Şiir, Hilal Arslan
kalmayadurmaya çalışmaksağanak bastırıyor,fırtına tüm dalları salladıdöküldü tek tek yaprak börtü böcekdamlayan düşünce teri… Temmuz 2025 38. sayıdan
kalmayadurmaya çalışmaksağanak bastırıyor,fırtına tüm dalları salladıdöküldü tek tek yaprak börtü böcekdamlayan düşünce teri… Temmuz 2025 38. sayıdan
Masal başlayınca şehir kaybolduSis çöktü yüzüneAy karanlıkGel inat etme yıldızlaraGece çöktü, sessizlik doldu kadim şehreKırılgan zamanlara gebe kum saati, başı boşYorgun bu gece tar telinde mahnılarBeste eksik karanlık kaldırımların dilindeBaşladığı gibi bitmedi masal köhne şehirdeAşina hüzünler bıraktı taşa işleyenKadim kitabelerin önsözüne kazınmış gibi adın. 38. sayıdan
vagondanboyu kadar uzayan gölgesi girdi önce ..Kapkara peçenin ardından bakaniri zeytin tanesi gözlerindetaşıdığı umudu ileGürültü ile oturdu sessizliğine inat.yan koltukta düşüncelerine yer açtıkapladığı yer şuncacık koca alemde…gözleri iri zeytin taneciği . birazdan uzun ve koyu bir karaya çalacak olangeceye bakıyordu pencereden.Vagonda cılız bir gün ışığıVagonda renkli kadın yüzleribakışları kavruk parmaklarına kaydı..karşıdaki bir çft elinkırmızı boyalı…
emeğimizin boşa gitmediğini sanarakesir oluruz bazen düşüncelerimizezaaflarımız sürükler bizi bizden öteyerahata erdim derken yanılsamadırdönencenin çemberinde kalırız faraziyelerimizle başa çıkmaya çalışırkenanlık heyecanlar duyar anlık yaşarıznispet ederek hayat penceresindenrüzgara kaptırırız bir yanımızıkalp atışları seyrini kaybeder yüzleşmek çetin bir savaş kıyasıya verileneğrisi doğrusuyla ömürde bütünleşenlibas gibi üstümüze beynimize geçirilenkırmızıdan mora siyahtan sarıya dönenbukalemun düşünce davranışlar isli çıra gibi…
öpmeden çiçeğini koklamadanbağrına basmadan henüziçin için tutuşup yanarakinsan nereye gidercanının yarısını bırakarak ölümün kutsal çağındakısalır ayaklarındönüp uzun uzun bakarsınbıraksalar darmadağın aşkınıyeniden yaratacaksıninsan nereye giderhasret kurşunu ile yaşayarak sarılmak istersin delicegüzeller güzeli zeytin ağacınakurban olursun havasına suyunayememiş içmemişsindir hanivar etmişsindir yokluktansonra yer yerinden oynarsökülürsün kökündeninsan nereye gideraziz toprağından koparak kıpır kıpırbir özgürlüğe uyanırsıngüller açmıştır yüzündegökyüzüher zamankinden…
Kanın sıcaklığıyla yazıldı şiirlerBedenineSenin sesindi sokaklara saplanan bıçakSaç örgülerini kesen makasSenin sesindiBu göğsümüzde duran türküKiminiz tabut olup taşındınız omuzlardaKiminiz slogan olup yazıldınız pankartlaraŞeref ararlar namus ararlarÖlü bedenleri üstündeSayıları her gün artan kadınların 38. sayıdan
Annemin çiçekli basmadan eteği benzerdi kırlaraYaşadıklarıysa eski mertek evin dumanı hesabı bacasız acıSinmişti tüm dumanı sanki bahtınaOysa annemin hayalleri hep kır çiçeği karlı dağ zirvesiArnavut kaldırımlı O yokuştan yürürdü annemKöşesinde taş duvarları olan yokuşuSabahın aydınlığı ağarırken annemi alırdı arnavut kaldırımlarıAlacakaranlık basmadan annem dönerdi keranları ahşap köhne evineDış duvarları badanasızÖn tarafı camsız ahşap kapısı korunaksızO evBenzerdi…
uğultulu bir boşlukta sallanıyor dünya.bir yünün karanlığında üşüyorum; sanki anlamsızlığın iplikleriyle örülmüş bir battaniyenin altındayım.kulağıma antik çağlardan kalma bir ses fısıldıyor:“adaletin terazisi hâlâ dengede mi?”sonsuz olasılıkların içinde kayboldum.kafa yormaktan yoruldum ve hiçliğin umuduna sığındım.her umudun, her neşenin üzerine bir karanlık çöküyorsanki sevinç, doğası gereği kısa ömürlü.çocukluk, aşk, gençlik…yaşamı güzel kılan her şeyin yolu neden ölümden…
Nisan da gidiyorsokakları bomboş bırakıp öylebahara uyanan ağaçlarıyalnız bırakıp öyle gidiyor Mayıs gelir papatyalarıylaserin ılık esen o akşamüstlerindebir balkondan karşılamak umutlarıhayalinde uzanıp çimenlerin ve yaz geldiğindekokusunda kaybolup bir deniz tuzununkum tanelerini silkeleriz omzumuzdansessizce kavuşuruz belkibir tadımlık yaşamaya 38. sayıdan
Dur biraz dinle,Cildi erken pes etmişlercesineNeden kasmalı kendini böylesineAtıver üstünden ciddi havalarıGünler tersine sarmayacak kiGeride kalacak kısa pantolonlu günlerBüyümeye acelen ne bu kadar Ben her gün sularım çocukça dizeleriSonra yeşerip şiir olur hayallerimOlgun yıllar yüklensek deHalâ zaman var uçurtma keyfineBırak artık boş korkularıİlk yağmurlar ardındanSalıver kendini gökkuşağına Karar ver, kara Gonk çalmadanSon trene henüz bilet…