DAMITA DAMITA SEVGİ BİRİKTİRENLER

Yazar: Abdullah Yüksel

Bazen sabrımız, bazen yüreğimiz, bazen sözümüzün gücü, bazen gözümüzün yaşı, bazen tebessümümüz, bazen de vicdanımızın gösterdiği yoldur uğruna yaşamımızı verdiğimiz. Top, tüfek, sopa tutmaz ellerimiz; kalemle bir gelecek resmi çizeriz, cennet kokan bir ülkenin geleceğini çizeriz, sıcak bir aileyi çizeriz, evrensel insanı inşa ederiz o resmin en dikkat çekici köşesine. Biz öğretmenler, damıta damıta çoğalttığımız sevgiyi, bilgiyi insanlığın harcına katan, korkuyu hesaba katmadan anlatan, öğrencimizin gözündeki ışığı çoğaltanızdır aynı zamanda. Soluğumuzu tutup dikkatle dinleyen, hep aydınlığı gören, gösteren ve yılmayanızdır bizler. İnsanlık sevdasıdır bizim derdimiz. Bizler yüce mirası geleceğe taşırız. Yükümüz büyüktür, Çünkü Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasıdır bize kalan. İşimiz gücümüz insandır bizim, Yol alırız geleceğe gülümseyerek Biraz da eğitimin hâlâ sızlayan yarası olan köy enstitülerinin yarım kalmış hikâyesidir Tamamlamaya çalıştığımız. Ancak ne yaparsak yapalım bir şeyler hep eksik kalıyor.

S A Y I 1 1 – A R A L I K 2 0 2 3 Kalbimizdeki duygu öksüz, Zihnimizdeki düşünce yetim kalmış, Bilgimiz tek başına yol almakta, Azmimiz eksik sınıflarda, Nefesimiz tıkanmış, Anlayışımız mesafeli insanlara. Her şeye rağmen umudumuzu kaybetmemeliyiz. Bizler toplumun umut kaynağı, öğrencilerimizin gün ışığı, geleceğin nisan yağmuruyuz. Unutmamalıyız ki çekilen acılar, kayıplar ve bedeller değildir insanı yenen, umutsuzluktur. Ya güçlü olacağız ya da yenilgiye teslim. Ya izleyen olacağız konfor alanımızın içinde her nefeste ölenlerden ya da hayatın içinde gösterdiğimiz çabada, her nefeste doğanlardan. Tahta başında “Beni yoksul bir halk çocuğu olarak alıp bu ülkenin yurttaşları arasına taşıyan bu ülkeye, bu Cumhuriyet’e borcum var, diyebilen öğretmen kardeşlerimi, Okul duvarının altında kalan, “Ömrümü çocuklarıma adamıştım ama yetmedi ömrüm.” diyen, ıssız bir köy mezarlığında boylu boyunca yatan ÖĞRETMEN ŞEFİK SINIĞ’ı, Sınıfta soba patladığında çocuklarını kurtarmak için hiç düşünmeden sınıfa dalan, önce saçları tutuşup sonra kendileri yanan AYSUN ve BURÇİN ÖĞRETMENLERİ, Sabah erkenden okulun sobasını yakmalıydım diyerek Balıkesir Gönen’in dağ köyünde göreve giderken kar fırtınasına tutulup yolda donan ŞENER UĞUR’U, Öğrencileri ile birlikte türküler söylerken patlayan bomba yüzünden gelinlik yerine kefen giyerek kara toprağa giren AYBÜKE ÖĞRETMEN’İMİZİ saygıyla anıyorum. Abdullah YÜKSEL İvme Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Eğitimci-Yazar

Ne güzel gülümsediniz keşke hiç gitmeseniz Bir göç yolunda yalnız bir ağacım Az önümden kuğular göçer Ben göçerim olduğum yerde… P o l a t H a n YALNIZ AĞAÇ

S A Y I 1 1 – A R A L I K 2 0 2 3 E b r u B o r a n l ı o ğ l u Te k i n Ne doğru bir sözdür; insan yanındakinin değil, kaybetmekten korktuğunun kıymetini bilir. Belki de bu yüzdendir, uzağımızdakilere yakınlarımızdan daha özenli davranmamız. “Kırk kat el” diye tabir edebileceklerimizle iletişim kurarken pür dikkat kesilip nazımızı çekenlerin kalbini kırmakta bol kepçe olmamız. “Nasılsa o hep buralarda, fazla uzağa gidemez” diye düşündüklerimizin kredisini sonuna kadar harcamaktan çekinmezken, buluttan nem kapanlara en şirin yüzümüzü göstermemiz. Evet insan sevdiklerinin yanında rahat olmalı, anlaşıldığını hissetmeli. Ama bu “rahatlık”; sevgiyi, aradaki bağın büyüklüğünü sürekli imtihan edecek boyuta gelmemeli. Yeni tanıdıklarına ya da belli bir mesafede olduklarına karşı kontrolsüz davranmayan, sinirlense dahi durup “es” vermeyi becerebilen bir insan bunu en yakınındakiler için de farklı boyutta da olsa yapabilmeli. Samimi olmak, sevildiğini hissetmek hatta arada kopamayacak bağların bulunması hoyratça davranışlarla suistimal edilmeyi doğurmamalı. Çünkü kopamayacak gibi gözüken bağların, en büyük sevgilerin, tutkuların, efsanevi aşkların bile direncinin kırıldığı bir nokta vardır. Her şey beklenmedik bir anda, şaşırtıcı bir hızla yitip tarihin tozlu sayfalarına karışabilir. Onların sabrını fazla sınamadan, her sabrın bir sonunun olduğu bilinciyle “kıymetlilerimizin” kıymetini bilmemiz gerekir. İşte bu yüzden; çok geç olmadan, “kaybetmeden” onlara hak ettikleri özeni ve değeri teslim etmek için harekete geçmelidir! KAYBETMEDEN

Bu yazı, Nehirden Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni’nin 11. sayısında yayımlanmıştır.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir