depremin acı sonuçları, açık bütçelerin derin tahribatlarıdır, Aytekin Ertuğrul
Deprem ne demek? Deprem demek: Yer kabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi…yüzünden oluşan sarsıntı. Yer sarsıntısı. Bizdeki deprem de bu tanıma uyan 6 Şubatta 7,6 ve 7,8 kuvvetinde iki depremdir.20 Şubat Pazartesi itibarıyla can kaybı 41.156’ya yükseldi. AFAD Başkanı yaptığı açıklamalarda şunları da dile getirmiştir.
Arama kurtarma çalışmalarına 35 bin 250 personelimiz destek verdi.
19 bin arama kurtarma personeli aktif olarak devam ediyor.
Bölgede 250 binin üzerinde personelle çalışmalara devam ediyoruz.
Şu anda 15 bin 250 iş makinesi çalışmalarıma devam ediyor.
78 uçak, 116 helikopter aktif çalışmalara devam ediyor.
T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum. Deprem sonrasında açıklamalarda bulunmuştur.
“Erzincan depreminden sonra ülkemizin son bir asırda gördüğü en büyük deprem felaketidir. Bölgedeki 10 ilimizi ve 13,5 milyonvatandaşımızı doğrudan etkilemiştir.
Son bir asırdaki en büyük felakettir.
Yaralılarımız tedavi altındadır. Ocaklarımıza ateş düştü, yüreğimizi dağladı…
Bu acı tarif edilemez.” ifadelerini kullandı.
Depreme hazırlığımız hemen hemen hiç yok. Depremi biz biri birinden daha etkili “ İmar afları” ile karşıladık. Sanki oralara deprem hiç uğramayacak gibi binalar yaptık. Yollar tüneller yaptık. İnsanımıza ilk yardım acil kurtarma ve tahliye konularında yeterli sistemli planlı eğitim vermedik. 14 Mayıs 1950 den sonra gelen dönemde hep açık bütçeler yaparak paramızın ve Türk milletinin gücünü kuvvetini nerede ise sıfırladık. Bu gün Kızılay’da bir defi hacet 5.000.000 TL dir. Başka söze gerek kaldı mı? Atatürk’e göre bağımsızlığımız kalmadı. İsmet Paşaya göre; Türk milletini, rutubetin bir binayı çökertmesi gibi yok ettik.
İşte bu nedenlerle deprem sonuçlarımız çok ağır kaçmıştır. Ölü sayımız 41.150. Yıkılan bina sayımız 14.341. Ağır hasarlı bina sayımız 90.600 bunlar nasıl telefi edilecek bu derin yaralar nasıl sarılacak. Açık bütçelerle normal işleri ve hizmetleri dahi yerine getiremeyen TBMM ve hükümeti ile nasıl güzel günlere ulaşılacak? Bir bilen olsa da söylese. Yok.
Vatanın tamamı, milletin istiklâli tehlikededir. “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Diyen de yok.
Geçen sayımızda Öğretmen Şair Ali Yüce’den söz açmıştık. O diyor ki:
Soğanın kilosu oyun tanesi kaça
Sizin oralarda demokrasi nasıl
Şimdi sağ olsaydı şunları yazardı.
Sizin oralarda depremler nasıl
Çürük binalar nasıl.
Binalarda demir kullanılır mı?
Çimento kullanılır mı? 14 Mayıs 1950 den sonra Bütçe açıkları Türk Milletini Rutubetin bir binayı çökertmesi gibi yok etmiştir. Bu zemin üzerinde gelen DEPREM ise tahribatı derinliğine derin olmuş ve yüksekliğine de yüksek olmuştur.
Bunca felaketleri bize hiç önlem almaksızın yaşatanlara karşı İsyan… biz Türk milletinin hakkıdır. Ben 4 sene İskenderun’da görevle bulundum. Benim görev sürecimde deprem olsaydı ne olurdu bilmem mümkün değildir. İskenderun’da Birçok kardeşimizi ve dostlarımızı kaybettik. Daha önce de yazdım. Bu gaflet dalalet ve hatta hıyanet uygulamaları 14 Mayıs 1950 tarihinde başlamıştır. Bu başlayan gaflet dalalet ve hatta hıyanet dediğimiz şey AÇIK BÜTÇELERDİR: Hala daha açık bütçelerde ısrardır. Son 4 yılın açık bütçeleri toplamda 2303 milyardır. Altından kalkabilirsen kalk. Bir de üstümüze yukarıdaki ölü sayısı, yıkılan bine sayısı ve ağır hasarlı bina sayısı eklenmiştir. Bizi bu sonuca ulaştıran düşmanlarımız açık bütçeler ve Yüce Dinimiz Müslümanlığın ilk emri “ OKU” olmasına rağmen okumamakta ve okutmamakta ısrarlı cehaletimizdir.
Bu tablo düşündürücü bir tablodur. Bu karanlıklardan DENK bütçe ile ancak geçilebilecekken biri birinden açık bütçeleri yapanlar. Açık bütçeleri TBMM den geçirenler ve Danıştay’dan açık bütçelere vize veren kararları çıkaranlar halk deyimiyle söylersek” Aklını peynir ekmekle yemişlerdir”
İnsanlar yanlışlarını tekrarlamayan ders alan yaratıklar olarak bilinir. Ama biz Türklere gelince iş değişiyor. Yanlışlarda ısrar ediyoruz. Osmanlı İmparatorluğu açık bütçeler ve borçlanmalar yapmakla ve dini eğitimden başka bir eğitim yapmamakla SEVR masasına buyur edildi. Atatürk 15 senede denk bütçe + Çağdaş laik eğitim uyguladı. 15 senede dünya örnek bir ülke olduk. 14 Mayıs 1950 den sonra tam tersine bir yola girdik. “ DURMAK YOK YOLA DEVAM” diyoruz. Doğru yol hangisi tarihten ders alınmayacak mı.
Mehmet Akif Ersoy’un o meşhur dörtlüğünü yazmanın tam zamanı işte bu zamandır.W
Geçmişten adam hisse kaparmış, ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar
İbret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.
Mehmet Akif Ersoy
2. sayıdan