Denk Bütçe

Yazar: Aytekin Ertuğrul

Asgari ücretlerin 30.217 TL olması gerekir: Küsuratını atalım. 22 senede elde edilen kalkınmadan hissemizden de vaz geçelim. Hazineye bağışlayalım. Bu gün asgari ücretlerin en az 30.000 TL olması gereklidir. Gerisi havanda su dövmektir. Asgari ücretlerimize zam istemiyoruz. O halde Türk milletinin her ferdinin tezi şu olmalıdır. Asgari ücretlerin alım gücünün 2003 yılındaki altın alım gü- cüne getirilmesini istiyoruz. Türk milleti asgari ücretlerin 2003’teki altın alım gücünde tutulmasını talep etmektedir. Özetlersek: 2003’te asgari ücretlerle 10 çeyrek altın alınabiliyordu. Bugün 10 çeyrek altın alabilmek için asgari ücretler 30.000 TL olmalıdır. Bir de bu hesabı gram altın üzerinden yapalım. 2003’te gram altın 18 TL idi. Asgari ücret de 250 TL bölelim 250 : 18 = 13,8 Bugün altın gram fiyatı ise. 1928 TL dir. Bu rakamı 13 ile çarpalım. Ama rakamı çarpalım biz çarpıl- Demek ki asgari ücretlerde çeyrek altın temel alınırsa, Asgari ücret- ler 30.000 TL olmalıdır. Gram altın temel olarak alınırsa asgari öücretler26.500 TL olmalıdır. Bugün 25 Aralık 2023’tür. Hala daha Asgari ücret komisyonu 2024 yılının asgari ücretlisinin alacağı asgari ücretleri hesaplayamamıştır. Asgari ücretlerine hesaplanmasında asgari değerlerin korunması gerekir. Bu değer de ancak ve ancak DENK bütçe ile korunur DENK bütçeye dayanmayan ve DENK bütçelerle ko- runmayan asgari ücretler Türk milletine fayda sağlamaz. AKP’nin döneminde açık bütçelerle ve açıktan para basmakla ge- linen nokta uçurumun ta kendisidir. Türk hazinesi ve Türk maliyesi asgari ücretlerimizin bile alım gücünü koruyamayacak ve ödeyemeyecek bir dü- zeye indirilmiştir. Bunu sebebi açık bütçelerdir. Buradan tek çıkış vardır. TBMM’ni terk etmek değil DENK Bütçe yapmaktır. NOKTA. Op. Dr. Aytekin Ertuğrul (E ) Dz Tbp Kd. Alb. Türk Milletinin Bir Ferdi

Yasemin KAYA Beylik cümleler vardır hani: “Hayat bir yoldur.” derler ya da “Ömür bi- ter, yol bitmez.” Hayat, hakikaten bir yoldur, senelere yayılan, iki yanı çakırdikenli, bazen çiçek kokuları bazen atık kokuları içinde akıp giden; geriye dönüp tekrar aynı yoldan geçmenin, aynı manzarayı görmenin imkânsız olduğu; menzili mezar olan bir yol. Bugün mecâzî anlamlı o yoldan değil, gerçek anlamıyla gittiğimiz, döndüğümüz, çiğnediğimiz yollardan bahsedeceğim. Ömrümüzün her deminde bir yerden yere varmak için tükettiğimiz yollar; bizi bir yerlere kavuşturan, bir yerlerden ayıran, hiç bitmeyen yollar ve yol hikâyelerimiz. Benim yol hikâyem, çok erken yaşlarımda başladı, yatılı okul sınavlarını kazanınca tanıştım otobüs ter- minalleri ve şehirlerarası otobüslerle. Büyüdüğüm şehrin doğusundaki o şehre ilk yolculuğumu babamla birlikte yaptık. Gözü açılmamış, kapalı bir çevrede büyümüş on dört yaşında, bir kızın ürkekliği ve genç bir ruhun macera merakının heyecanı vardı üzerimde. Sonra aynı yolu, her yıl yarıyıl ve yılsonu tatillerinde olmak üzere dört kez gelip gittim, bu üç yıl sürdü. İlk yıllar ailemden ayrılmanın, son yıl okulumdan ve arkadaş- larımdan ayrılmanın kederiyle gittiğim, bazen gözyaşlarıyla suladığım o yollar. İnsan nereyi severse, nereye alışırsa orası vatan, ayrılıp gittiği yer YOL HAYALLERİ

gurbet oluyormuş, bunu o yaşlarda öğrendim. O eski püskü takır tukur otobüslerde genellikle gece yolculukları yapardık, varacağımız yere sabah aydınlığında ulaşmak için. Gece bütün gizemli heybetiyle dünyaya çökünce duygular daha bir ağırlaşır, zihin hakikat çizgisinden hayal çizgisine çok çabuk kayar. İki yanında bazen yeşilin köpürdüğü, bazen sarının hasta ettiği, bazen beyazın parladığı mevsim mevsim yollar gördüm. İçerde ışıkları sönük otobüs, farların zayıf ışığıyla yarım yamalak ay- dınlanan yolda, tükenmez bir inatla varış noktasına koşarken başını cama dayayıp hızlıca geçen manzaraları izlemenin hazzı hiçbir şeye benzemez. Bu, ıssız bir dağın en tepesinde oturup yıldızlı bir gökyüzünü seyretme- nin zevkiyle aynı şeydir. Ayağa kalksan semadan istediğin yıldızı -daldan meyve koparır gibi- koparacak gibi hissedersin hani ve göğün sonsuzluğu içini ürpertir. Bu büyüklükte ölü- mün bile bir son olmadığını fikreder, ölümsüzlüğünü keşfedersin; bu gökyüzünü yaratan, seni de yaratmıştır ve üstelik seni bu muhteşem gökyüzünü görmenin, izlemenin, üzerine düşünmenin bilinciyle donatmıştır. Yollar da benzer hisler uyandırır bende. Çoğu kere yolun aşağısında, titrek, cılız ışıklarıyla köy evleri görürsün, acaba orada yaşayan insan- lar nasıl kişilerdir, gurbeti bilirler mi, ayrılığı hiç yaşadılar mı gibi sorular geçer zihninden. Ne olursa olsun çok mutlu ve rahat olduklarını düşünür, onlara imrenirsin, sıcak bir yuvanın özlemi bütün damarlarını elektrikleyerek bedeninden geçer. Bazen garip bir çeşme görürsün, kimden gelip kime gittiği bilinmeyen gizli bir iyilik gibi kendi kendine şırıldayarak akıp toprağa dağılır, suyunun dünya durdukça aralıksız akacağına inanırsın. Boş arazilerden geçerken otobüsle başa baş koşan bir kır at düşlersin bazen. Sanki senin izindedir, seni yalnız bırakmamak için gideceğin yere kadar gelecektir. Beyaz yeleleri uçuşur- ken güçlü toynakları toprağı taş kaya demeden döğer, arada asil başını yukarı kaldırarak ön ayakları üzerinde dikelerek seni selamlar. Sen gittikçe hemen seninle aynı hizada koşmaya devam eder, sabırla, sadakatle, sevgiyle. “Korkma, üzülme, ben hep ya- nında olacağım, seni bırakmam.” der gizli açık bütün lisanıyla. Gece yolla birleşince, düşler ülkesine bin bir kapı açılır, o bin bir kapının ardında benzersiz güzellikler, hisler, fikirler, hayaller vardır, fakat hepsinin üstüne çıkmaz bir boya gibi biraz keder bulaşmış, biraz hüzün sinmiştir nedense. Yol hikâyem, üniversite yıllarında da devam etti. Bu defa batıya

doğru sayısını unuttuğum yolculuklar yaptım, o zamanlar ne hızlı tren vardı, ne uçak yolculukları bu denli ulaşılabilirdi. Onun için çok saatleri, haftaları, ayları, seneleri kara yollarına sere sere yaşadım. Yol kederim, uzun yıllar devam etti tâ ki bir yere yerleşip oranın sâkini oluncaya kadar. Sonraki seyahatler ya tatil ya gezi için olunca yollardan ve yolculuklardan keyif almaya bile başladım fakat gecenin indiği zamanlarda keder izi, hüzün kokusu yollardan hiç çıkmadı. Şimdi şunu biliyorum ki ömür oldukça yol olacaktır, bazen hiç hesapta olmayan yollar, yolculular çıkı- yor insanın karşısına. Ve bunlar – kısa ya da uzun mesafe- hiç bitmeyecek. Yolu ve yolculuğu sevmeye mecburuz. Belki şunu bile demek lazım: “Al- lah, yoldan geri koymasın.” Canımız sağ oldukça bir yerlere gideceğiz, bir yerlerden geleceğiz. Sevgili de demiş ya: “Dünyada bir yolcu gibi ol.” Yolumuz açık, yükümüz güzellik, iyilik olsun. Yolun ve yolculuğun bütün anlamlarınca yollarımızın hep en sev- diklerimize çıkması, varacağımız yerlere sevgiyle, sağlıkla, huzurla, mutlulukla kavuşmak dileğiyle hepimize “İyi yollar, yolculuklar” diliyo- rum.

Bu yazı, Nehirden Kültür Sanat ve Edebiyat Bülteni’nin 12. sayısında yayımlanmıştır.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir