Ali Dayı

Yazar: Özer Büyükakıllı

N E H İ R D E N K Ü L T Ü R S A N A T V E E D E B İ Y A T B Ü L T E N İ D o s y a 1 . Ç a y y o l u E d e b i y a t G ü n l e r i

D o s y a 1 . Ç a y y o l u E d e b i y a t G ü n l e r i ö y k ü Ö z e r B ü y ü k a k ı l l ı Annelerin hep gözbebeğidir çocuklar. Nuran ve Ferda’da annelerinin göz bebeği iki kız. Ta Mardin’den aşkları uğruna kaçıp gelmişlerdi. Babaları; mahallenin çocuklarının yakışıklı Ali dayısı! Bir inşaat şirketinde çalışıyordu. Hafta sonları bir jiple gelir, çocukları arabaya bindirip gezdirirdi. Çocuklar mutluluktan uçardı. Ya, ya, ya, şa, şa, şa Ali dayı çok yaşa! Tüm komşularının güvenini kazanmış bir insandı Ali dayı. Sevecen, cömert ve çok iyi niyetli.

Genç bir delikanlıyken Mardin’de bir Ağanın çiftliğinde çalışmaya başlamış, orada kendine bir yer edinmiş, sevilmiş, güçlü bedeni ile her şeye koşmuş. Böyle yıllar geçmekteyken, Ağa’nın küçük karısı ile aralarında bir sevgi tomurcuklanmış yıllar geçtikçe bu sevgi bir sevdaya dönüşmüş, gönüldeki bu sevdaya söz geçiremez olmuşlar. Öyle bir plan yapmışlar ki, izlerini kaybettirip, kendilerine yeni bir hayat kurmuşlar. Karısı Ali dayıya göre yaşça daha büyüktü. Kızları Nuran öğretmen okulunda, Ferda ortaokulda okuyordu. Mutlu bir aileydi. Anne hastalandı, uzun bir tedavi sonrasında kaybettiler. Annenin ölümü büyük bir yıkım oldu. Düzenleri bozulmuştu. Kadının yokluğu her alanda kendini hissettiriyordu. Sevgisiyle sarmalayan anne yoktu artık. Her yer ışıksız ve soğuktu. Bu soğuk rüzgarla savruldular. Zaman akıp gidiyordu, öyle de böyle de.

Nuran öğretmen okulunu bitirdi. Gümüşhane’nin bir köyüne atandı. Ferda lisede okuyordu. Ali dayı evlendi. Evliliğinden bir kızı daha oldu. Her şey yolunda gibi görünüyordu. Küçük kız ailenin neşe kaynağı olmuştu. Sevimli, tatlı mı tatlı. Ama uyuyan dev uyanmış, intikam duygularıyla yola çıkılmıştı. Ali dayıya sürpriz yapmak istediler. Lise son sınıfta okuyordu Ferda. Okullar tatile girmek üzereydi. Bir gün okul çıkışında siyah lüks bir arabanın kapıları açıldı ve Ferda’nın etrafını sardılar. Kendilerini tanıttılar. – Annenin akrabalarıyız, kaç yıllarıdır sizi arıyoruz, dediler.

S A Y I 1 0 – K A S I M 2 0 2 3 Yüreği hop etti. Hikayeyi biliyordu. “Demek ki unutmamışlar” dedi içinden. Bir an aklından neler geçirdi, film gibi uzun. Ne yapmalıyım demeye kalmadan arabaya buyur ettiler. – Bizi babana götür bakalım, büyük buluşmayı yıllardır bekliyorduk dediler. Babası için kaygılandı, üzüldü. Kalbi duracak gibi oluyordu. Ne yapabilirdi, korkuyordu, çaresizdi. Kapının ziline dokundu! Kapıyı açan Ali dayı, hasımlarını karşısında görünce, şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi. Kızının kolundan çekerek içeri aldı. Ama onları durduramadı. Hesaplaşma vakti gelmişti. Kızını istiyorlardı; – Beni dedi, beni alın. Ne yaparsanız razıyım. Öldürün beni! Ama kızımı almayın! O suçsuz dediyse de nafile. İkna olmuyorlardı. Birikmiş kinlerini kusuyorlardı. Küfürler savurup hakaretler yağdırıyorlardı. Çok hırpaladılar Ali dayıyı. Çığlıklar, haykırışlar arasında Ferda’yı aldılar, boş bir çuval gibi arabaya attılar. Araba meçhule doğru yola koyuldu!

Ali dayı kuş gibi çırpınıyordu. Polisi aradı. “Canım kızım ben gitmeliydim, cezamı ben çekmeliydim, diyordu. Koltuğa çöktü. On yaş birden yaşlanmıştı sanki… “Bulacaz bulacaz, benim güzel kızım” diye mırıldandı. Haber hızla yayıldı. Ablasına da ulaştı tabi. Hemen harekete geçti. Kız kardeşini onlara bırakamazdı. Planını yaptı. Önce; Ferda’nın bir erkek arkadaşı vardı, ciddi bir ilişkiydi aralarındaki, onu aradı. Ferda’nın başına gelenleri anlattı. “Benimle misin” dedi. “Sonuna kadar” dedi. Planı gözden geçirdiler. Kimselerin haberi olmayacaktı. Önemli noktalarda etkili kişilerle iletişime geçilecekti. Bir polisiye film çeker gibi çalıştılar. Sabırla inatla direndiler ama teslim olmadılar. Dikensiz gül bahçesi değildi hayat. Dikenler kanattı, acıttı ama pes ettiremedi. Zoru başardılar, kardeşlerini kaderine terk etmediler.

Uzun bir aradan sonra hasta yatağındaki Ali dayı’ya; “mutlu bir şekilde bu dünyaya veda edebilirsin baba” dedi Nuran. Sarıldı, öptü. O da kızının ellerini öptü… Ferda kimselerin bilmediği bir yerde, kendi yazdıkları hayatı yaşıyorlar.

Bu yazı, Nehirden Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni’nin 10. sayısında, Kasım 2023 tarihinde yayımlanmıştır.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir