Bazen

Bazen güneş doğar günümüze, aydınlatır, ısıtır içimizi, gülümsetir yüzümüzü. Bir kelebek konar ara sıra yanağımıza, boynumuza belki de dudaklarımıza. Ayaklarımız yerden kesilir kimi gün, yürürüz bulutların ya da serin suların üzerinde çıplak ayakla. Pır pır uçuşur konfetiler, takılır saçlarımıza. Sayamadığınız kadar çok kuş kanat çırpar mavi göklere gönül bahçenizden. En güzel şarkıları seslendirirler sizin için. Dans edersiniz yeryüzünde. Mutluluk taç olur başınıza.

An olur sağanak yağışlıdır gökkubbe. Karanlıktır olabildiğince. Gözyaşlarınıza karışır göğün akıttığı damlalar. Bir karabatak havalanır hırçın denizden, gelir konar en hassas noktanıza. Çamura bular ne varsa geçmişten geleceğe. Oysa şimdiki zamandır yaşanan. Karamsarlık zehirli bir yılan gibi çöker yüreğinize. Hiç olmadık bir zamanda gereksiz yere takılırsınız ayrıntılara. Düşünceler arasında yok olma pahasına da olsa. Çaresiz hissedersiniz, köşeye sıkıştırılmış. Gelmez elinizden hiçbir şey.

Bazen telefonun çalmasını beklersiniz, çalmaz bir türlü. Solar benziniz. Düşer yüzünüz. Katran karasına bürünür kanınızın rengi. Damarlarınız yanar ateş gibi. Bazen kapının zili çalar. Bir buket çiçek getirir küçük bir çocuk. Sevinçten deliye döner, yüklü bir bahşiş verirsiniz Ona. Tepelerde, bayırlarda koşarsınız heyecanla çiçeğin üzerine iliştirilmiş notu okurken. Düm tek, düm tek atar kalbiniz. Sevgi esir alır tüm benliğinizi.

Rüzgâr eser ansızın dağıtır sararmış yaprakları. Dağılır gider hazan mevsimi. Pembe bir yalan söyleyiverirsiniz durumu idare etmek adına. “Seviyor… Sevmiyor… Seviyor… Sevmiyor…” diye sorarsınız papatyaya. Uzanır gece yarısı balkondaki şezlonga yıldızlardan fal tutarsınız. Kim bilir?

Derken kar yağar yavaş yavaş, masum masum. Yeniden bürünür gönül bahçeniz tanıdık o beyaz renge. Durulur yüreğinizi yalayan azgın dalgalar. Dimağınızı bulandıran sis perdesi çekilmeye başlar adım adım. Bir kardelen gösterir kendini beyaz tepecikler arasında. Yenilenirsiniz. Yeşerirsiniz. Güler yüzünüz. Terk eder kederi gözleriniz, ışıldar. Nefes almanın doyumsuz tadı sarar iliklerinize kadar her yanınızı. Dudağınıza yerleşir kuşların şarkıları. Coşar şelâleler gibi, çağıldar yüreğiniz.

Bir yaygı serersiniz kimi gün yemyeşil çimenlerin üzerine. Ekoseli bir örtü sonra. Açıverirsiniz hasır sepeti. Enfes yiyecekler başka bir lezzet bırakır damaklarınızda, açılır iştahınız.

Bazen acı, bazen tatlıdır hayat.

Bazen beyaz, bazen siyah.

Ara sıra gri.

Baharatlı kimi gün.

Ebruli ya da frambuazlı.

Hayat hepimiz için bazenlerden ibaret değil mi zaten?

Similar Posts

  • hayat neden bir kâr-hane

    Son zamanlarda yeni çıkan kitabımın adıyla alakalı okurlarımdan ve takipçilerimden sayısız mesajlar alıyorum. Kısa bir süre önce, Edebiyat Günleri kapsamında gerçekleştirdiğimiz imza günümde, değerli bir okurum bana şu soruyu yöneltti, “Hayat neden bir kâr-hane ve bunun hiç mi bir zarar-hanesi yok?”.Öncelikle kendisine sorduğu bu güzel soru için çok teşekkür ediyorum ve benim için önemli olan…

  • Kör ve Yalnız

    Gökyüzüne bakVerdiğin mavi çiçeklereGüneşli bir günde dışarıyaGöremiyorsun değil mi? Yere bakEskittiğimiz sokaklaraYağmurlu bir günde dışarıyaGöremiyorsun değil mi? Yanar gözlerin hasretleÇınlar kulakların matem yeliyleÜşür ellerin düşen tanelerleBiz birbirimizi göremeyiz. 14. sayıdan

  • Büyük Resetleme

    Bilgisayarda ya da cep telefonunda oynadığınız oyunu kabettiğinizde “Game Over’’ yazar ve oyun biter. Tekrar oynamak isterseniz yeniden başlamanız gerekir, aynı yeniden doğmak gibi. Ama hayat öyle değilir! İyi de olsanız, kötü de olsanız selanız okunur, cenaze namazınız kılınır. Başka bir inanca sahipseniz ona uygun ritüeller ve vecibeler yerine getirilir. Çok sevilen biri olsanız bile…

  • dilimde kimsesiz küfür, Leyla Karataş

    Kendime saklandımGiz içimizdeymişHurafe dükkânları açıkÇamur, çıplak yüreğim…Deli olmasam nasıl dayanırım zalimeKuru bir yaprak misali sevgilerDarağacına çıksam ne çareBen de kuruyum… Varsın öfkeli desinler banaDilimin kemiği susarOdalarda sessiz türkülerİnci taneleri dökülür toprağaİzbe sokaklarda ulu orta pislikBu ben miyim, sen misin…. Saklandım kendimeGözümüzde mavi ateşDilimizde kimsesiz küfürKorkuyorlar cesaretimizdenBir yanımız göçükSağımızda çukurSolumuza yüklenen ağır emHangi yaramı sarsanız bilmemKimim…

  • Yazıyorum, öyleyse varım

    Tuğçe Yerdelenyerdelen.t@gmail.comköşe adı: Yazıyorum, öyleyse varımArtık sona ermeli “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki; bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki; bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?” Mustafa Kemal Atatürk İstisnasız her gün aynı acı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir