İşgal ve Direniş

Yazar: Bilge Kağan Karcı

Aralık ve geride kalan yılın sonu, günün akışı içinde devinen bir beden ve istikameti belli belirsiz geçen bir ömür, gündemime etki eden alışkanlıklarım ve önceden verilmiş kararlarım sebebiyle dahil olduğum yapı, trafik ışıkları veya toplu taşımanın sıkışıklığı, ödenen faturalar ve taksitler, kırışık gömlekler ile ütülenmesine sebep kendine saygı söylemi ve kurala itaat arasındaki çatışma, sözcüklerin ve yazının anlamını yitirdiği bir çöl içinde denk gelen market ve imparatorluğun siyah gazlı şerbetiyle bakışma, ekranlarla geçirdiğim süre ve ekranda ne görür halde olursam olayım gerçekleşen faaliyetin dıştan görünen aynılığı ile üzerimde oluşturduğu baskı, değiştirilmesi veya dönüştürülmesi irademe bağlı olan alanların saptanma çabası ve etkimin olamayacağını bas bas bağıran, Asimov’un Vakıf serisindeki ifadelerle, insan davranışlarının durdurulamayan, saptırılamayan ya da ertelenemeyen matematiğinin lanetine karşı ancak bir meydan okuma ile başlanılabilecek bir mücadele, tüm bu akış içinde geçen yılın üstümde oluşturduğu hisle yüzleşme ve ardından gelen farkına varış, 24 saatim işgal altında. Kafamı kaldırıp dışarı baktığımda, karşıma çıkan gündem şöyle; Savaş Hukuku boşlukta, Hakim Elitler, İmparatorluk düzeninde Olağanüstü Hal ilan etmiş ve katliam hukukunun yazılmasına çabalıyor. Bunu yapabilmek uğruna, “Gelecek İçin Cuma Günleri” pankart tutmaya çalışan bir grup gencin öncüsü, çocukların öldürülmesine karşı ilkeli davrandığı için “yolunu şaşırmış” görülüp düş- manlaştırılıyor, işin kötüsü düşmanlaştırma faaliyetinin gerçekleştiği topraklar, geçmişinin yarattığı suçlulukla katliam hukukunun yazılmasına çanak tutmasına karşın, kendini geliştirmek ve faturalarını daha rahat ödemek isteyen genç bedenlerin cazibe merkezi konumunda. Yolumu şaşırmadan yürümeye devam edebilmem için işgale direnmeliyim. Bugünümü kuşatan, görünür ve görünmez araçlarla her anıma şiddet uygulayan silahlar ve yazıya dökülmüş kırbaçlarla ilan edilen onca düşmana karşın, öncelikle kendime karşı dostane bir tavır içinde olarak başlamalıyım. Ancak dünün ve yarının yarattığı endişe ve korkulara rağmen kendime ve dahil olduğum

bize yönelik dostane tavrı sürdürebilmemin yolu, imparatorluk düzeni içinde birikimi maddi kaynaklar olarak görmemden geçiyorsa, Hakim Elitlerin sahip olduğu devasa kaynaklar karşısında bu işgale nasıl direnebilirim? Sihirli bir değnek veya kurtarıcı bir kahraman olmaksızın, bu kuşatmayla topyekûn mücadele edebilmemin yolu, 24 saati 24 cephe olarak görüp, günün en az 1 saatini, 21.yüzyılın güle oynaya geçen, kültürel ve teknolojik olumlamalarının dışına taşımakla mümkün görünmekte. Aksi taktirde, kural tanımaz bu imparatorsuz İmparatorluğun, yanlışlığını anlatmaya çalışan, gönüllü ve iyi niyetli içerik üreticileriyle ve sözde ve yazıda insanı koruyan metinlerle dolu bir yankı odasına kendimi kapatıp, patlamaların sebep olduğu çocuk çığlıklarını duyamaz hale gelecek, “Ode to Joy” eşliğinde düşen bombaların saçtığı kanla yazılan tarihe tanıklık etme özgürlüğüne mahkum olacağım. Öyle bir saat olmalı ki bu 1 saat, akışıyla beni ve bizi 10000 yıl ileriye taşımalı ve her takvime baktığımda gözüme çarpan aynı hikayeyi değiştirebilmeli. Veya 10000 yıl geriden başlatabilmeli takvimi, zira M.S.1 yılında doğmuş olduğunu bildiğimiz az sayıda kişiden biri olan St.Petrus’un doğduğu diyarlar yaşanmaz halde, üstelik günümüzde insanlık için feda olan bir değil on binler var ve bu tarih anlatısında aziz sıfatını taşımak mümkün değil. Geride kalan yılın üstümde yarattığı hisse karşılık, yeni yılda kendim dahil herkese, her gün 1 saat tarihin dışında kalabilmeyi diliyorum.

8 Aralık 2023

YEMEK FOTOĞRAFLARI

Bu yazı, Nehirden Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni’nin 12. sayısında yayımlanmıştır.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir