Depremin Sesi

Ey hayat seni bu kadar kıymetli tutuşum ölüm sayesinde. Ölüm bir kere gelecek ama biz her gün ölümlü olduğumuzu unutup tekrar tekrar yaşayacağız günlerimizi. Ta ki ölümle yüzleşeceğimiz dakikalar gelinceye kadar. Bir zamanlar anlam yüklediğimiz eşyalar, kıyafetler ölümün karşısında anlamsız kalacak. Tıpkı yıllarca sol elimin yüzük parmağına taktığım, sevgilim Yaşar’ın hediye ettiği parlak yeşil zümrüt yüzüğün ölümle değerini yitireceği gibi. Dakikalar saniyeler saliseler içinde sabah kapıya bırakılan Zehra teyzenin süt şişesi, kaç ay borç ödeyerek aldığım telefonum, ayaklarımın altında kuyruğunu sürte sürte dolaşan minik kedim Patik. Ah anneciğimin aylarca ördüğü fiskos masası dantel örtüm, hepsi ölümle yok olacak; sana olan sevgimi bir gün bırakmaya karar verdiğim gün gibi. Sehpanın üstüne koyduğum gümüş çerçeve içinde Marmaris’te yat limanında bir omuzu açık pembe elbisemle nasıl da mutlu görünüyorum oysa. Çok ta mutsuzdum, hiçbir şey göründüğü gibi değildi aslında. Yaşar’dan yeni ayrılmıştım. Annem sırf hava değişimi olsun diye teyzeme göndermişti. Fotoğrafta yalancı bir gülümseme çerçeveye nasıl da yakışmıştı. Yaşar’la mezhep farklılığından dolayı ayrılık kararı. Değer miydi acaba ayrılığa, ölümün bu kadar yakın olduğu dünyada .

Mutlu olmaya gelmiştim oysa dünyaya. Önce derinden gelen uğultu sonra rüya ile gerçek arası kalp çarpıntım, tıpkı seninle ayrıldığımız gün, hızlı adımlarla durağa yetişmeye çalışırken otobüsü kaçırdığım andaki gibi. Bir iki dakika sonra gelecekte mutlu olmayı umut ettiğim günleri kaçıracağım gibi. Uğultu, duvarın sesi, sehpanın düşmesi, yatağın kalp çarpıntımı geçen gümbürdemesi. Bütün anılarım, sevdiklerim, bana her sabah papatya toplayan öğrencilerimle sınıfta çekildiğim çerçevenin yere düşen cam kırıkları. Annemin yan odadan gelen sesi. ”Aryacığım deprem oluyor “Annem melek yüzlüm, gül kokulum yüzüne doyamadığım seni bir daha göremeyecek miyim? Babamın sesi ekleniyor, sevgi dolu sesi yok oluyor, bir endişe bir bağırış “Aryaaa” sesi çok derinden çok uzak geliyor babamın. Az sonra ölümle farklı uzak diyarlara gideceğimiz gibi. ”Babacığım bana küllahta dondurma al kapta değil” demek istiyorum. Daha nice diyemediklerim, deyip de kalbini kırdıklarım, sakladıklarım, haykırdıklarım, vazgeçemediklerim hepsi iki dakika sonra yok olacak. Ama benim sesim değil depremin sesi cevap veriyor babama. “Her şey için çok geç artık.”

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir