Kastamonu Telgrafhanesi

‘Seni Sevda çiçeğim, Tac’ı ser’im.’

Leyla Saz Hanım gülümsedi bulduğu ışığa.

Gözleri parladı. İncecik elleri notalarda gezindi. Kelimeleri okşadı. ’Seni sevda çiçeğim, Tac’ı ser’im’ dedi. Yüreği koptu. İnce dudakları kıvrıldı. Kısacık saçları rüzgârı taşıdı, yakasındaki broş her zamankinden parlaktı. Şiirlerine korkmadan imzasını atan ilk kadındı. Bir anneydi. Vedat Tek’in annesiydi. Taşa ses veren bir adamın, mükemmel bir mimarın annesiydi. Kastamonu telgrafhanesini yapan adamın. Hükümet konağı olan bu bina zarifliğini ve gücünü, bir kadının sesini barındıran bulut bulut musikiden alıyordu. Leyla hanım kadınların gölgesiydi. Solmuş çiçekler kaldı ellerinde.

Ama Vedat TEK’in yaptığı bina tüm görkemiyle yaşadı….
Tarih 30 Ekim 1918, Mondros mütarekesi ve işgal edilen ülkemiz… İnsanlık tarihinin kaydetmediği en ağır mezalim. Masum insanlarımızın ölümü, evleri barkları yıkılıp yakılan ırz ve namusları ayaklar altına alınan insanımız…. İçimize düşen ateş …

En çok canı yanan kentlerden biri Kastamonu. Çanakkale muharebelerinde evlatlarını yitirmiş ,kurtuluş mücadelesinde tek vücut olmuşlar. 15 Haziran 1919’da Açıksöz gazetesini çıkarmaya başlamışlar. Kastamonulu hanımlar bir komite oluşturarak ellerindeki her gücü kullanmaya karar vermişler. Tarih 10 Aralık 1919. Çarşamba. Üç binden fazla kadın bir araya gelmiş, ülkemizin işgalini ve yapılan insanlık dışı vahşetleri protesto ediyor. Kastamonu’daki kadın mitingi. Dünya devletlerinin başkan ve cumhurbaşkanlarının eşlerine telgraf çekerek işgali durdurmalarını ve ülkelerini terk etmelerini isteyen kadınlar. Kurtuluş mücadelesini destekleyen dünyaya seslerini duyuran kadınlar …

İngiltere kraliçesi
İtalya kraliçesi
Fransa Cumhurbaşkanı Poıncore’nin eşi
ABD başkanı Wilson’un eşi
Hindistan yönetimi

Bu ülkelerin kadınları onların sesini duymak zorundaydı. Üç binden fazla kadının sesini. Bu kadınların eşi, kardeşi, çocuğu veya bir yakını şehit düşmüş ya da yaralanmıştı. Her evde bir ateş vardı.

Kadın sırtını hükümet konağının duvarına verdi. Eteklerini topladı. İncecik bilekleri yumruklarını sıktı. Gözleri her bir kadının gözünde gezdi. Teker teker çalmışlardı kapıları. Herkesle konuşmuşlardı. Evladını yeni toprağa veren anayla, kollarını Çanakkale’de kaybetmiş Ahmet’ in eşiyle, iki oğlunu kurtuluş mücadelesine yollayan Safiye ‘yle, yedi yaşındaki Gülistan’la,seksen yaşındaki Fadime yengeyle, hiç çocuğu olmayan ama düşen ateşlerde tek bir damla gözyaşı kalmayan Sadiye’yle…

Püsküllü kuşakları salınıyordu. Rengi gitmiş şalvarları, oyalı tülbentleri…Sarının her tonu iç gömlekleri, rengarenk cepkenleri… Bizim kadınlarımız… En çok da çizgi çizgi önbezlerini tutan yumruk yumruk elleri…Azdavay, Daday, Pınarbaşı daha birçoğu.Üç binden fazla kadın.

Zekiye hanımın sesi çınladı….

Telgrafhanenin her taşına yansıdı gölgesi. Pencerede büyüdü yansıması. Kucaklaştı kadınlarla, sesi daha bir gür çıktı:

-Bacılarım!

Evlatlarımızın, kardeşlerimizin kanıyla suladığımız aziz yurdumuzun işgaline kardeşlerimizin felaketine susacak mıyız?

Mağlubuz, silahımız yok, fakat göğsümüzde imanımız, inancımız var.

İşte biz de imanımıza ve Allahımıza istinaden haksızlıklarını yüzlerine vurur ve cihan huzurunda ilan ettikleri adaleti taleb ederiz.

Kardeşlerim!

Biz bu bu dünyayı kanlara boğan, insanları tavuk gibi boğazlayan erkeklere müracaat edecek değiliz. Bizim gibi şefkatle, merhametle düşündüklerine şüphe etmediğimiz itilaf devletlerinin büyük kadınlarına müracaat edecek ve birer telgrafla bize yapılan haksızlıkları yazacak ve anlatacağız. Eğer onlar da hakkımızı teslim etmezlerse evlatlarımızın kanlarına kendi kanımızı karıştırarak erkeklerimizle bir safta , dinimiz ve istiklalimiz için öleceğiz.

Zekiye Hanım gülümsedi. Bulduğu ışığa: ’Seni sevda çiçeğim, tac’ı ser’im’ dedi. Gözleri parladı. İnce dudakları kıvrıldı. Kısacık saçları rüzgarı taşıdı. Rüzgâr hiç olmadığı kadar ılıktı. Binlerce kelimeyi taşıyordu. İncecik elleri harflerde gezindi. Yüreği koptu. Yakasındaki broş her zamankinden parlaktı. Yazdığı metne korkmadan imzasını atan kadınlardan biriydi. Sırtını dayadığı hükümet konağı zarif ve sağlam bir gücü, bir kadının sesini barındıran bulut bulut bir musiki oldu. Telgrafhanenin kapısından girdi. Arkasında;

Kamuran Hanım, Saime Hanım, Bedriye Hanım, Munire Hanım, Refika Hanım ve Neyyire Hanım vardı.

(*) Kastamonu Telgrafhanesi kat planları (Kaynak: BOA., İ.DH., 584/40642, 10 Şaban 1285, 26 Kasım 1868)(Akratan: İletişimin Mimarisi: Osmanlı’nın Telgrafhane Binaları, Prof. Dr. Nurcan YAZICI METİN

Similar Posts

  • BOZ YEŞİL YAPRAKLI ANKA; DELİCELER

    Bir sabah, sepetin içinde kapınızın önüne terk edilmiş halde bulduğunuz bir bebek sanki ilkten. Ya da ağır geldiğinden bir leyleğin daha fazla taşıyamayıp tam bahçe duvarınızın dibine düşürüverdiği yeşil bir gülümseme. Çat kapı yapmışçasına. Ansızın karşınızda. Bahçe sularken gördüm. Bir delice zeytin bitivermiş taş duvarın dibinden. Akşamdan sabaha. Üç beş yapraklık körpecik fide gün ışığı…

  • |

    SAİT FAİK ABASIYANIK OKUMASAM DELİRECEKTİM

    Sait Faik bu. İncir çekirdeğini bile doldurmayacak şeylerin yazarı. Aslında bu tarzıyla klasik öykü anlayışını yıkarak yeni bir anlayış getirmiştir. Doğayı, insanları olduğu gibi basit bir ifadeyle ama ustaca bir üslupla şiirsel bir dille anlatmıştır. Modern hikayenin kurucusu olmuştur. Edebiyatımıza damga vurmuş, kendisinden sonra gelen yazarlar için her zaman ilham kaynağı olmuştur. Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın…

  • ÖYLE BİR SİTE HAYAL EDİYORUM Kİ!

    İdeal bir sitede olmasını istediğimiz neler olabilir hiç düşündünüzmü?Ben düşündüm işte; belki ömrümüzü sonlandıracağımız siteler aslında yaşam alanlarımız da sayılır.Eee o zaman olmasını arzu ettiğimiz ve zorunluluğu da gereken neler olabilir… Şöyle ki: 1- Acil durumlarda özellikle ilk yardım müdahalesi için, sağlık ekibi ve sağlık odası (Revir gibi) yapılabilmesi,2- Kuaför odası (haftada iki gün gelebilecek)nişan,…

  • |

    Çocukluk

    Çocukluğun duvarlara saklanan gülüşleri kayıpGöklere asılmış yıldızları tutsak gecedeKırık dökük derme çatma bir hayatGüneşi soğuk bakışı kırgınKüskün çocuklukBir çiçeğin özündenİçen kelebek çocuklukÇiçekte şenlenenBir günlük ömür çocuklukKelebek ömrüÇiçeğin renklerine aşık kelebek çocuklukÇiçek kelebek çocuklukYarınsız bugünRenklerini kanat yapıp uçan çocuklukDenize tutkun balıkçınınAğları dolaşmış düşüncesiPuslu havanın üşüten yokluğuYükü ağır çocuklukDalgalarla sürüklenen duyguları yosunlaşmışDağınık atıl boş savruk çocuklukTutuklanmış çocuklukRüzgarla…

  • Otuz Sekiz Yaşın

    Nerede kaldı sekiz yaşın?Hani o çok sevdiğin kırmızı pabuçların?Ya bayramda alınan güllü, yeşil renkli elbisen?Annen hatırlasın seni diye, sekiz yaşında mı sakladın?Sığdıramazken yüreğini koca dünyaya bir karanlık odada mı saklandın?Nerede kaldı 38 yaşın?Kendini mi tamamladın?Yoksa sekiz yaşını on sekiz yaşındaki kalbine mi bağışladın?Nerede kaldı geçmiş yılların?Hangi seneyi, nerelerde, hangi seneyle suçladın?Hangi seneyi, nerelere, hangi seneye…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir