında suyun gerçekten de fazla yukarıda…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir