Bir Dilek Tut ve Hayalini Yaşa

Kamil gecenin bir yarısı soğuk ve boş sokakta yürüyordu. Elinde her zamanki gibi yarısı dolu içki şişesi, üstünde yırtık pırtık paltosuyla amaçsızca sağa sola bakıyordu. Saat epey ilerlemişti.

Kaldırıma usulca oturdu. İçki şişesini yanına koydu. Sokakta ondan başka kimse yoktu. Bütün dükkânlar kapalıydı. Derin bir iç çekti. Niye buradayım diye düşündü. “Herkes sıcacık evlerinde aileleriyleyken, neden ben bu soğukta dışarıdayım” diye söylendi. Bir anda irkildi. Yaşadıkları aklına geldi. Niye burada olduğunu niye bu halde olduğunu hatırladı. Kafasını iki yana sallamaya başladı. O kötü anıları hatırlamak istemiyordu.

Bundan iki yıl önce Kamil’in karısı ve iki çocuğu vardı. Bir bankada memurdu. İşini severdi. İş yerindeki arkadaşları da Kamil’i severdi. Akşam işten çıktığı zaman genellikle arkadaşlarıyla meyhaneye gider içki içerlerdi. Karısı Nilüfer Hanım bu duruma çok kızardı. Kamil’in birçok akşam eve sarhoş bir şekilde geç gelmesi, çocuklarla hiç ilgilenmemesi Nilüfer’i çok üzüyordu. Son zamanlarda iyice sinirli de olmuştu. İşyerindeki arkadaşları yüzünden önce içkiye alışmış, sonrada bağımlı olmuştu.
Bir akşam Kamil’in iş arkadaşlarından birinin düğünü vardı. Ailecek düğün salonunun yolunu tuttular. Kamil düğünde her zamanki gibi içki içmeye başladı. Nilüfer kısık bir sesle Kamil’e sokularak “Lütfen az iç. Daha arabayla eve döneceğiz.” diye uyardı. Kamil ise umursamaz bir şekilde karısına dönüp “Karışma bana. Ben ne kadar içersem içeyim o arabayı kullanabilirim.” diye tersledi. Kamil’in bu umursamaz halleri hem eşini, hem de iki küçük çocuğunu tedirgin etmişti. Düğün boyunca yerlerinden kalkmadılar. Düğünde herkes dilediği gibi eğlenirken, onlar masada korkuyla babalarını izliyorlardı.

Nihayet düğün sona erdi. Kamil ve ailesi de yerlerinden kalktılar. Kamil içkinin de etkisiyle sallanarak yürüyordu. Nilüfer tam arabaya bineceklerken Kamil’e dönüp “Bu gece çok içtin. İstersen bir taksiye binip gidelim” dedi. Kamil sert bir tonda ”Bin arabaya! Ben sizi götürürüm” diye çıkıştı. Çaresiz hepsi arabaya bindi. Kamil sarhoş olduğu için arabayı oldukça dikkatsiz ve süratli kullanıyordu. Arabaların bir sağından bir solundan geçiyor, bütün kuralları ihlal ediyordu. Tam bu sırada Nilüferin bağırması duyuldu. “Kamil dikkat!” Karşılarına bir minibüs çıkmıştı. Büyük bir gürültü koptu. Her yer toz duman olmuştu.

Kamil birden titredi. Ama bu soğuk yüzünden yaşadığı bir titreme değildi. O felaket gecesi aklına girdiği için yaşadığı bir titremeydi. İki eliyle kafasına vurmaya başladı. “Neden, neden yaptım bunu. Çocuklarıma ve eşime nasıl yaptım bu kötülüğü” diye söylenmeye başladı. O lanet gecede iki çocuğunu ve karısını kaybetmişti. Yaşanan kazadan sonra bir daha kendine gelemedi. İşini, evini, her şeyini kaybetti. Sokaklar artık evi olmuştu. Kaldırımına oturduğu sokakta bu geceki eviydi.

Kafasını kaldırıp sokağı süzdü. Bu gece nerede yatabileceğine baktı. Tam bu sırada bir dükkân dikkatini çekti. Bütün ışıkları yanan rengârenk bir dükkândı. Yerinden yavaşça kalktı. Küçük adımlarla dükkânın önüne doğru geldi. Dükkânda birçok oyuncak, hediyelik eşya ve oyun makinaları vardı. Ama gecenin bu saatinde ışıklarının yanması garipti. Açık değildir diye düşündü Kamil. Yine de çok meraklanmıştı. Dükkânın kapısını hafifçe itti. Dükkân gerçekten açıktı. Merakla içeri girdi. “Kimse yok mu?” diye bağırdı. İçeriden hiçbir ses gelmedi. Kamil dükkândaki her şeyi dikkatle incelemeye başladı. Dükkânı meraklı gözlerle incelerken gözü bir oyun makinasına takıldı. Dükkânda en çok ses çıkaran ve en çok ışık saçan makine oydu. Makinaya doğru yaklaştı. Üstünde kocaman bir ekran vardı. Ekranın üstünde de büyük harflerle “BİR DİLEK TUT VE HAYALİNİ YAŞA” yazıyordu. Buna benzer bir makinayı daha önce gittiği bir lunaparkta görmüştü. Lunaparktaki insanlar makinaya bozuk para atıyorlar ve dilek tutuyorlardı. Makinanın ekranında dileklerinin gerçek olup olmayacağı yazıyordu. Bu makinada onlar gibi çalışıyordur diye düşündü. Elini cebine attı. Cebinde sadece bir kaç tane demir para vardı. Paralardan birini cebinden çıkardı ve elinde sımsıkı tuttu. Yeniden ekranın üstündeki yazıya baktı ve o an en çok istediği şeyi diledi. Sonra demir parayı makinaya attı. Para makinanın içinde kaybolur kaybolmaz bütün ışıklar söndü. Bütün oyuncaklar sustu. Kamil “lanet olsun” diye bağırdı. Ümitsizce makinanın üstüne çöktü kaldı.

Birden bire bir el omuzuna dokundu. Bir ses duydu. Bu ses “hayatım iyi misin?” diye sesleniyordu. Kafasını kaldırdı. Işıklar daha parlak bir şekilde geri dönmüştü. Müzik sesi daha güçlüydü. Ama artık o oyuncak dükkânında değildi. İki yıl önce gittikleri düğün salonundaydı. Omuzuna dokunan kişi ise eşi Nilüfer Hanımdı. Şok geçirmiş bir halde karısının yüzüne bakıyordu. “Oldu!” diye bağırdı. Etraftaki herkes dönüp Kamil’e baktı. “Dileğim gerçek oldu!” diye bağırdı bir daha. Nilüfer yavaşça Kamil’in kolunu tuttu. “Hayatım istersen bu gece içme” diye konuştu. “Bu gece içmek mi? Ben bundan sonra hiçbir zaman içmeyeceğim” dedi Kamil. Nilüfer şaşırmıştı. Sanki karşısındaki kocası değil, başka biriydi. Kamil yerinden kalktı ve Nilüfer’e sarıldı. Nilüfer iyice şaşırmıştı. “Çocuklar nerede ?” diye heyecanla sordu Kamil. “İleride palyaçoyla oyunlar oynuyorlar” dedi Nilüfer. Kamil hemen çocuklarının yanına koştu. Onlara hasretle sarıldı. Çocuklarda çok şaşırmışlardı.

Kamil o gece sürekli ailesine sarıldı. Çocuklarıyla oyunlar oynadı. Karısıyla dans etti. Kamil o gece hiç içki içmedi. Düğün bittiğinde karısı ve çocuklarıyla arabalarına döndüler. Arabada neşe içinde yola çıktılar. Kamil daha önceki kazayı hatırladığı için arabayı çok yavaş ve tedirgin sürüyordu. Evlerine sapa sağlam döndüler. Evlerinden içeri girdiklerinde Kamil neredeyse ağlayacaktı. İki yıl sonra yeniden sıcacık evindeydi. Her şey bıraktığı gibiydi.

Nilüfer içeriden çocuklara yatmaları için seslendi. Kamil çocuklarını yataklarına götürdü. Yanaklarını okşadı. İkisini de öptü. Çocuklarda babalarına sarıldılar. İkisi de huzurlu bir şekilde uykuya daldı. Kamil oturma odasına eşinin yanına gitti. Eşi oturmuş film izliyordu. Yanına oturdu. Eşini bir kez daha öptü ve “Senide bir daha hiç üzmeyeceğim ve asla içki içmeyeceğim” dedi. Eşi de çok mutlu olmuştu. Birlikte filmi izlemeye devam ettiler. Kamil çok yorulmuştu. Eşine ” Sen izlemeye devam et. Ben yatmaya gidiyorum” dedi. Yatak odasına gitti. Tertemiz pijamalarını giydi. Sıcacık yatağına yattı. İçinden “Bu hayatımdaki en mutlu gün” diye geçirdi. Artık soğuk parklarda, karton üzerinde yatmayacaktı. Mutlu bir şekilde gözleri kapandı.

Gözlerini gülümseyerek açtı. Birden bire dona kaldı. Karşısında dileğini gerçekleştiren oyun makinası vardı. Gözlerini ovuşturdu. Ama hiçbir şey değişmedi. Aynı karanlık, soğuk dükkândaydı. Dükkândaki tek ışık sokak lambasının dükkânın içine düşen ışığıydı. “Olamaz” diye bağırdı. Hemen elini cebine attı. Bir bozuk para daha çıkardı. Makinadan içeri attı. Ancak bu sefer ne makine çalışmış ne de ışıklar gelmişti. “Her şey çok gerçekti, hayal olamaz” diye bağırdı ağlayarak Kamil. Tam bu anda makinanın üstünde yazan yazı bir daha dikkatini çekti. “BİR DİLEK TUT VE HAYALİNİ YAŞA”.

(*) Rüzgar Hoşgör
9 yaşında Ankara doğumlu.
Kavram Koleji 4. Sınıf öğrencisi.
Özlem yayınevinden çıkmış “ZAMAN TAŞI” isimli bir kitabı var.

Similar Posts

  • Merhaba 8

    Nehirden Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni Çayyolu’nda sekiz ayını geride bıraktı bu sayıyla birlikte. Geçen bir ayda hem dernek kuruluşu için çalıştı hem de üretmeye çabaldı… Grup olarak biraz daha büyüdü, çok güzel insanlarla tanıştı, çok değerli yazarları sayfalarına kattı. Ağustos sayısında yaptığımız çağrı ise yankısını buldu ve yarınlar için umutlarımızı arttırdı. Çayyolu’nun sanatı seven,…

  • Satranç

    Yazar bilgileri:IA – FI Fatma YılmazAnkara’da yıllarca edebiyat öğretmenliği yapan YILMAZ, satranç çalışmalarında da Türkiye’nin ilk uluslararası bayan satranç hakemi ve uluslararası düzeyde kıdemli satranç antrenörüdür. Buna bağlı olarak da Yılmaz, Ankara Satranç Eğitim Kurulu Başkanlığı, Çankaya Satranç İlçe Temsilciliği ve Türkiye Satranç Federasyonu Yayın Kurulu Başkanlığı görevlerinin yanı sıra 15 yılı aşkındır da Türkiye…

  • TÜRK MİTOLOJİSİNDE AK İYELER – 1, Fevziye Şimdi

    AKANA: Ak Ana Türk, Tatar, Altay, Yakut, Çuvaş mitolojilerinde Deniz Tanrıçasıdır. Değişik Türk dillerinde Ağ Ana, Ürüng Ene, Şura (Sura, Sor) Ene olarak da bilinir. Moğollar ise Sagan (Sagağan, Saj) Ece olarak anarlar. Altay mitolojisine göre, henüz hiçbir şey yaratılmamışken ve yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vererek…

  • Dil Yanlışları – 1

    Dilin önemi üzerine ne yazılsa, söylense eksik kalır. Ne ki gerçeği anlamak çoğu kez güç oluyor. “Derya” içinde olup, deryayı bilmemek gibi ayırdında kişi neredeyse parmakla sayılacak… Osmanlı’dan en iyimseler öngörüyle %7 oranında aldığı okuryazar düzeyini, Latin abecesini benimseyerek (1 Kasım 1928), Türk Dil Kurumu’nu kurarak (12 Temmuz 1932), derleme ve tarama sözlüklerini yayımlayarak aşama…

  • |

    dün, bugün, yarın

    Bin yıl, yüzyıl, yıl, ay, hafta, saat, dakika, saniye, salise. En büyükten en küçüğe sıralanan bu birimler, zaman’ın unsurlarıdır. Zaman nedir? Şairin sorduğu gibi: “Bir su mu, bir kuş mu; iniş mi, yokuş mu?” Fizikten felsefeye her alanda bir tanımı olan olgudur zaman. Her düşünen zihni kurcalayan, her hisseden kalbi örseleyen bir şey. Dünyada cismi…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir