Kestim Kara Saçlarımı
4 Kasım 2015 tarihinde aramızdan ayrılan ve 1950‟li yıllardan sonra şiir yazmaya başlayan Gülten Akın, 1940 sonrası Türk edebiyatının önemli şairlerindendir. Yaşadığı dönemde Milliyet gazetesinin kitap ekinin 2008 yılında yaptığı bir anket sonucu, yaşayan en büyük şair unvanını alması onun önemini bir kez daha ortaya koymuştur. 1933 yılında Yozgat‟ta doğan şairin çocukluğu kalabalık bir aile ortamında geçer. Çocukluğu Yozgat‟ta geçen Gülten Akın, burada ilkokulu bitirir. Babasının üç yıl süren askerliğinden sonra babası memur olarak Ankara‟ya tayin edilince Gülten Akın’ın Yozgat‟tan sonra, ikinci durağı Ankara olur. Burada ortaokulu ve liseyi bitirir.
Bu dönem Gülten Akın‟ın şiirle uğraştığı dönemdir. Özellikle lise yıllarında içinde bulunduğu psikolojik durum ve yalnızlık hali onu şiirle uğraşmaya, kendini şiirde bulmaya sevk etmiştir. Nahit Hanım (Nahit Fıratlı) gibi öğretmenlerin kılavuzluğunda hem dünya edebiyatının büyük ustalarını hem de o dönemin öne çıkan Türk şairlerini okuyor, onlardan kendi özgün dilini yaratmak için yararlanıyordu. Ülkenin içinde bulunduğu olumsuz tablo ve bunun, toplumu oluşturan bireylere yansıması Gülten Akın‟ı da etkilemiş; bir korunak, bir liman olarak gördüğü şiire sığınmıştır. Şiirle karşı koyduğu olguları yeni bir dünya içine yerleştirir.
Gülten Akın bir yazısında şiirin bir başkaldırı olduğunu dile getirir: “Şiir insanla insan, insanla dünya arasındakini seçerek bir başka düzleme aktarır. Ve yeniden kurar. Bir özel dil olmakla birlikte şiir bir iletişim aracıdır. Nesnel dayanağı olan coşkulu bir söylemdir. Kimi kez doğru giden bir oktur. Yeniden düzenlenmesi gereken yaşama, dünyaya usla karşı çıkıştır. Başkaldırıdır.” (Akın, 2001: 121-122)
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi‟ni bitirdikten sonra, Kaymakam olan eşiyle birlikte gittiği yerlerde hem avukatlık hem de öğretmenlik yapar. Buralarda bir çeşit sürgün yılları geçirmesi bu sırada çalışırken beş çocuğa annelik etmesi onun için benzersiz bir güç kaynağı olmuştur. İlk şiir kitabını da evlendiği yıl yani 1956 yılında yayımlar: RÜZGÂR SAATİ. Daha sonra bu şiir kitabını KESTİM KARA SAÇLARIMI ve SIĞDA kitapları takip eder.
Şair, şiir serüvenine kendi duygularına ağırlık verdiği şiirlerle başlamıştır. Sıklıkla işlediği konular ise: doğa, aşk, ayrılık ve özlemdir. Toplumsal konulara yöneldiği şiirlerinde kadın savunmasına, kırsal halkın sorunlarına, yönetime karşı direnç ve birlik çağrısına, kent yaşamına ve göç olgusuna yer vermiştir. Dört yüzden fazla şiir yazmıştır. Şimdi biraz da bu şiirlerden bazılarına bakalım:
DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ
Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur geceleri
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli
Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
Böcekler gibi başlamalı yeniden
Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek yan
Gitti giden
DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ adlı şiirini, Sezen Aksu ile duyduk hepimiz ve çok sevdik. Koca bir kalabalığın içinde bile kendi içine kaçabilen Akın, Deli Kızın Türküsü adlı şiirinde; “Bir büyük oyun yaşamak dediğin. Beni ya sevmeli ya öldürmeli’’dizeleriyle hayatın oyunlarına başkaldırmıştır çoğu kez.
“Şiir bizim eski suç ortağımız/Biz ne işledikse onunla işledik.’’ diyor Gülten Akın. Şiirlerle suç işleyen Şair yepyeni bir umutla “Böcekler gibi başlamalı yeniden’’ dizeleriyle yaşamak denilen büyük oyundan vazgeçmiyor hiçbir zaman.
Günlük hayatta bazen şöyle kadınlarla karşılaşırız. O uzun saçlarını birden bire kısacık kestiren kadınlarla. Saçları aniden kestirmek aslında bir tür gelişimin habercisidir. Egemen ataerkil düzene başkaldırıdır. Gülten Akın ev içine kıstırılmış kadının susturulmuş dilinin sesi olmuştur . Dünya Kadınlar Gününde onun KADIN izlekli şiirlerini okumak ve hatırlamak çok yerinde olacaktır. İşte o saçını kesen güçlü kadınlardır kimi zaman şiirlerindeki karakterler.
Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi
Bir şeycik olmadı –Deneyin lütfen-
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
Günaydın kaysıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye
(Akın, 2016: 12).
Küçük bir çocukken edilgin olma öğretilmiştir kadına. Ağaca çıkması, taşı fırlatması, sokakta bağırarak top oynaması ayıptır hatta yasaktır çoğu yerde. Tüm bu olup bitene, susturulmalarına ve baskılara rağmen dönüştüren ve üreten hep kadındır.
Hayatından övgülerle yitirdiğini
Yüce bir dirimde kargışla derledin
Belki gövdenin de dışındasın şimdi
Ayağa kalktığı, nesnelerin bile
Her şeylerin yürüyüp karıştığı
Susturulmuş, suskun günler içinden
Biraz geç de olsa, gerekenleri
Kadın elin, ana elin, üretken elin
Belki yine sen derleyeceksin.
Erkeklerin kadınlar üzerinde doğal bir üstünlüğü olduğunu farzeden ataerkillik, hayatın bütün alanlarında kadınların erkeklere tabiiyetini ve erkeğe göre ikincilliğini savunur. Bu egemen düzen Akın’ın DEDEM ÖLDÜĞÜNDE adlı şiirinde şöyle yer alır:
Dedem öldüğünde
Yüz sürerek ayaklarına
Vedalaşmıştı ninem
Annem incecik bedenine
Deli vuruşlar indiğinde
Ağzından çıkan sözcükler şunlardı
“Bağırma, duymasın kimse” (Akın, 2016: 37).
Kadın boynundaki prangalarla yüzyıllarca kuşatılmıştır. “Yasak, töre, yasa, ayıp’’ kadınları sınırlayan ve çaresizleştiren olgulardır. Dönüp durur,kurtulmaya çalışır; sol yanında sevgi hep vardır kadının:
Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön
Yasaktı yasaydı töreydi dön
İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi.
Cevat Çapan İNCELİKLER TARİHİ adlı kitapta Gülten Akın için şöyle demiştir:
“Yalnız kendisinin değil, bütün insanlığın uğradığı haksızlıklara, çektiği çilelere, yoksulluğa, anlayışsızlığa karşı başkaldıran kişiliğiyle Camus’nün Başkaldıran İnsan’ını ya da yaşanan gerçekliği olması gereken bir dünyanın bilinciyle alımlayan Sisiphos’u çağrıştıran bir düşünür şairdi Gülten Akın.’’
(İncelikler Tarihi 109)
Bir düşünürün fark edeceği noktalara dikkat çekmiştir. Örneğin kadınların kendileri” için hiçbir şey yap[a]madıkları ve “zaman”ın geçtiğini ve yaşlandıklarını fark edememelerini anlatmıştır. Gülten Akın’ın KORKAK KADINLAR adlı şiirinde şöyle dile getirilmiştir bu mesele:
“Onlar için pazarlar, erkekler / sevda ile sıkıntı arasında / bir gider bir gelirler / genç ömrü aşmak, bir dağı aşmak / sonra da genç sanmaları kendilerini / ol sebeptendir.”.
Görüldüğü gibi Gülten Akın kadın temalı şiirlerinde; kıstırılmış, sınırları daraltılmış yarı özgür kadın kavramını açıkça eleştirmiştir. Katıldığı sempozyumlarda kadının birey olarak etkin bir şekilde toplumda yer alması ve özgürleşmesi gerekliliği üzerinde özenle durmuştur.
Sevgili Gülten Akın, sen ve şiirin, bencilliğe, baskılara, çirkinliklere yenik düşmediniz. Öğretmen, avukat, eş ve anne kimliğinle biz kadınların övüncüsün.
Dalından kopan sardunya
Bozulmadı bikez… eğmedi başını
Açmayı sürdürdü diktiğim toprakta.
Tohum ekenlerin, fide dikenlerin
Güneşini kimse kesemez
Kimse durduramaz yağmurunu.
Unutmamalıyız ki Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Cumhuriyetimizin kadınları olarak eğitimde, çalışma hayatında, siyasette ve aile içinde etkin rol almalıyız. Çünkü, kadınlar daha aydın, daha bilgin, daha cesur olmaya mecburdur! Yağmurumuzu kimse durduramaz, güneşimizi kimse kesemez; bizler tohumlar ekip yeşerteceğiz sonsuza kadar.