Bahane mi? Çook
Yazar: Müberra Alpaslan
N E H İ R D E N K Ü L T Ü R S A N A T V E E D E B İ Y A T B Ü L T E N İ 1 . Ç a y y o l u E d e b i y a t G ü n l e r i
1 . Ç a y y o l u E d e b i y a t G ü n l e r i M ü b e r r a A l p a s l a n İki çocuğumdan büyük olanı, geçtiğimiz yıl dünya evine girdi. Bir annenin yaşamının en güzel anlarından biriydi. Koca bir yılı mutlulukla devirdiler. Üç gün önce de ilk evlilik yıldönümlerini kutladılar. Hafta sonu, en sevdikleri yemekleri yaparak evime davet ettim. İlk yılın anısı için aldığım hediyenin içine, kısa, fakat etkili bir not yaz mak istedim. Aman tanrım, sanki elim tutuldu. Dileğimi, mutluluğumu ve onları ne kadar sevdiğimi belirtecek cümle üretemiyorum. Yazdığım birçok notu buruşturup attıktan sonra, yazmayı bırakıp düşünmeye başladım. “Duygularımı ifade edecek iki cümleyi neden yazamıyorum?” Tabii ki ilk aklıma gelen okumak. Gazete, dergi, şiir, fıkra, makale, roman, öykü, ye mek kitabı, vs.vs.vs… Okumamız için yazılmış her şeyi, ama her şeyi okumak. Ne dense ben hep işin kolayına kaçmışım. Ne tür konular ilgimi çekiyorsa, onunla ilgili dokümanları alıp okumuşum. Hiç derinden düşünmemişim bu işin mutfağını. Önü müze gelen bir yemeği beş dakikada siler süpürürüz, ama yemeğin hazır hale gelince ye kadar yani, alışverişinden pişmesine kadar nerdeyse yarım günümüzü harcarız. Şöyle bir göz gezdirdim de, kısa bir öykü yazmak için birçok unsuru belirlemek, araş tırmak gerekiyor. Olayın konusu, karakterleri, zamanı, mekanı, anlatıcısı yani yazma ya başlamadan iskeletini oluşturmak bile, başlı başına büyük emek istiyor. İlkokul yıllarım aklıma geliyor, yeni yıl ile bayram kartlarını heyecanla ve itinayla seçip özenle yazardık. Akrabalarımıza, arkadaşlarımıza mektuplar yazıp gönderirdik. Hem yazıp gönderirken, hem de postacı yolu gözlerken gelen cevaplarla havalara uçardık. Yeni mektuplar gelene kadar da tekrar tekrar okurduk. Değişik kitap alama ö y k ü
S A Y I 1 0 – K A S I M 2 0 2 3 sak da, kitap takası yapar okurduk. Hatıra defterlerine yazılan minik anılar, arkadaşla rımızın özel sırlarını öğrenmek için anket defterine özenle seçilmiş sorular… Kimse nin okumayacağı günlüklerimiz bile, günü değerlendirmek, sorgulamak ve kendimizi ifade etmek ne kadar önemli bir işmiş. Şimdi anlıyor insan. Sahi nerde o zamanlar? Birdenbire yok olmadı ya!! Ben de seviyorum teknolojiyi. Hayatımızın her alanında müthiş kolaylıklar sağladı. Okullarda yazılı sınavlar bitti test usulüne döndü. Güya, hem öğrenci, hem de öğret men rahatladı. Ödev yapmak için kimse ansiklopedi karıştırmıyor, kütüphanelerde araştırma yapmıyor, oturduğu yerden hooop kopyalayıp yapıştırıyor. Gazete bile okunmuyor artık. Günün haberlerini bizim yerimize, televizyon ve sosyal medya yorumluyor. Düşündükçe anlıyorum yazma kabızlığımızın nedenini. İlkokulda yazdığım mek tuplar kadar bile mektup yazamıyoruz. Dilekçe yazmamız gerekiyor matbu. Her özel güne dair (doğum günü, öğretmenler günü, anneler günü vs.) her şey için hazırlanmış kalıplar kullanmaya başladık. Yazmak bir sanattır, çok meşakkatli bir süreçtir. Yazmak beni çok zorluyor. Okumayı seviyorum. Ama başaramadığımız her olayda bahanemiz suçlu aramaktır. Ben de yine işin kolayına kaçarak tedavi amaçla aldığım ağır ilaçları suçladım. Bahane mi? Bil mem.. Pandemi döneminde zoom üzerinden Uygulamalı Öykü Yazarlığı Eğitimine katıldım. Ne kadar doğru bir karar olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Bana kazandıracak çok şeyler olacak. En azından, sevdiğiniz insanların özel günlerinde, hatırlatacak kısa kutlama mesajı yazmak için ufkum açılacak. En önemlisi hocamızın tecrübelerinden faydalanacak, öykülerini zevkle okuyacağım dostlarla tanışacağım. Evet şimdilik yaza mıyorum ama okurken daha iyi anlamaya başladım. Bahane yok, bahane kendimiziz.
Bu yazı, Nehirden Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni’nin 10. sayısında, Kasım 2023 tarihinde yayımlanmıştır.