BOZ YEŞİL YAPRAKLI ANKA; DELİCELER

Bir sabah, sepetin içinde kapınızın önüne terk edilmiş halde bulduğunuz bir bebek sanki ilkten. Ya da ağır geldiğinden bir leyleğin daha fazla taşıyamayıp tam bahçe duvarınızın dibine düşürüverdiği yeşil bir gülümseme. Çat kapı yapmışçasına. Ansızın karşınızda.

Bahçe sularken gördüm. Bir delice zeytin bitivermiş taş duvarın dibinden. Akşamdan sabaha. Üç beş yapraklık körpecik fide gün ışığı altında parlıyordu. Ot sansan yeridir. Lakin zeytin. Üstelik delice. Deliceler, toprak üstünde bir gövdesi bile olmaksızın yerin altından süren zeytin köklerinin kim bilir kaç zamanlık ağır bir komadan, belki yüz yıllık uykudan uyanırcasına göz kırpışlarıdır. Bir kökün yıllar, yıllar süren sessizliği ardından ağaç olmaya duruşu kendi küllerinden doğan Anka kuşunun öyküsüncedir. Küllerinden değil, köklerinden doğan deliceler, zeytinlerin Ankasıdır desek yeridir.

Deliceler, insan eliyle dikilmiş zeytin fidelerinden değil. Fideleri siz seçer alırsınız; oysa deliceler… Sahibini de, bahçesini de seçen onlardır. Belki gövdesi kesilmiş belki yanmış bir zeytin ağacının topraktaki kökünün, kim bilir kaç on, yüz yıl sonra yeniden toprak yüzünde belirmeye karar veriş öyküsünün ilk satırlarıdır onlar.

Yabani otlar gibi kuytuda bitivermiş delice zeytinler, yok olmaya deli dolusundan bir meydan okumadır da. Zeytin ağaçları içinde en dayanaklı olarak bilinen delicelerin, bir sabah boz yeşil körpe yapraklar halinde göz önünde belirivermesi, binlerce yıl toprak altında kaldıktan sonra bir kazıda ortaya çıkmış yazıtların uyandırdığı sevinci duyumsatır.

Delice zeytinler nerede, ne zaman bitecekler kendileri belirler. Biraz asimsi bir tavırmış gibi bulunabilir bu. Öyle bile olsa tatlı bir asilik onunkisi. Başkaldırısı da isyan nitelikli değil. Artık toprak altında değil, toprağın üstünde var olup, yeniden hayata tutunma isteği yalnızca.

Delice zeytinleri el üstünde tutarım. Onların gün ışığına çıkmak için gösterdikleri yıllar süren sabırlarına, bereket yüklü dallar büyütmek için ola ola bir duvar dibinden de olsa baş vermelerine kim saygı duymaz ki? Onca sene boyunca gün yüzüne çıkmak için bir yol aramış, sonunda başarmış bir kökün gizli öyküsü olan deliceler, gerçekten delidir. Ancak delice bir azim başarır zira bunu.

Doymaz iştahı ile betonun değdi mi yok eden eli şimdilerde zeytin ağaçları ile kaplı dağlara kadar uzandı. Fütursuzca tıklım tıklım dolmuş kentlerin gözü, kendilerine yeni yerler açmakta oluyor artık. Bu yüzden üzerinde bin bir türlü şifalı bitki olan makilikler, tarlalar, zeytinlikler, ovalar arsa kıyafetine büründürüldüğü anda başlar delicelerin bir duvar dibine dek sürecek arayışı. On yıllar alabilecek bir kuluçka sonrasında yumurta kabuğunu kırar gibi köklerin toprağı çatlatması, artık karanlıktan aydınlığa çıkıp, ağaç olmak kararlığıdır.

Evvelce diktiğim zeytin fideleri pazardan alınma idi. Hurma cinsi zeytin fidesi pek bulunmadığından çoğu tirilye idiler. Bir sapta üç zeytin verdiklerinden tirilyeler en çok aranan cins oluyorlar. Cinsine bakmaksızın aldığım epeyce zeytin fidanı kimileyin şiddetli rüzgârdan dolayı kökünden sökülüp kurudu kimileyin de daha körpe fidanken yaza kadar kendi başlarına kalmalarından ötürü bakımsızlıktan kurudu. Diktiğim fidelerin binlerce yıl yaşayacak zeytin ağaçlarına dönüşmesini beklerken birkaç kez daha fide almam gerekmişti böylece.

Sabah erkenden açılıp, içine birkaç ateş küreği kığ yani koyun gübresi serpiştirilmesinin ardından su ile doldurulmuş yuva suyunu emdikçe yeniden su ile doldurarak şerbetinin de yapılmasından sonra gün inmeden fideleri dikmiştim her seferinde. Ertesi yaz yeniden geldiğimde onu serpilmiş görmeyi diliyordum ki oraların zorlu rüzgârını hiç hesaba katmadığımı pazardan alınma fideleri kurumuş halde görünce anladım.

Oysa bir delice zeytin fışkınını hiçbir rüzgâr kolay kolay yerinden sökemez. Zira seneler boyunca toprak altından yürümüş delicelerin kökleri haliyle pek sağlamdır, tutunma sorunları yoktur. Buzdağı gibidirler, diyeceğim. Yeni baş vermiş bir delicenin görünmeyen kısmı yani kökü, bir otu andıran cılızlıktaki, artık toprak üstünde görünür olmuş gövdesinden kat be kat güçlüdür. Ulu dağlar da öyle değil midir? Toprağın üstündeki yükseltilerinden belki daha fazlası onları taşıyan kaideler, temeller olarak altta uzanmaz mı?

Fidesi belki de ısmarlanarak, seçilerek alındıktan sonra ellerinizle dikip, onca özen gösterdiğiniz fidanlar toprağa sıkıca bağlanamaz kururken bir sabah, bir delicenin sürprizi, zeytingiller ailesinin sizin gönlünüzü alması gibidir. Ulu ağaçları bile kökten söken Çeşme’nin hırçın rüzgârına rağmen yirmi yıldan fazladır tutunuşun adı olan delice zeytin, hünnaba komşu büyürken hala meyve vermedi. Ne sert rüzgârlar esti dalları arasından. Etrafından tadilat artıkları hiç eksik olmadı. Boyu, sırtını yasladığı duvarın boyunu çoktan aştı. Kökü zaten kendinden belki yüzlerce yıl yaşlı, eski.

Bir anda kendiliğinden gözünüz önünde bitivermiş bir delice zeytinin verdiği mutluluk, Tufan’da, sonunda karanın bulunduğunu müjdeleyen zeytin dalının verdiğince bir mutluluk belki de. O tufanda karasız yani topraksız kalan insanlardı. Şimdi zeytinler tufan yaşıyor. O kadar topraksız kaldılar ki yerin altında ilerleyen kökleri yer üstünde baş verebilecek yer olarak duvar diplerini bulabiliyor anca…

Similar Posts

  • |

    Göynekli

    Çocuk edebiyatına kazandırdığı şiir ve öyküleriyle tanınan, emekli öğretmen, şair- yazar Ümran Erol bu kez Klaros yayınlarında, Mart 2022’ de basılan “Göynekli” adlı romanını edebiyat dünyasında okurlarıyla buluşturuyor.İlgiyle okuduğum “Göynekli” romanını tanıtmak amacıyla roman üzerine düşündüklerimi, yorumlarımı okurlara aktarmak istiyorum:12 bölümden oluşan romanın bitiminde 1.2.3. numaralarla final yüklemesi yapan yazar, okuru romanın bitiş finaline ortak…

  • AYAKLARIMIZI SÜSLEYEN AKSESUARLAR; AYAKKABILAR TERLİKLER

    Kaldırımlarda, apartman kapılarının önlerinde duran bir çift erkek/kadın ayakkabısı gördüğümde içimde bir yerler sızlar; çünkü aklıma o hanelerden birinden bir cenaze çıktığı fikri gelir, yerleşir. Neden konur ki ayakkabılar sokağa? Bu evden cenaze çıktı demek için mi, ölüm bu evden dışarıya olsun demek için mi yoksa ihtiyacı olan bir kişi alıp faydalansın diye mi? Dinimizce…

  • KAVRAMLARDAN İNSANLIĞA

    “Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik, ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk: kardeşçe yaşamayı!.” Martin Luther King Geçtiğimiz günlerde bir TV programının konuğu, “Türkiye’de kavramlar kavga ediyor, kavramların kavgası yerine bilgiler önemlidir, bilgilerin konuşulması, tartışılması lazım.” dedi. Konuğun bu sözüne katılıyorum. Ancak, kavramların içeriği gerçekten biliniyor mu? Acaba, kavramların içeriğindeki bilgileri, günlük…

  • Öykümüz

    Hatırlar mısın bilmem o kasvetli geceyiBeni ışıltınla peşinden sürükleyişiniTüm ürkekliğimle peşinden takip edişimiElini tutarkenki gizli titreyişimi Sandım ki ilk bölümüydü öykümüzünGelmesini bekledim yıllarca devamınınArtık boş kalmıştı satırlar gibi umutlarımO gece Son buluşuydu öykümüzün.

  • ÖYLE BİR SİTE HAYAL EDİYORUM Kİ!

    İdeal bir sitede olmasını istediğimiz neler olabilir hiç düşündünüzmü?Ben düşündüm işte; belki ömrümüzü sonlandıracağımız siteler aslında yaşam alanlarımız da sayılır.Eee o zaman olmasını arzu ettiğimiz ve zorunluluğu da gereken neler olabilir… Şöyle ki: 1- Acil durumlarda özellikle ilk yardım müdahalesi için, sağlık ekibi ve sağlık odası (Revir gibi) yapılabilmesi,2- Kuaför odası (haftada iki gün gelebilecek)nişan,…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir