AYAKLARIMIZI SÜSLEYEN AKSESUARLAR; AYAKKABILAR TERLİKLER

Kaldırımlarda, apartman kapılarının önlerinde duran bir çift erkek/kadın ayakkabısı gördüğümde içimde bir yerler sızlar; çünkü aklıma o hanelerden birinden bir cenaze çıktığı fikri gelir, yerleşir. Neden konur ki ayakkabılar sokağa? Bu evden cenaze çıktı demek için mi, ölüm bu evden dışarıya olsun demek için mi yoksa ihtiyacı olan bir kişi alıp faydalansın diye mi? Dinimizce bir anlamı olmadığını okumuştum bir yerlerde bu davranış biçiminin ama yine de bir inanış işte.

Nasıl ki bir evin kapısının önünde pek çok ayakkabı görünce o evde bir hareketlilik olduğunu düşünüyorsak (düğün, mevlid, cenaze vb.) arkasına basılarak giyilen ayakkabılar da kabadayıları, külhanbeylerini anımsatmıyor mu sizlere de? Apartmanlarda sokak kapılarının önüne konulan ayakkabılar o hanede oturan kişilerin kültür yapısı hakkında da ister istemez bir fikir verir bizlere.

Bir çift kırmızı rugan ayakkabı ise… Bayramdan önce alınan ama giymek için bayram sabahı beklenen, beklenirken yaşanan heyecanı, coşkuyu, sevinci anlatmaz mı? Hani sabırsızlıkla o anın gelmesini beklersiniz. Ayakkabılarınızı elinize alır, hayran hayran bakar, sever, okşarsınız. Zarar gelecek diye içiniz cız cız eder.

Bir yerlerden duymuştum. Uzun seyahate gidecekler bir erkek ayakkabısını bırakırlarmış kapının önüne. Bu evde bir erkek yaşıyor görüntüsünü vermek üzere. Üstelik de ayakkabıların acele ile çıkarılmış da az sonra dönüp gelip giyilecek gibi yerleştirilmesine özen gösterilirmiş hırsızlık yapacak olanı caydırmak için.

Ayaklarımızı süsleyen aksesuarlar; ayakkabılar, terlikler…

Olmazsa olmazımız; ayakkabılarımız. Hele hele kadınlar her kıyafetin altına uygun renkte ve modelde giymeyi tercih etmezler mi? Abiyesi, ruganı, derisi, bezi, lamesi, doresi, yazlığı, kışlığı, sporu, sandaleti, babeti, makoseni, stilettosu, çizmesi, botu, potini, terliği, tokyosu, takunyası, vb…

Bazısı yaz gününde sandaletin içine çorap giyerek güldürür bizleri. Kimisi ayakkabı nedir bilmez yaz kış terlik giyer çorabının üstüne; çünkü yetişme tarzı, yaşam biçimi budur.

Dans ederken bale pabuçları, kırsal bölgelerde kara lastik. Şehirde ise leopar ya da çiçek desenli olanları genç kızların ayaklarını süslemekte. Bir de pisi pisiler var, genellikle okul törenlerinde kullanılan.

Eve ayakkabı ile girilmesi zengin insanları, modernliği, ayakkabı çıkarılarak girilirse orta gelirli insanları temsil eder nedense. Yani statüyü belirler. Oysa sokağın kirini, tozunu eve sokmak hijyen açısından sakıncalı değil midir?

Ev ayakkabılarını da unutmamak gerekir bayanların günlere, ev gezmelerine giderken götürdükleri.

Camilerde ayakkabıların çalındığını duyarız zaman zaman. Bu yüzden bazı kişiler ayakkabılarını bir poşetin içine koyarak yanına alır. Kimileri ise en eski ayakkabılarını giyer çalınınca üzülmemek için. Sokrates “İyimser bir insan ayakkabıları çalınınca ‘ayaklarım var ya’ diyebilen insandır.” dese de en kötüsü orada öylece yani çoraplarla kalakalmak olsa gerek.

Ayakkabı tamircileri eskiden olduğu gibi yine pençe yapıyor, ayakkabıları tamir ediyor mu? Kalmadı gibi eskiyi onartmak, büyük kardeşin eski ayakkabısını kardeşinin giymesi. Ufacık bir çizik olsa, derisi kalksa hemen yeni bir ayakkabı almaya ihtiyaç duyuluyor adeta. Herkesin bütçesine uygun ayakkabı var günümüzde. Tabii marka takılanlar da mevcut.

Bayanlar da genellikle spor ayakkabılar tercih ediyor. Yüksek topuk tercih edenler var elbette ancak rahat etmek ön planda gibi.

Ayaklarımızı süsleyen aksesuarlar… Buraya kadar anlattıklarımızın hepsi bir kenara. Çeşitli amaçlarla kullanılsa da ayakkabının ve terliğin asıl işlevi ayağı dış faktörlerden korumaktır.

Similar Posts

  • Nasıl Geçti Habersiz

    İstanbul’un Avrupa yakasında temiz bir aile muhitinde yaşıyorlardı. Bir apartman dairesinde yaşasalar bile aslında 60’lı yıllarda yapılmış beş katlı bir müstakil evi andırıyordu bu apartman. Etrafı büyük bahçelerle çevriliydi, bahçenin hangi köşesine bakarsan bir güzellik insana yaşadığını hissettiriyordu. Bahçesinde her mevsim ayrı ayrı dikkat çeken bir detayı vardı. İlkbahar sonunda açmaya başlayan yazınsa hayranlık uyandıran…

  • Bir Anın Aynası

    Veysel Çolak’tan iki şiirli anı Şiir Kâğıt Tütün Cemal Süreya “Beni Öp Sonra Doğur Beni” (1973) adlı kitabını yayımladığında on dokuz yaşındaydım. Şiirlerim Memet Fuat’ın çıkardığı Yeni Dergi’de yayımlanıyordu. O günlerin birinde Arif Damar’ın Suadiye’deki Yeryüzü Kitabevi’ne uğradım. Erken saatlerde gitmiştim. Bütün günümü kitabevinde geçirdim. Akşamına da Cemal Süreya ile buluştuk. Böyle tanışmıştım onunla. Bana…

  • AKSİSEDA

    Zamanı değiştiremiyoruz belki ama biz zaman içinde değişiyoruz. Sesim kulağıma farklı gelmeye başladı. Sanki bir gıcık ! Hem benim iki adım var neden bunca sene haksızlık ettim ki diğer ismime? İstemiyorum artık seni desem bırakabilir miyim? Diğerinin sırası geldi kırılmak gücenmek yok desek. Hem nerden başlayacağım ki ben artık diğer adımı kullanmak istiyorum demeye? Numeroloji…

  • BOZ YEŞİL YAPRAKLI ANKA; DELİCELER

    Bir sabah, sepetin içinde kapınızın önüne terk edilmiş halde bulduğunuz bir bebek sanki ilkten. Ya da ağır geldiğinden bir leyleğin daha fazla taşıyamayıp tam bahçe duvarınızın dibine düşürüverdiği yeşil bir gülümseme. Çat kapı yapmışçasına. Ansızın karşınızda. Bahçe sularken gördüm. Bir delice zeytin bitivermiş taş duvarın dibinden. Akşamdan sabaha. Üç beş yapraklık körpecik fide gün ışığı…

  • ÖYLE BİR SİTE HAYAL EDİYORUM Kİ!

    İdeal bir sitede olmasını istediğimiz neler olabilir hiç düşündünüzmü?Ben düşündüm işte; belki ömrümüzü sonlandıracağımız siteler aslında yaşam alanlarımız da sayılır.Eee o zaman olmasını arzu ettiğimiz ve zorunluluğu da gereken neler olabilir… Şöyle ki: 1- Acil durumlarda özellikle ilk yardım müdahalesi için, sağlık ekibi ve sağlık odası (Revir gibi) yapılabilmesi,2- Kuaför odası (haftada iki gün gelebilecek)nişan,…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir