|

“ALİYE HARİKALAR ÜLKESİNDE”

“Alice Harikalar Diyarında,” 1865 yılında, Lewis Carroll (gerçek adıyla, Charles Lutwidge Dodgson) tarafından, Matematik Profesörü olduğu Oxford Üniversitesi, Christ Church’ün Dekanı Henry Liddell’ın kızı Alice Liddell için kaleme alınmıştı. Gerçek Alice olan Alice Liddell, kitaptaki Alice’e ilham kaynağı olmuştu. Kitaptaki Alice, Victoria Dönemi İngiltere’sinde yaşayan bir kız çocuğuydu. Dolayısıyla, Lewis Carroll, bu kitapta öyküsünü anlatırken, Victoria Dönemi İngiltere’sinden ister istemez esinleniyor ve göndermeler yapıyordu. Bu nedenle, bu kitap, Victoria Dönemi İngiltere’sinde yaşayan bir kız çocuğunun yaşamına bir anlamda ayna tutuyordu diyebiliriz.

Tam da bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu, Tanzimat Dönemi günlerini yaşıyordu.

Batı’daki gelişmelerin etkisiyle, Osmanlı’da da reform hareketleri başlamıştı ve yeni bir yaşam biçimi anlayışı ortaya çıkmıştı. İşte bu noktada, yazımızın temel amacı; Victoria Dönemi İngiltere’sinde yaşayan bir kız çocuğu olan Alice ile aynı yıllara denk gelen Tanzimat Dönemi’nde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan “Aliye” kod adlı bir kız çocuğunu, eğitim sistemi, sosyal yaşam, kız çocuğu ve kadın olmak gibi, yaşamın çeşitli alanlarında kıyaslamaktır.
Victoria Dönemi İngiltere’si

“Alice Harikalar Diyarında,” 1865 yılında, Birleşik Krallık’taki Victoria döneminin zirvesinde yayımlanmıştı. Bu dönem, Kraliçe Victoria’nın, 1837’den 1901’de ölümüne kadar uzanan saltanatını kapsıyordu. Victoria dönemi, İngiliz milleti için bir refah ve barış dönemi olarak geniş anlamda karakterize edildi. 19. yüzyılda, İngiliz İmparatorluğu zirveye ulaştı ve dünyanın her tarafındaki topraklarını genişletti.

İngiltere, 1800’lü yılların başında dünyanın süper gücüydü. Sanayi devrimini tamamlamış, ticaretini artırmak amacıyla dünya pazarlarını birer birer ele geçirme çabasına girmişti. Sömürgeleri ile sınırları o kadar genişti ki, “topraklarında güneşin batmadığı ülke” denilirdi.

Büyük Britanya’nın Victoria Dönemi, Britanya sanayi devriminin yükselişi ve Britanya İmparatorluğu’nun zirvesi olarak kabul edilmektedir.

Victoria devri, Naiplik devri ve sonra da Edward devrini izleyen bir dönemdir. II. Elizabeth’ten sonra Britanya tarihinde en uzun hüküm süren kişi olan Kraliçe Victoria’nın 64 yıllık iktidarı, 19’uncu yüzyılın büyük değişimlerine tanıklık etmiştir.

Victoria devri deyimi, genellikle Kraliçe Victoria’nın (sıklıkla en büyük ve en sevilen Britanya hükümdarı olarak kabul edilir) hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arası için kullanılır, ancak birçok tarihçiye göre 1832 Reform Hareketi bu kültürel devrin asıl başlangıcıdır. Sanayi devrimiyle birlikte gündeme gelen emek sömürüsü ve işçi hakları, örgün eğitim kurumları, köleliğin kaldırılması gibi önemli tarihsel dönüşümler bu dönemde ortaya çıkmıştır.

Mina Urgan (Urgan, M. (2003). İngiliz edebiyatı tarihi. İstanbul: YKY)’a göre kavramsal olarak çelişki ve çatışmalarla dolu olan Victoria dönemini yine çelişki ve çatışmalarla dolu anahtar kelimeler aracılığıyla vermektedir ki bunları aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:

  1. Ailevi değerlerle saygıdeğer olma merakı ve bunun getirdiği ikiyüzlülük,
  2. Toplumsal durumlardan ve bireysel koşullardan aptalcasına memnunluk,
  3. Cinsel konularda yapay çekingenlik ve sevgisiz evliliklerin kutsal bulunması,
  4. Dar kafalılık ve dinsel yobazlığa karşın, Charles Darwin’in Evrim Teorisi gibi, Hristiyanlığın dibini oyan bilimsel araştırma ve gelişmeler,
  5. Para ve madde severlik ve alt sınıfların ve parasızların saygın bulunmaması,
  6. Plansız gelişen sanayileşme ve haksızlıklarla dolu çalışma şartları ve adaletsiz ekonomik düzen,
  7. Sanata duyulan düşmanlık ve edebiyatın salt eğlence aracı olarak algılanması.

Victoria Dönemi İngiltere’sinde Eğitimin Gelişimi

Eğitimin önemi, 19. yüzyıldan önce İngiltere halkı tarafından tam olarak fark edilmemiştir. Bu, tüm ülke için tek bir eğitim sistemi olmadığı gerçeğinden anlaşılmaktadır. Devlet okulları, üst ve orta sınıflar için yüksek bir ücret karşılığında eğitim sağlıyordu. Yoksullar için, İngiltere Kilisesi, öğrencilerin sadece düşük ücretler ödemek zorunda olduğu okullar düzenliyordu. Genel olarak, eğitim, halkın statüsüne göre veriliyordu.

  1. yüzyılın ortalarında, eğitim alanında birçok değişiklik oldu.

Gladstone’un 1870’deki Eğitim Yasası, her kesimde bir Okul Kurulu kurulması için gerekli koşulları sağladı. Kurul ayrıca beş ila on iki yaş arasındaki çocuklar için eğitim verdi. Kanun, pek çok değişikliğe yol açan birçok başka Kanun tarafından takip edildi. Mesleki konuların öğretimini teşvik etmek için yeni üniversiteler kuruldu. Bilimsel eğitim için ayrı bir üniversite oluşturuldu ve bu okul, 1890’da, Kraliyet Bilimler Akademisi haline getirildi.

Çelişkili Bir Dönemin, Victoria Dönemi’nin Kadını Olmak

Victoria Devri, “ahlak” dayatmalarıyla toplumu tasarlıyor, Ortaçağın izlerini de taşıyarak evliliğin tutkusuz, aşksız olanını kutsal buluyordu. Cinsellik tabu haline getirilirken kentler, açlıktan ölmemek için bedenlerini satan kadınlarla dolup taşıyor, fuhuş gittikçe yaygınlaşıyor, bir tarihçinin belirttiğine göre ise kadın nüfusunun neredeyse üçte biri seks işçiliği yaparak geçinmek zorunda kalıyordu.Victoria’nın İngiltere’sinde sanayileşmeyle birlikte büyüyen ekonomi, adaletsizlikleri de ortaya çıkarmıştı. Toplum yapısı içerisindeki sınıf ayrımlarına her zaman sahip olan İngiltere, bu dönemde alt sınıftan yoksul insanların hayatlarında daha zor koşulların oluşmasına yol açmıştı. İşçi sınıfının da aynı şekilde yaşadığı bu koşullardan kadınların kurtuluşu olmamış, yoksulluk, adaletsizlik bu sınıftaki kadınları daha fazla etkilemişti. Öte yandan alt sınıf kadınının asla erişemeyeceği noktaya ve rahatlığa aristokrat sınıf kadını ulaşmıştı. Zaten Victoria İngiltere’sinde kraliçeden sonra en avantajlı sayılabilecek kadınların yer aldığı sınıf Aristokrat sınıf olmuştu. Fakat buradaki kadınların rahatlığı dahi bir noktaya kadardı, kaderleri erkeklerin politik ya da parasal çıkarları yönünde alacakları kararlara bağlıydı. Yine de sahip olduğu yaşam şartları, işçi kadınların ya da alt sınıftaki diğer kadınların hayal edemeyeceği türdendi.

Üst sınıfın kadınları, lüks evlerinde, okuma odası ve kütüphaneye sahipti ki evin dışına çıkma şansı pek olmayan bu kadınlar kırsal hayatı, bu romanlardan öğreniyordu. Zaman geçirmek içinse müzikallere gidiyor, yemekli partilere katılıyordu. Kadınlar aynı zamanda Public Hall ve Assembly Rooms’da düzenlenen konferans ve konserlere katılıyordu. Lady, Düşes ve Barones unvanına sahip kadınların yer aldığı bu sınıfta çoğu ya eşlerinden dolayı ya da babaları vesilesiyle zenginliği ve kendilerine verilen değerin arttığı bu ortamı elde etmişlerdi. Bu kadınların kaderi kaçınılmaz olarak bir erkek tarafından belirlenmiş olsa da politik ve sosyal hayatta güçlü kadınlar oldukları da gözlemlenmişti aslında.

Bu gücün sınırları ise ne yazık ki erkekler tarafından belirlenmişti. Ama tabii çoğu dönemin zihniyetinden sıyrılamadığı için hem hak arayışına girmiyor hem de katı kurallar içerisinde yaşamaktan rahatsızlık duymuyordu. Oysa Victoria İngiltere’si aristokrat kadını evine sıkı kurallarla hapsetmiş, örneğin herhangi bir lady, çalıştığı takdirde unvanını yitireceği için çalışamamıştı. Üstelik her türlü yasa onu kocasına ya da babasına tabi kılıyordu. Gerçi aristokrat sınıfın kadınlarının daha önce de belirtildiği gibi herhangi bir rahatsızlığı, itirazı olmamış, alışagelmiş durumun etkisiyle kendilerine hizmet edilmesini daha avantajlı bulup yargılamada bulunmamıştı.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir