yaşamı şiir, şiiri yaşam: nazım hikmet

Büyük kişilikler, özellikle tarihsel anlarda duraksamazlar, hızla en doğru, gerçeklere uygun, erdemli kararı verirler. Dünya ozanı Nâzım Hikmet, ulusunun Bağımsızlık Savaşına destek vermekte, başlamakta olan çağın motorlarından Bolşevizmi tanımakta, yeni Türk şiirini kurmakta hiç ikileme düşmemiştir. Arkadaşı Vâlâ Nureddin (Va-Nü) ile İnebolu’ya ulaşır, Ankara’dan onay beklerler. Sonunda beklenen onay gelir. Günlerce süren yol… İnebolu’da Nafi Atuf (Kansu) (Ceyhun Atuf Kansu’nun babası) ve bir Spartakist olan akrabası Vehbi Efendiyle tanışırlar, görüşürler. Ankara’ya vardıklarında Mustafa Kemal onları TBMM’de kabul eder. Söyleşirler. Bolu’da öğretmen olarak görevlendirilirler. Günleri ateş, barut, kan… ortamında tartışmakla, konuşmakla geçer. Nafi Atuf’un öğretmen eşi Müfdale Hanımın İstanbul’da aniden öldüğünü, Kuvayımilliyecilerce, karlı bir günde gömüldüğünü, öğrenir; “Vehbi ve Nafi Kardeşlerimin Acılarına: Aldığım Bir Mektup” başlıklı ağıtı yazar. Bir süre sonra Sovyetler Birliği’ne, insanlığın büyük deneyimine giderler. 
Tevfik Fikret’le kısmen başlayan serbest şiiri, Nâzım Hikmet senfoniye dönüştürür. Birikimi, benliğinde, bilincinde kalmayıp, taşmaktadır. Gürül gürül akan ırmaktır. Bu senfoni diğer yazın türlerinden de yararlanmaktadır; oyun, sinema, masal, destan, mektup… Kuvâyi Milliye Destanı, Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Memleketimden İnsan Manzaraları… eşsiz yapıtlardır. “Saman Sarısı”, “Bahri Hazer”… bitimsizdir, okuru başkalaştırır. Hangisini saymalı bilmem ki? Hiç eskimedi, aşınmadılar. İnanmış bir toplumcuydu. Ne ki şiirini insanlığa, arman sunarken, güzelduyusal beğeniden bir an bile ödün vermedi. Giderek, cezaevinde bile yazar yetiştirdi. Orhan Kemal böyle yetiştiğini anlatır. Ya Ressam-Yazar Balaban?.. Yapıtları kısa sürede dünyaca tanınmasını sağlar. Neruda, Aragon… dostlarıdır. Şiirinin bir ucu Hiroşima’dayken, bir ucu türkülerimizdedir. Sanatıyla, şiiriyle et-tırnak gibidir. Günümüzün büyük yersarsıntısı yıkımı gibi, 1939’da Erzincan’da taş taş üztünde kalmaz. Kıştır, bugünkü yitimlerimi ne çok benzer, soğuk, açlık… Acısını teninde duyar: Erzincan’ da bir kuş var / kanadında gümüş yok. / Gitti yârim gelmedi / gayrı bunda bir iş yok. // Oy, dağlar, dağlar, dağlar ... / Aldı ellerine kanlı başını karın ortasında Erzincan ağlar…  / O ağlamasın da kimler ağlasın… (“Kara Haber”). 
Yüreği halk sevgisiyle, özgürlük savaşımıyla doludur. Yunanistan’da, yurdu Türkiye’de direniştedir her zaman. Sonra, şu on yıldan bu yana / benim, fakir milletime ikram edebildiğim / bir tek elmam var elimde, doktor, / bir kırmızı elma: / kalbim ... (“Angina Pektoris”). Yıllarca hapis yatırılmasına karşın, özünü ulusuna borçlu duyumsuyor. Büyüklüğe bakar mısınız?.. 
Dünyada çok varsıl bir kültürün evladıdır Hikmet. İnsanlık Türkü, Atatürk ve Nâzım Hikmet’le tanır. Atatürk Devriminin yarattığı Dil Devrimini, Türkçenin güzelliğini tutkuyla kavramıştır. Dilin akışının durdurulamayacağını söyler; Türkçeyi, marangozun ağacı, çitçinin toprağı sevdiği gibi sever. 
Sovyetler Birliği’nde Türk basınını izlerken, besleme basında ona vatan haini suçlamasının yer aldığını görünce derinden yaralanır;” Vatan Haini“ şiirini yazar. Günümüzü ne çok andırıyor değil mi?.. “Vatan” gerçekten de birilerinin çiftlikleri, para kasaları, büyük insanlık içinse sarı sıcak, yalın ayak… 
Nâzım Hikmet, halkını, Dostoyevski gibi, yıllarca süren hapislikte, “ölüler evinde” tanır. Yapıtlarının çoğunu o ortamda yazar, geceyi dinler, İkinci Dünya Savaşının acılarını izler. Atatürk’ün ölümüne dek ne yapıtları yasaklanmış, ne de ağır baskıya uğramıştır. Devlet, cezaevine ulaşır, Savaş ve Barış’ı çevirmesini ister; Nâzım bu işi üstlenir, yapar. Ona çektirilen onca eziyet, gemi azıya almış devrim karşıtlarının marifetidir. 
Yakınlarda yitirdiğimiz Orhan Karaveli, Nâzım Hikmet’le dostluğunu, memleket özlemiyle dolu oluşunu çok içten anlatır. Yurt savunusunda ülküsü ne olursa olsun, tüm yurtseverlerin birleşmesi gereğini, Türk bayrağı altında toplanmalarını gerekli ve zorunlu görür. “Vasiyet” şiirindeki dileği yerine getirilemedi ne yazık. Bugün koşullar daha beter. Değeri bilindiği yerde kalsın iyisi mi… 
5. sayıdan

Similar Posts

  • HİÇLİĞİN UMUDUNA BİR POETİK MONOLOG, Bedriye Korkankorkmaz

    uğultulu bir boşlukta sallanıyor dünya.bir yünün karanlığında üşüyorum; sanki anlamsızlığın iplikleriyle örülmüş bir battaniyenin altındayım.kulağıma antik çağlardan kalma bir ses fısıldıyor:“adaletin terazisi hâlâ dengede mi?”sonsuz olasılıkların içinde kayboldum.kafa yormaktan yoruldum ve hiçliğin umuduna sığındım.her umudun, her neşenin üzerine bir karanlık çöküyorsanki sevinç, doğası gereği kısa ömürlü.çocukluk, aşk, gençlik…yaşamı güzel kılan her şeyin yolu neden ölümden…

  • çocukluğun gizli yeri, Sergül Gültekin

    Bir dut ağacı hatırlıyorum. O ağacın dallarına kurmuştum gizli yerimi. Bir evdeki tek kişilik koltuklardan birisini evin köşesine bitiştirerek arada kalan ufacık yerde kuruyordum kendi dünyamı. Her çocukluğun bir gizli yeri vardır, benimki bu ikisiydi. Neden yaparız bunu diye düşündüm geçen gün. Daha çocukken neden yuva içerisinde yalnızca bize ait olan bir yere daha ihtiyaç…

  • paranormal

    Bestekâr sokakta yaz yeni başlıyordu, o gece mehtap, sokağın tüm evlerini parlament mavisiyle aydınlık, parlak, gölgeli ve ısrarcı bir şekilde aydınlatıyordu. Tüm sokak derin bir uykudayken bir tek pencereden iki akrobat lambasının ışıkları yanıyor, açık pencerenin esintisiyle dalgalanan tülün arkasında iki mimarlık öğrencisi kız, iki ayrı çizim masasında başlarını kaldırmadan çizim yapıyorlardı. Günlerdir çok uykusuz…

  • Hanımeli Perdelerde Kuşlar

    çingene çadırı dünya! göçebe, çigan ve ağlamaklı gülmekli. nebulalar geçer üzerinden, haziran bulutları da… kapkara gözleri var; kıyı kentlere nazır, evlerin birinde bir adamın. elleri titrer, kalbi hızlanır; yalnızlığından içeri kanatları kendi alazıyla yanık, ateş böceği girince. eteklerinde umutlu yaz şarkıları… fotoğraftaki asık suratlı çocuğu düşün. kocaman ve kırgın bakışlarıyla, kalbinde gizlenir o, sezdiği tüm…

  • |

    Soğuk Temmuz, Zekine Dündar

    Bugün İki TemmuzÜşüyorumBana bir ateş yakınHasret GültekinlerdenMetin Altıoklardan….Bugün İki TemmuzYorgunumBana bir türkü söyleyinMuhlis AkarsudanGeçmiyor içimin yangınıBana bir şiir okuyunKuyularda su kalmamışYaşlı bir saz olup oturdumMerdiven başındaTellerim dumanMızrabım ateşNotalarım kayıpYanıyor her bir yanımdaOtuz üç can…Akmayan bir ırmağımHangi yöne baksam orada kurmuşum…. 39. sayıdan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir