Nefret, Gülümser Öğütçü Egüz

‘’İzmir’e geldim, sana uğramak istiyorum, özledim seni Selma’’ dedi. Görüşmeyeli çok olmuştu. Üniversiteden en yakın arkadaşımdı. İyi anlaşırdık. O Samsun’dan, ben İzmir’den gelmiş, yurtta aynı odayı paylaşıyorduk, yataklarımız yakındı. Selma güzel fal bakıyordu, maddi olarak zorlandığını hisseder kahveleri ben ısmarlardım. Çoğu geceler hem kahvelerimizi yudumlar, sohbet eder, günlük yaşadıklarımızı, sıkıntılarımızı hayallerimizi paylaşırdık.

Mezun olduktan sonra yollarımız ayrılmış, birbirimizin izini kaybetmiştik. Mektupların yerini alan internette bir paylaşım sayesinde birbirimizi bulup, ancak yirmi yıl sonra yazışmaya başlamıştık.

Üniversite yıllarında ailesinden hiç bahsetmemişti; ara ara sıkıntılı hallerinden ailesiyle bir sorunu olduğunu hisseder, fakat kendi söylemediğinden soramazdım.
Telefonda ’’Sakın kendini yorma, sadece çay’’ demişti. Ama ben yanına Selma’nın çok sevdiği çikolatalı kek yaptım. O çikolatalı keki severdi, ailesinden para geldiğinde çikolata alır, benimle paylaşırdı.

Aradan yirmi yıl geçmişti. Heyecanlıydım. Selma’yı nasıl bulacaktım?… Kapıyı açtığımda şaşırdım, Selma üniversite yıllarının Selma’sından çok farklıydı.
Kucaklaştık. ‘’ Hiç değişmemişsin Selma’’ dedi. Sende Selma derken gerçeği söyleyememenin sıkıntısı içindeydim.

Selma çökmüştü, herkesin imrendiği simsiyah, uzun, gür saçlarını kısacık kestirmişti, yüzü solgundu, dudaklarının iki yanı düz çizgi halinde, bakışları donuk, yorgun görünüyordu.

“İyi ettin uğradın, uzun süredir görüşemedik, özlem giderip, konuşuruz’’ dedim .’’Seninle konuşmalıyım, zor bir dönem yaşıyorum, sıkıntılarımı anlatmalıyım Ayten’’ dedi, acılı ses tonuyla. Arkadaşımı dinlemeliydim, gerçekten iyi görünmüyordu. Çayımızı yudumlarken, ‘’Canım arkadaşım çikolata sevdiğimi unutmamışsın, sağ ol’’ dedi. Sesindeki ağlamaklı ton beni de duygulandırdı sarıldım Selma’ya, tüm içtenliğimle.

“Ayten, can arkadaşım, hiçbir şey zevk vermiyor bana, insanlardan kaçar oldum, ne duruma geldik, kimse kimsenin yüzüne bakmak istemiyor, herkes birbirinin eksik yönünü hatasını bulmaya çalışıyor. İş hayatında birbirlerini nasıl alt ederim diyerek arkalarından entrikalar çeviriyorlar. Kişiler konuşmuyor. İşaretlerle (emojilerle) konuşuyorlar, duygularını anlatıyorlar, küfürlü bir yaşam

“Selma, olumlu düşünsen, artık devir eskisi gibi değil, değişti’’ diyorum. İtiraz ediyor. ‘’Ya Ayten gençlere baksana, gençler aralarında, argo kelimeler, saygısız şakalar, sigara, alkol gibi alışkanlar içindeler. Saygı yok, hoşgörü yok, sevgi bitmiş.
“Selma böyle karamsar olma İyi, hoşgörü sahibi, saygılı insanlarda var, olaylara birde bu yönden baksan diyorum ve pişman oluyorum.

“Ayten!’’ diyor, eli çay bardağına uzanırken, gözyaşları yanağını ıslatıyor, peçeteye uzanıyor, titremesine engel olamayan elini, bakakalıyorum üzüntüyle…

“Hayatım hiç kolay geçmedi. Yokluk içinde bir çocukluk geçirdim, babam bir fabrikada çaycı olarak çalışıyordu, o zamanlar az çok geçiniyorduk. Fakat babamı işten çıkardılar, uzun süre işsiz kaldı. Daha sonra kâğıt toplamaya başladı, ne yazık ki bu uzun sürmedi. Babama karşıdan karşıya geçerken bir taksi çarptı. Babamı kaybettik, taksi sürücüsü birkaç ay yattı, çıktı, kırmızı ışıkta geçtiği halde. Tazminat bile ödemedi. Adaletten nefret ettim, insan hayatının bu kadar ucuz olduğu ülkede.

Annem temizliğe gitmeye başladı, beni de evde yalnız kalamayacağımdan yanında götürürdü. Gittiğimiz evlerin hanımlarından nefret ettim, anneme davranışlarından, hor görmelerinden. Yakıt bulamadığımız için soğukta uyumak zorunda kaldığımız kış gecelerinden nefret ettim, banyo yapamadığım için arkadaşlarımın kokuyorsun diye alay etmelerinden nefret ettim. İş hayatımda şef olmak düşüncesiyle dedikodu yapan arkadaşlarımın kulağıma gelen laflarından nefret ettim. Beni aldatan kocamdan, biricik oğlumu eroine alıştıran arkadaşlarından, toplumu yozlaştıran adaletin işlemediği, hırsızların, dolandırıcıların kol gezmesine engel olmayan bu düzenden nefret ettim.
Selma durmadan anlatıyor, ara ara dökülen gözyaşlarını siliyor, öyle masum öyle zavallı görünüyordu ki “çayları yenileyeyim dedim” dedim, ağlamak üzere olduğumu görmesin diye.

“Ayten buraya oğlumu görmeye geldim, şu an ciğerparem tutuklu, içim yanıyor, bu yaşamda benim tek dayanağım oğlum benden uzakta. Ne yer, ne içer.
Soruyorum “peki senin üniversitede okumana kim yardımcı oldu? Maddi durumunuz iyi değilmiş’’

“Dayımın çocuğu olmadığından annem beni ona evlatlık verdi, durumu iyiydi, böylece okuyabildim.

“Bak yaşamında güzel şeylerde olmuş, dayın sayesinde okumuş, meslek sahibi olmuşsun. Nefret duygusu ile bir yerlere ulaşamazsın. Yaşamda her insan zorluklarla karşılaşır, önemli olan mücadele etmek, güçlü olmak gerek.’’

Selma’nın bana yönelen bakışlarında sen mutlu görünüyorsun diyen, birada kıskançlık ifade eden yüz ifadesini hissettim. Ona kendi sıkıntılarımdan bahsetmeli miydim, Karar veremedim, fakat söylemek istedim.

Yaşam mücadeleydi, mutlu anlar yaşadığımız gibi, zorluklarla karşılaşabiliyoruz. Hiç beklemediğimiz bir anda felaket bizi buluyordu, böyle anlarda nefret etmek, lanet okumak yerine güçlü olmak sorunu çözmek gerekliydi.

“Selma benim de sıkıntılarım var, uğraşıyorum. Kocamdan ailesi yüzünden ayrıldım, zaten beni evlenirken gelinleri olarak istememişlerdi, kanserim. Uzun süredir kemoterapi alıyorum, her şeye rağmen yaşamı bırakmıyorum. Yakınlarda arkadaşlarla geziye gideceğiz, istersen sen de gel’’

Ayağa kalktı, yüzüme bakarken sen bana akıl mı veriyorsun der gibiydi. ’’Gitmeliyim’” dedi, kararlı bir ses tonuyla. Sarıldık, vedalaştık.

Ayrılırken yardımcı olamamanın üzüntüsü içindeydim.

38. sayıdan

Similar Posts

  • kızarmış ekmek kokusu

    Hafifçe uzaklaşan bir terlik sesi pıtır pıtır, sonrasında lavabodan gelen bir su sesi şıpır şıpır. Arkasından oturma odasındaki sobanın küllerinin temizlenmesi sırasında çıkardığı gırç gırç sesi, yumuşak yumuşak yere dökülen küller… Sonrasında sobaya dökülen kömürün takırtıları, bir poff ve birbirine karışmış odun kömür kokusu. Radyo düğmesinin açma sesi, gülünce gözlerinin içi gülüyor çalıyor.Öksürerek genzini temizleyen…

  • hafızamdaki tiyatro

    Henüz beş altı yaşlarındayken annemin eteğini çekiştirip dururken bulmuştum kendimi Çan Tiyatrosu’nun önünde. O kadar miniciktim ki, tiyatro denilen yer bana devasa bir abide gibi gözükmüştü. Hayal meyal hatırlıyorum; merdivenlerden adım adım çıkıp yerime oturduğumda karşımda duran o kırmızı kadife perde, arkasında hangi sırları barındırıyor diye çok merak etmiştim. Perde aralandığında rengarenk bir dünya çıkmıştı…

  • Özlem, Alev Atılgan

    İçimde köpürüp taşanbir özlem eskiye dairne zaman kapasam gözlerimidipsiz karanlıklardanyıldızlar yağardolanır sevdalı bir rüzgardallarında çamlarınodam deniz kokargitar çalar sahilde, yalnız bir çocuk susar denizmartılar susar Sarmaşık sokak çamlı bahçehani hep özlediğim o ahşap evdeuyuyup kalmışkenşiir defterim elimdeannem gelir usulcaüstümü örteralnımda sıcak nefesihep on sekizimdene zaman kapasam gözlerimi.. 38. sayıdan

  • Topraktan Eşikler

    Karşı dağlara bakınBürünmüş kına kınalar, yanağınızda yeşilNe zaman geçtiniz yanımdanSızlanan hava dallarımı yalayarak gittiGörmedim canımdan çıkışınızıBarış neredeBir uçurum yüreğimTopraktan eşiklerde durgunlukSavaş kiminleTemmuza düşse gölgeniz, yaşar mıSuya vuran haset, renklerime küskünKöklerim hevesle karşılardı o suyuBir alfabe gibiyimKırk katırdan ağır Gülüşünüze koştu vefaGiydiğiniz yangınlar kudurduSoyunduğunuz yağmur, yıllara inkârBeddua yastıkları hep uykuluBir alfabe gibiyimAğaçların aklına uydu kalemimSatırlarım sürgündü……

  • güzel kokulu düşler şiiri

    İyi sabahlar,Şarkı söyleyen kuşlar,Geç uyanışlar,Düşünceler, sıkılmalar… Arıyorum,Yok olanı neden?Tatmin miyim?Yaşamdan,Ya daDuyar mıyım?Şükran. Akşam oldu olacak,Yürüyorum,Güller, lalelerBanaArkadaş oldular,Esen rüzgâr,Yaygın güzel koku,Tarifsiz kadar güzel.Kalbimin varı, yoğuHatırlatır mutluluğu.Hülyalarım, yeşeren umutlarım, anılarım…Bu yaz daKokuyla bağlanırımSanaNe hoş duygular bunlarCoşacakBenliğim,Seninle yaşayacak. 6. sayıdan

  • Satranç – Fatma Yılmaz

    Yazar bilgileri:IA ve FI Fatma YılmazAnkara’da yıllarca edebiyat öğretmenliği yapan YILMAZ, satranç çalışmalarında da Türkiye’nin ilk uluslararası bayan satranç hakemi ve uluslararası düzeyde kıdemli satranç antrenörüdür. Buna bağlı olarak da Yılmaz, Ankara Satranç Eğitim Kurulu Başkanlığı, Çankaya Satranç İlçe Temsilciliği ve Türkiye Satranç Federasyonu Yayın Kurulu Başkanlığı görevlerinin yanı sıra 15 yılı aşkındır da Türkiye…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir