Oğuz Atay’la Edebiyatımızda Baba Teması
Bir eseri okurken eserin yazarı ve hayatını araştırarak mı okursunuz? Yoksa sadece kitabınıza yoğunlaşıp kurguyu sindire sindire okumak mı istersiniz? Yazarın hayatı veyaşadığı dönem eseri için ne kadar belirleyicidir acaba? Bu soruyu kendi adıma cevaplayacak olursam; edebiyat tarihine damga vurmuş yazarların çoğunun sıra dışı olduğunu bildiğimi söyleyebilirim. Çoğu yaşadıkları karşısında olup bitene uyum gösteremeyen, ortalamadan farklı insanlardır. Onların eserlerini bu sıra dışılığı bilerek okumaya başlarım ama kurgunun büyüsüyle kaybolup giderken bildiklerimi de unuturum hep.
Yazarın günlükleri onları tanımak adına en önemli kaynaktır. Peki yazarın hayatı, eserine dahil midir? Bu polemik sürüp giden bir sorundur aslında.Yazarla ilgili tüm bildiklerimizi unutmak en sağlıklı yöntem midir? Bunun tersi edebiyatı magazinden ayıramamak mıdır?
Şunun altını çizmekte fayda var: Yazarın biyografisi bir metni anlamak isterken önemli bir husustur. Onun dışında kulaktan kulağa fısıldananlar ancak yazar efsaneleri olabilir. Okur elbette yazarın hayatını bilmek isteyecektir. Çağını aşan, özgür yaratımıyla üst boyutlara ulaşan bu yazarların çoğu kez yaşarken kıymeti anlaşılmamıştır. Yaşarken yok sayılan bu sanatçılardan biri de OĞUZ ATAY’dır. Yazarın vefatının 20. yılında TUTUNAMAYANLAR adlı eseri UNESCO tarafından 20. yüzyıl Türk Edebiyatı’nın en seçkin eseri ilan edilmiştir.
Atay’ın romanları kadar öyküleri ve biyografik kurguları da kendini dile getirmek istediğinde en çok kullandığı türler olmuştur. Beyaz Mantolu Adam, Unutulan ve Korkuyu Beklerken adlı öyküleri Atay’ın yazarlık döneminin ilk evresinin özelliklerini taşır. KORKUYU BEKLERKEN adlı öyküsüyle ilgili 30.09.1972 tarihli röportajında şöyle demiştir. “Bugünlerde hikaye yazıyorum.Kısa yazmaktan başka bir meselem yok;çünkü altmış sayfalık bir hikaye bastırmak güç oluyor dergilerde.” (1*)
Bu üç öykünün ortak özelliği, kafkaesk özellikler taşımasıdır. Okumalarınızda sık sık karşılaşabileceğiniz ‘kafkaesk’; yabancılaşma, korku, güvensizlik, yalnızlık, iletişimsizlik, suç, ceza, yargı gibi anlamların çakışımı olan bir terimdir. Atay’ın, Kafka’nın imgelerinden faydalandığını görüyoruz. Atay’ın 1974 yılında yazdığı “Bir Mektup”, “Ne E vet Ne Hayır” ve “Tahta Atlar” ise ilk öykülerinden farklıdır. Yazarın ilk öykülerinden farklı olarak bu öyküler, Türk Kültürüne ve Türk insanına özgü özellikler taşır, toplumsal sorumluluk duygusuyla donatılmıştır (Mustafa İnan ve Oyunlarla Yaşayanlar) ya da doğrudan toplumsal/ siyasal bir konunun ekseninde üremektedir. (Eylembilim) (2*)
Türk Edebiyatı’nda özgür yaratım yolunu açan, düş ile gerçekliği harmanlayan Oğuz Atay’ın KORKUYU BEKLERKEN adlı eserinde yer alan BABAMA MEKTUP adlı metnini okuyan tüm okurlar, onu tanımak isteyecek ve hayatını, babasıyla ilişkisini merak edecektir. Yazarın ilk öykülerinden farklı olarak sanatının ikinci evresinin bakış açısıyla bütünleşen bu metin, kitapta yer alan önceki altı öyküden farklıdır; öykü değil bir anı niteliği taşır. BABAMA MEKTUP’u okurken dönüp de onun biyografisine bakmamak mümkün müdür?
Metin şöyle başlar:
“Sevgili babacığım,
Belki hatırlamazsın ama bugün sen öleli tam iki yıl oluyor. Ne yazık ki bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım; bu fırsatı da kullanamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar, sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım..’’
Metnin girişinde yer alan bu satırlardan anlıyoruz ki babasıyla hesaplaşması sona ererek bir uzlaşmaya varılmış. Hatta ona benzemekten gurur duyduğunu da “Bazı kitaplar yüzünden kafam biraz karışmışsa da bugün bile senin içtenliğini taşıdığımı ümit ediyorum” (4*) satırlarını okuduğumuzda görebiliyoruz.
Metnin sonuna doğru babasıyla çatışmalarını oedipus kompleksine bağlar yazar:
“Maddenin temel yapısındaki düzelmesi mümkün olmayan bozuklukların başladığını ya da bazı tabiat kanunlarının artık eskisi gibi aynen tekrarlanmadığını duysaydın acaba endişelenir miydin?… (Mesela, egoist olduğun halde, sen de ‘ego’nun’ farkında değildin.) Bir yerde okumuş olsaydın da bana, ‘Oğlum sende Oedipus kompleksi var mı?’ diye sorsaydın ne karşılık vereceğimi bilemezdim sanıyorum. Hani ben sana kızınca ya da belirsiz nedenlerle içimde tanımlayamadığım sıkıntılar duyunca gidip sabahlara kadar içerdim ya, şimdi öyle yapmıyorlar babacığım. Bu senin duymadığın bilinçaltıyla ilgili doktorlara gidiyorlar. Bense aslında sana benziyorum babacığım: Artık içki de iyi gelmediği için böyle durumlarda koltuklara baykuş gibi tünüyorum.”
Bu satırlardan Oğuz Atay’ın kendi psikanalizini yaptığını görebiliriz.
Freud’a göre insan yaşamının en kritik dönemi olan Oedipus Kompleksini kısaca şöyle açıklayabiliriz: Karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni saf dışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamı. Freud’a göre her çocuğun ilk aşkı karşı cinsteki ebeveynidir. (5*)
Çocuğun babayla barışıp, özdeşleşip, iktidarı ve otoriteyi paylaşma durumuna geçerek simgesel erkeklik rolüyle tanışması, Oidipus kompleksinin başarıyla atlatılması anlamına gelir.
Oğuz ATAY’ın babası Cemil Atay 1892’de Kastamonu’nun Devrekani ilçesinin Etçiler köyünde doğmuştur. Anadolu’da küçük bir kasabadan çıkıp en yüksek düzeye çıkan baba Cemil Atay mesleğe polis olarak başlamıştır. Ankara Hukuk Fakültesi’nden 1942 yılında elli yaşındayken diploma almıştır. Ağır ceza hakimliği de yapan Cemil Atay bir süre de Kastamonu CHP milletvekilliği yapmıştır.
Metnin sonuna doğru babasının köylülüğüne bile hayran olduğunu ve kendisinin de aynı noktada olduğunu şu satırlardan anlarız:
“Demek ki senin köylü tabiatın bana miras kalmış babacığım: Medeniyeti sevmiyorum…Ben, senin çıktığın köye geri dönmek istiyorum;yani,sonradan görme deniz özlemcileri gibi kıyıda balıkçılarla filan sohbet etmek istemiyorum.Ben senin uçsuz bucaksız tarlalar arasındaki küçük köyüne yakın bir yerde ahşap kirişli kerpiç bir evde yaşamak istiyorum.’’ (6*)
Oğuz Atay mektubunun ortalarından itibaren babasını artık anladığını ifade eden cümlelere yer verse de çoğu yerde ondan yakınmaktadır:
“…Fakat -bu söylediğim gerçekten gerçek babacığım- ben bütün bunları düşündüğüm halde yerimi bulamadım. Beni daha iyi yetiştirseydin, mesela ne bileyim yabancı ülkelere filan gönderseydin, bugünkünden daha esaslı olmasam da kendimi ifade ve eşya ile münasebetimi tayin ve kainattaki yerimi tespit gibi hususlarda daha becerikli olurdum.’’ (7*)
Yine ilerleyen satırlarda:
“Birlikte yaşadığımız günlerde, bütün beğenilerim sana karşı duyduğum tepkilerle oluştu. Sen klasik türk müziğini ‘goygoyculuk’ olarak niteledin, batı müziğine tepkini de sadece, ‘kapat şunu’biçiminde gösterdiğin için ben, her ikisini de sevmeyi görev saydım kendime.” (8) cümlelerini okuruz.
Bu cümlelerden sonra siz neler düşünürsünüz bilememekle beraber, Nurdan Gürbilek, “Azgelişmiş Babalar” isimli makalesinde Oğuz Atay için “Babama Mektup”taki oğul da Oidipus Kompleksi’ni ne başarıyla aşabilmiş, ne de tamamen başarısız olmuş; ‘yarı çocuk’ olarak ‘arada’ kalmıştır.’’ cümleleriyle düşüncelerini ifade etmiştir.(9*)
Çocukluğundan babasının ölümüne kadar baba otoritesinin hakimiyeti altında yaşayan Oğuz Atay’ın kaleme aldığı bu psikanalitik metin aslında bir itiraflar bir iç döküşler metnidir. Çoğu yerde her ne kadar babasına kızsa da asıl olarak babasıyla hesabını kapatmak istediğini anlarız.Çünkü artık ona çok benzediğini fark etmiştir: “Gene de sonunda sana bütünüyle benzemekten korkuyorum babacığım: yani ben de sonunda senin gibi ölecek miyim?’’
Görüyoruz ki yazarların eserlerini hayatlarından bağımsız alıp koparamıyoruz, bu çoğu kez mümkün olmuyor. BABAMA MEKTUP adlı biyografik metni okurken “nasıl bir babası vardı ve nasıl bir ilişkiler vardı?’’ soruları ister istemez okuma izleğimizin üzerine düşüyor.
“Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum…’’ diyen Oğuz ATAY’ı (ÖLÜM :13 ARALIK 1977) ölümünün 46. Yılında saygıyla anıyorum.
KAYNAKÇA
1* Yıldız Ecevit
‘’Ben Buradayım…’’ s.485
2* Yıldız Ecevit
‘’Ben Buradayım’’ s.500
3* Oğuz Atay
‘’Korkuyu Beklerken’’
İletişim Yayınları;
s.171, 59. Baskı, 2022, İstanbul
4* Oğuz Atay
‘’Korkuyu Beklerken’’
İletişim Yayınları;
s.184,59. Baskı, 2022, İstanbul
5* Eaglon,Terry.
Edebiyat Kuramı.
Çev. Esen Tarım,
İstanbul, Ayrıntı Yayınları,1990
6* Oğuz Atay
‘’Korkuyu Beklerken’’
İletişim Yayınları;
s.182, 59. Baskı, 2022, İstanbul
7* Oğuz Atay
‘’Korkuyu Beklerken’’
İletişim Yayınları;
s.175, 59. Baskı, 2022, İstanbul
8* Oğuz Atay
‘’Korkuyu Beklerken’’
İletişim Yayınları;
s.176, 59. Baskı, 2022, İstanbul
9* Gürbilek, Nurdan.
‘’Azgelişmiş Babalar’’
Kötü Çocuk Türk.
İstanbul: Bozok Yayınları 1979
10* Oğuz Atay
‘’Korkuyu Beklerken’’
İletişim Yayınları;
s.184, 59. Baskı, 2022, İstanbul
12. sayıdan